sadık ödat, eskimiş (sa:dık) Arapça ¹¥di® 1 . Doğru, gerçek. 2 . Dostluğu ve bağlılığı içten olan, sadakatli: "Biri...
sadık
ödat, eskimiş (sa:dık) Arapça ¹¥di®
1 . Doğru, gerçek.
2 . Dostluğu ve bağlılığı içten olan, sadakatli:
"Birisi onu alsa en sadık hanım olacak, en güzel yiyecekleri pişirecekmiş."- Ç. Altan.
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller
sadık kalmak Birleşik Sözler
fecrisadık
Sadık Karan
Sadık Gürbüz
Sadık Şendil
Sadık Nedir?
Dini Kavramlar Sözlüğü
Doğru sözlü olmak, gerçeği söylemek, doğru haber vermek, sözünü (va'd ve vaîdini) yerine getirmek, nasihat ve sevgide samimi, iş ve işlemlerde dürüst ve güvenilir olmak, hükmün vâkıaya uygun olması anlamlarındaki "s-d-k" kökünden türeyen sâdık doğru sözlü, samimi, dürüst, ihaneti ve yalanı bulunmayan anlamına gelir.
Tanrı'ın sıfatı olarak sâdık, söz, iş, va'd ve vaîdinde doğru olan; her sözünü yerine getiren, yalanı, hatası, hilesi, aldatması, bulunmayan anlamına gelir. Tanrı'ın bu sıfatı, Kur'ân'da azamet çoğulu olarak "sâdıkûn" şeklinde bir âyette geçmiştir: "...Biz şüphesiz sâdık olanlarız." (En'âm, 6/146). Tanrı'ın bu vasfı, Kur'ân'da "sadaka" fiili ile de ifade edilmiştir: "(Ey Peygamberim!) De ki: Tanrı doğru söylemiş oldu. O şekilde ise Tanrı'ı birleyici olarak İbrahim'in dinine uyun..." (Âl-i İmrân, 3/95), "(Cennettekiler); `Bizlere verdiği sözü yerine getiren ve bizi dilediğimiz yerde oturacağımız bu aden yurduna vâris kılan Tanrı'a hamd olsun, çalışanların tutarı ne güzeldir.' dediler." (Zümer, 39/74). En doğru sözlü olan Tanrı'tır.
Şu âyet, bu gerçeği ifade etmektedir: "Ãmân edip sâlih amel işleyenleri zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız, onlar orada ebedî kalacaklardır. Bu, Tanrı'ın gerçek vadidir. Tanrı'tan daha doğru sözlü kim olabilir?" (Nisâ, 4/122). Kur'ân, Tanrı'ın sözüdür. Sözlerin en doğrusu ve âdil olanıdır: "Rabbinin sözü sıdk ve hakkaniyet bakımından tamamlandı..." (En'âm, 6/115). Kur'ân'da Tanrı'a sâdık denildiği şeklinde, peygamberlere (Yûsuf, 12/51), meleklere (Hicr, 15/64) ve müminlere (Ahzâb, 33/24) de sâdık denmiştir.
Mümin olmayan insanoğlu da doğru konuşabilir, iş ve işlemlerinde dürüst olabilir, söz ve sözleşmelerine uyabilir, bunların verdiği haberler vakıaya uygun olabilir. Sadece bir insanoğlunun sâdık vasfını alabilmesi için her şeyden ilkin mümin olması gerekir. Bundan dolayı Kur'ân'da, müminlere sâdıklar denilmiş (Ahzâb, 33/35; Hucurât, 49/15) ve sâdık insanoğlu; Tanrı'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere îmân eden, (Bakara, 2/177), Tanrı'a ve Peygamberine yardım eden (Haşr, 59/8), Tanrı yolunda malı ve canıyla cihat eden, (Hucurât, 49/15), beş zaman namazını kılan, malının zekatını veren, akrabalarına, yetimlere, fakirlere, yolculara (Tanrı yolunda çalışanlara) dilencilere, özgürlüğüne kavuşmak isteyen esirlere maddî yardımda bulunan, sözleşme yapmış olduğu vakit sözleşmesine uyan, sorun, hastalık ve cenk zamanlarında sabreden, Tanrı'a karşı gelmekten sakınan (muttakî), iyi, hayırlı, güzel ve sâlih ameller işleyen, insanlara iyilik eden (berr) (Bakara, 2/177) kimseler olarak tanıtılmıştır.
