OKUMAK g. f. 1. Bir şeyi okumak, bir kimse sözkonusuysa, bir dilin yazılı işaretlerini tanımak, bu işaretlerin ya da bileşimlerinin...
OKUMAK g. f.
1. Bir şeyi okumak, bir kimse sözkonusuysa, bir dilin yazılı işaretlerini tanımak, bu işaretlerin ya da bileşimlerinin seslerini (bilhassa gözle izleyerek) zihinsel olarak ya da yüksek sesle birleştirmek ve onlara bir mana vermek; çözmek: Arapça okuyabiliyorum, ama bu dili hemen hemen çok iyi bilmiyorum. Hiyeroglifleri okumak. Okumayı yeni öğrenen bir çocuk. Heceleyerek okumak. "b"leri "p" okuyor.
2. Bir metni okumak, içeriğini değerlendirmek için gözden geçirmek; içeriğini öğrenmek: Kitap okumak. Trende gazete, dergi vb. okumak. Mektup okumak. Görevi kabul etmeden ilkin metni okumak istiyor.
3. Bir yazarı okumak, yazılı eserlerinin içeriğini öğrenmek, bilmek: Dostoyevskiy'i okudunuz mu?
4. Bir şeyi (bir metinde) okumak, okuma kanalıyla haberi olmak, onu öğrenmek: Gazetelerde okuduğuma bakılırsa haftaya havalar düzelecekmiş. Bu konuyu nerede okudun? Bu konuyu bir kitapta okumuştum.
5. (Bir hiç kimseye) bir şey okumak, dinleyiciler önünde bir metni seslendirmek: Küçüklere masal okumak. Edebiyat matinesinde şiirlerini okudu.
6. Bir şeyi (işaretler, imgeler vb. bütünü) okumak, yazı dışındaki işaretler, imgeler bütününü yorumlayabilmek, anlamını çözmek, idrak etmek: Grafik okumak, istatistikleri okumak. Gizyazı okumak.
7. Bir şeyi, belirgin bir şekilde okumak, onu belirgin bir şekilde yorumlamak, idrak etmek: Bu metni iki şekilde de okuyabiliriz.
8. Bir şeyi (kaydedilmiş bir şeyi) okumak, bir aygıttan söz ederken, kaydettiğini tekrardan vermek.
9. Bir şeyi okumak, onu ezbere söylemek: Hadi bizlere bir şiir oku. Ezan okumak. Dua okumak.
10. Bir şeyi (mevzu, ders, ders kitabı vb.) okumak, bir mevzuyu ya da dersi okulda, bir öğretmenin yanında ya da yazılı şeyler üstünde emek harcayarak öğrenmek: İki senedir İngilizce okuyor, ama hâlâ hiçbir şey öğrenemedi. Lisede din dersi okudunuz mu? Bizler bu kitabı okumuyoruz.
11. Bir tahsil kurumunu okumak, orada tahsil görmek: Liseyi Ankara'da okudu.
12. Bir şeyi (soyut) bir kimsenin yüzünden, gözlerinden vb. okumak, bir takım emarelere dayanarak onu idrak etmek, çıkarmak: Beni küçümsediğini gözlerinden okudum.
13. Bir kimsenin içini, düşüncesini okumak, tasarılarını, gizli saklı sebeplerini, düşüncelerinin özünü idrak etmek.
14. Şarkı, türkü okumak, şarkı, türkü söylemek: Çok güzel türkü okur.
15. Geleceği okumak, bir şeyi yıldızlardan, el çizgilerinden vb. okumak, anlamlı ve ayırtedici olduğuna inanılan işaretleri yorumlayarak geleceği evvelde kestirmek.
16. Bir kimseyi, bir şeyi okumak, nefesi kuvvetli olduğuna inanılan bir kimse sözkonusuysa, bir kimseyi nazardan korumak, hastalığını iyileştirmek vb. bir sebeple ona ya da ona verilecek, içirilecek bir şeye dua okumak, nefes etmek.
17. Yörs. Bir yere çağırmak, davet etmek.
18. Arg. Bir şeyi okumak, bir zor karşısında bilmiş olduğu bir şeyi izah etmek, anlatmak: Karakolda tüm bildiklerini okudu.