İnsanın, îmânında (Ankebût, 29/2-3), niyetinde (Muhammed, 47/20-21), sözlerinde (Ahzâb, 33/70), sözleşmelerinde, adak ve yeminlerinde (Ahzâb, 33/23), ticaretinde (Rahmân, 55/9), amellerinde, tüm iş ve işlemlerinde (Tirmizî, Büyu', 4) doğru olması, sâdık olmasının sonucudur. Bir insan îmân edip Tanrı'ın komut ve yasaklarına uyar, Tanrı ve insan haklarına riâyet eder, söz, sözleşme, yemin, tecim, vazife, iş ve işlemlerinde dürüst olursa "sâdık" vasfını kazanmış olur.
Dini Kavramlar Sözlüğü
Doğru sözlü olmak, gerçeği söylemek, doğru haber vermek, sözünü (va'd ve vaîdini) yerine getirmek, nasihat ve sevgide samimi, iş ve işlemlerde dürüst ve güvenilir olmak, hükmün vâkıaya uygun olması anlamlarındaki "s-d-k" kökünden türeyen sâdık doğru sözlü, samimi, dürüst, ihaneti ve yalanı bulunmayan anlamına gelir.
Tanrı'ın sıfatı olarak sâdık, söz, iş, va'd ve vaîdinde doğru olan; her sözünü yerine getiren, yalanı, hatası, hilesi, aldatması, bulunmayan anlamına gelir. Tanrı'ın bu sıfatı, Kur'ân'da azamet çoğulu olarak "sâdıkûn" şeklinde bir âyette geçmiştir: "...Biz şüphesiz sâdık olanlarız." (En'âm, 6/146). Tanrı'ın bu vasfı, Kur'ân'da "sadaka" fiili ile de ifade edilmiştir: "(Ey Peygamberim!) De ki: Tanrı doğru söylemiş oldu. O şekilde ise Tanrı'ı birleyici olarak İbrahim'in dinine uyun..." (Âl-i İmrân, 3/95), "(Cennettekiler); `Bizlere verdiği sözü yerine getiren ve bizi dilediğimiz yerde oturacağımız bu aden yurduna vâris kılan Tanrı'a hamd olsun, çalışanların tutarı ne güzeldir.' dediler." (Zümer, 39/74). En doğru sözlü olan Tanrı'tır.
Şu âyet, bu gerçeği ifade etmektedir: "Ãmân edip sâlih amel işleyenleri zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız, onlar orada ebedî kalacaklardır. Bu, Tanrı'ın gerçek vadidir. Tanrı'tan daha doğru sözlü kim olabilir?" (Nisâ, 4/122). Kur'ân, Tanrı'ın sözüdür. Sözlerin en doğrusu ve âdil olanıdır: "Rabbinin sözü sıdk ve hakkaniyet bakımından tamamlandı..." (En'âm, 6/115). Kur'ân'da Tanrı'a sâdık denildiği şeklinde, peygamberlere (Yûsuf, 12/51), meleklere (Hicr, 15/64) ve müminlere (Ahzâb, 33/24) de sâdık denmiştir.