19. Okuyup üflemek, bir kimseyi hastalık, nazar vb.'den korumak için okumak, ona nefes etmek. || Nalet okumak - LANET. II Masal okumak - masal. || Maval okumak - MAVAL. || Meydan okumak - meydan. || Nota okumak - nota. |j Rahmet okumak - rahmet.
*Bilş. Bir bilgisayarın çevre birimini oluşturan bir giriş organına sunulan ya da bir bellekte depolanmış bir bilgiyi, bilgisayarın başka bir birimine (merkezi birim ya da hafıza) iletmek amacıyla tanımak, durumunu incelemek.
*Matbaac. Prova okumak, kitap, gazete, dergi benzer biçimde basılmak suretiyle dizilen yazıların, prova denen sayfalarını okuyup lüzumlu düzeltmelerini yapmak.
*Telekom. Ses okumak, bir ses okuma gerçekleştirmek.
* gçz. f.
1. Tahsil görmek: Bu çocuk okumak istiyor. Okumazsan bilgisiz kalırsın.
2. Bir mekanda, bir tahsil kurumunda okumak, orada tahsil görmek, görüyor olmak: Tip fakültesinde okuyor. Yurtdışın- da okumak.
3. Bir belirteçle, derslerinde başarıya ulaşmış olmak ya da olmamak: Kızı çok iyi okuyor. Belli bir miktar güç okudu.
4. Kendini kitap okumaya vermek: Yeterince okumuyorsunuz.
5. Bir kimsenin sülalesine, geçmişine vb. okumak, ona küfretmek: Yedi sülalesine okudu.
6. Canına okumak - can.
* okunmak edilg. f.
1. Okumak eylemine mevzu olmak: Hiyerogliflerin ilk kez kimin tarafınca okunduğunu biliyor musun?
2. Okumak eylemi yapılmak, gerçekleştirilmek: Bu kadar kuvvetsiz bir ışıkta kitap okunmaz. Tatilde iyi okunuyor.
3. Bir yapıt, bir yazar vb. sözkonusuysa, hepimiz için okuma nesnesi olmak: Bu roman bundan böyle okunmuyor. Hâlâ zevkle okunan bir yazar.
4. Bir metinden söz ederken çözümlenmek, yorumlanmak, ne anlama geldiği belirtilmek: Bu yazarın kitabı değişik açılardan okunabilir.
5. Bir kimsenin yüzünden, gözlerinden okunmak, bir his sözkonusuysa, görünür, seçilebilir olmak, kendini açıkça belirgin etmek: Mutsuzluğu gözlerinden okunuyor.
6. Okuyup üflemek eylemine mevzu olmak.
* okunulmak edilg. f. Okunmak.
* okutmak ettirg. f.
1. Bir metni (bir hiç kimseye) okutmak, okumak eylemini ona yaptırmak ya da okumasına izin vermek: Yurtdışından gelen mektubunu bana okuttu. Eski yazı bir belgeyi bir uzmana okutmak. Çocuklarına kitap okutmayan bir baba.
2. Bir yazarı, bir kitabı okutmak, onun içeriğini öğretmek: Öğrencilerine Shakespeare'i okutmak.
3. Bir kimseyi okutmak, onun tahsil giderlerini karşılamak: Beni dayım okuttu.
4. Bir ders okutmak, o dersin alanına giren mevzularda öğrencilere bilgi vermek, o mevzuda ders vermek: Lisede matematik okutuyor.
5. Bir kimseyi, bir şeyi okutmak, nefesi kuvvetli olduğuna inanılan bir kimse tarafınca okunmasını sağlamak: Bir hastayı üfürükçüye okutmak.
6. Arg. Bir şeyi okutmak, onu satmak, elden çıkarmak: Eski otomobillerini küçük oranda elden geçirip herhangi birine okuttular.
* okutturmak ettirg. f. Okutmak eylemini yaptırmak: Evde hiç kimseye roman okutturmuyor.
*okutulmak edilg. f. Okutmak eylemine mevzu olmak.
1. Bir şeyi okumak, bir kimse sözkonusuysa, bir dilin yazılı işaretlerini tanımak, bu işaretlerin ya da bileşimlerinin seslerini (bilhassa gözle izleyerek) zihinsel olarak ya da yüksek sesle birleştirmek ve onlara bir mana vermek; çözmek: Arapça okuyabiliyorum, ama bu dili hemen hemen çok iyi bilmiyorum. Hiyeroglifleri okumak. Okumayı yeni öğrenen bir çocuk. Heceleyerek okumak. "b"leri "p" okuyor.
2. Bir metni okumak, içeriğini değerlendirmek için gözden geçirmek; içeriğini öğrenmek: Kitap okumak. Trende gazete, dergi vb. okumak. Mektup okumak. Görevi kabul etmeden ilkin metni okumak istiyor.
3. Bir yazarı okumak, yazılı eserlerinin içeriğini öğrenmek, bilmek: Dostoyevskiy'i okudunuz mu?
4. Bir şeyi (bir metinde) okumak, okuma kanalıyla haberi olmak, onu öğrenmek: Gazetelerde okuduğuma bakılırsa haftaya havalar düzelecekmiş. Bu konuyu nerede okudun? Bu konuyu bir kitapta okumuştum.
5. (Bir hiç kimseye) bir şey okumak, dinleyiciler önünde bir metni seslendirmek: Küçüklere masal okumak. Edebiyat matinesinde şiirlerini okudu.
6. Bir şeyi (işaretler, imgeler vb. bütünü) okumak, yazı dışındaki işaretler, imgeler bütününü yorumlayabilmek, anlamını çözmek, idrak etmek: Grafik okumak, istatistikleri okumak. Gizyazı okumak.
7. Bir şeyi, belirgin bir şekilde okumak, onu belirgin bir şekilde yorumlamak, idrak etmek: Bu metni iki şekilde de okuyabiliriz.
8. Bir şeyi (kaydedilmiş bir şeyi) okumak, bir aygıttan söz ederken, kaydettiğini tekrardan vermek.
9. Bir şeyi okumak, onu ezbere söylemek: Hadi bizlere bir şiir oku. Ezan okumak. Dua okumak.
10. Bir şeyi (mevzu, ders, ders kitabı vb.) okumak, bir mevzuyu ya da dersi okulda, bir öğretmenin yanında ya da yazılı şeyler üstünde emek harcayarak öğrenmek: İki senedir İngilizce okuyor, ama hâlâ hiçbir şey öğrenemedi. Lisede din dersi okudunuz mu? Bizler bu kitabı okumuyoruz.
11. Bir tahsil kurumunu okumak, orada tahsil görmek: Liseyi Ankara'da okudu.
12. Bir şeyi (soyut) bir kimsenin yüzünden, gözlerinden vb. okumak, bir takım emarelere dayanarak onu idrak etmek, çıkarmak: Beni küçümsediğini gözlerinden okudum.
13. Bir kimsenin içini, düşüncesini okumak, tasarılarını, gizli saklı sebeplerini, düşüncelerinin özünü idrak etmek.
14. Şarkı, türkü okumak, şarkı, türkü söylemek: Çok güzel türkü okur.
15. Geleceği okumak, bir şeyi yıldızlardan, el çizgilerinden vb. okumak, anlamlı ve ayırtedici olduğuna inanılan işaretleri yorumlayarak geleceği evvelde kestirmek.
16. Bir kimseyi, bir şeyi okumak, nefesi kuvvetli olduğuna inanılan bir kimse sözkonusuysa, bir kimseyi nazardan korumak, hastalığını iyileştirmek vb. bir sebeple ona ya da ona verilecek, içirilecek bir şeye dua okumak, nefes etmek.
17. Yörs. Bir yere çağırmak, davet etmek.
18. Arg. Bir şeyi okumak, bir zor karşısında bilmiş olduğu bir şeyi izah etmek, anlatmak: Karakolda tüm bildiklerini okudu.