Mümin olmayan insanoğlu da doğru konuşabilir, iş ve işlemlerinde dürüst olabilir, söz ve sözleşmelerine uyabilir, bunların verdiği haberler vakıaya uygun olabilir. Sadece bir insanoğlunun sâdık vasfını alabilmesi için her şeyden ilkin mümin olması gerekir. Bundan dolayı Kur'ân'da, müminlere sâdıklar denilmiş (Ahzâb, 33/35; Hucurât, 49/15) ve sâdık insanoğlu; Tanrı'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere îmân eden, (Bakara, 2/177), Tanrı'a ve Peygamberine yardım eden (Haşr, 59/8), Tanrı yolunda malı ve canıyla cihat eden, (Hucurât, 49/15), beş zaman namazını kılan, malının zekatını veren, akrabalarına, yetimlere, fakirlere, yolculara (Tanrı yolunda çalışanlara) dilencilere, özgürlüğüne kavuşmak isteyen esirlere maddî yardımda bulunan, sözleşme yapmış olduğu vakit sözleşmesine uyan, sorun, hastalık ve cenk zamanlarında sabreden, Tanrı'a karşı gelmekten sakınan (muttakî), iyi, hayırlı, güzel ve sâlih ameller işleyen, insanlara iyilik eden (berr) (Bakara, 2/177) kimseler olarak tanıtılmıştır.
İnsanın, îmânında (Ankebût, 29/2-3), niyetinde (Muhammed, 47/20-21), sözlerinde (Ahzâb, 33/70), sözleşmelerinde, adak ve yeminlerinde (Ahzâb, 33/23), ticaretinde (Rahmân, 55/9), amellerinde, tüm iş ve işlemlerinde (Tirmizî, Büyu', 4) doğru olması, sâdık olmasının sonucudur. Bir insan îmân edip Tanrı'ın komut ve yasaklarına uyar, Tanrı ve insan haklarına riâyet eder, söz, sözleşme, yemin, tecim, vazife, iş ve işlemlerinde dürüst olursa "sâdık" vasfını kazanmış olur.
SADIK sıf. (ar. şıdktan sadık)
1. (Bir hiç kimseye) sadık, bir hiç kimseye bağlılığı, sadakati devamlı olan, güvenilir kimse ya da hayvan için kullanılır: Sadık bir dest. Sahibine sadık bir köpek.
2. (Bir hiç kimseye) sadık, aşk ilişkisinde bir hiç kimseye bağlı olan, bilhassa de eşini aldatmayan kimse için kullanılır: O, bana devamlı sadıktı. Sadık bir koca.
3. Bir şeye (soyut) sadık, ona bağlı olan, ondan vazgeçmeyen kimse için kullanılır: ilkelerine sadıktır.
4. Bir hiç kimseye, bir şeye sadık kalmak, ona olan bağlılığını sürdürmek, ona devamlı bağlı kalmak.
*Esk. Doğru, gerçek. || Sadık-Cıl-beyan, sadık-ül-kavl, sadık-Cıl-kelam, sözü değru, doğru sözlü olan. || Sadık-ül-vaad, sözünün eri, sözünde duran.
1. (Bir hiç kimseye) sadık, bir hiç kimseye bağlılığı, sadakati devamlı olan, güvenilir kimse ya da hayvan için kullanılır: Sadık bir dest. Sahibine sadık bir köpek.
2. (Bir hiç kimseye) sadık, aşk ilişkisinde bir hiç kimseye bağlı olan, bilhassa de eşini aldatmayan kimse için kullanılır: O, bana devamlı sadıktı. Sadık bir koca.
3. Bir şeye (soyut) sadık, ona bağlı olan, ondan vazgeçmeyen kimse için kullanılır: ilkelerine sadıktır.
4. Bir hiç kimseye, bir şeye sadık kalmak, ona olan bağlılığını sürdürmek, ona devamlı bağlı kalmak.
*Esk. Doğru, gerçek. || Sadık-Cıl-beyan, sadık-ül-kavl, sadık-Cıl-kelam, sözü değru, doğru sözlü olan. || Sadık-ül-vaad, sözünün eri, sözünde duran.
Kaynak: Büyük Larousse
Sadık Karan
Sadık Gürbüz
Sadık Şendil
YORUMLAR