19. Okuyup üflemek, bir kimseyi hastalık, nazar vb.'den korumak için okumak, ona nefes etmek. || Nalet okumak - LANET. II Masal okumak - masal. || Maval okumak - MAVAL. || Meydan okumak - meydan. || Nota okumak - nota. |j Rahmet okumak - rahmet.
*Bilş. Bir bilgisayarın çevre birimini oluşturan bir giriş organına sunulan ya da bir bellekte depolanmış bir bilgiyi, bilgisayarın başka bir birimine (merkezi birim ya da hafıza) iletmek amacıyla tanımak, durumunu incelemek.
*Matbaac. Prova okumak, kitap, gazete, dergi benzer biçimde basılmak suretiyle dizilen yazıların, prova denen sayfalarını okuyup lüzumlu düzeltmelerini yapmak.
*Telekom. Ses okumak, bir ses okuma gerçekleştirmek.
* gçz. f.
1. Tahsil görmek: Bu çocuk okumak istiyor. Okumazsan bilgisiz kalırsın.
2. Bir mekanda, bir tahsil kurumunda okumak, orada tahsil görmek, görüyor olmak: Tip fakültesinde okuyor. Yurtdışın- da okumak.
3. Bir belirteçle, derslerinde başarıya ulaşmış olmak ya da olmamak: Kızı çok iyi okuyor. Belli bir miktar güç okudu.
4. Kendini kitap okumaya vermek: Yeterince okumuyorsunuz.
5. Bir kimsenin sülalesine, geçmişine vb. okumak, ona küfretmek: Yedi sülalesine okudu.
6. Canına okumak - can.
* okunmak edilg. f.
1. Okumak eylemine mevzu olmak: Hiyerogliflerin ilk kez kimin tarafınca okunduğunu biliyor musun?
2. Okumak eylemi yapılmak, gerçekleştirilmek: Bu kadar kuvvetsiz bir ışıkta kitap okunmaz. Tatilde iyi okunuyor.
3. Bir yapıt, bir yazar vb. sözkonusuysa, hepimiz için okuma nesnesi olmak: Bu roman bundan böyle okunmuyor. Hâlâ zevkle okunan bir yazar.
4. Bir metinden söz ederken çözümlenmek, yorumlanmak, ne anlama geldiği belirtilmek: Bu yazarın kitabı değişik açılardan okunabilir.
5. Bir kimsenin yüzünden, gözlerinden okunmak, bir his sözkonusuysa, görünür, seçilebilir olmak, kendini açıkça belirgin etmek: Mutsuzluğu gözlerinden okunuyor.
6. Okuyup üflemek eylemine mevzu olmak.
* okunulmak edilg. f. Okunmak.
* okutmak ettirg. f.
1. Bir metni (bir hiç kimseye) okutmak, okumak eylemini ona yaptırmak ya da okumasına izin vermek: Yurtdışından gelen mektubunu bana okuttu. Eski yazı bir belgeyi bir uzmana okutmak. Çocuklarına kitap okutmayan bir baba.
2. Bir yazarı, bir kitabı okutmak, onun içeriğini öğretmek: Öğrencilerine Shakespeare'i okutmak.
3. Bir kimseyi okutmak, onun tahsil giderlerini karşılamak: Beni dayım okuttu.
4. Bir ders okutmak, o dersin alanına giren mevzularda öğrencilere bilgi vermek, o mevzuda ders vermek: Lisede matematik okutuyor.
5. Bir kimseyi, bir şeyi okutmak, nefesi kuvvetli olduğuna inanılan bir kimse tarafınca okunmasını sağlamak: Bir hastayı üfürükçüye okutmak.
6. Arg. Bir şeyi okutmak, onu satmak, elden çıkarmak: Eski otomobillerini küçük oranda elden geçirip herhangi birine okuttular.
* okutturmak ettirg. f. Okutmak eylemini yaptırmak: Evde hiç kimseye roman okutturmuyor.
*okutulmak edilg. f. Okutmak eylemine mevzu olmak.
Kaynak: Büyük Larousse
Çocuk gelişimi kısmında okumak için meslek lisesi okumak mecburi mudur?
Açıköğretim lisesi okumak için lüzumlu koşullar nedir?
Okumak nedir?
YORUMLAR