KALKIK sıf. 1. Belli bir düzeye gore daha yüksekte, yukarıda olan: Divanın bir yanı kalkıktı. 2. Kabararak bulunmuş olduğu yerden ay...
KALKIK sıf.
1. Belli bir düzeye gore daha yüksekte, yukarıda olan: Divanın bir yanı kalkıktı.
2. Kabararak bulunmuş olduğu yerden ayrılmış olan: Duvardaki kalkık sıvalar.
3. Dik durumda, ucu yukarıya doğru kalkmış olan: Kalkık saçlarını yatırmaya çalışmak. Kalkık burun.
1. Belli bir düzeye gore daha yüksekte, yukarıda olan: Divanın bir yanı kalkıktı.
2. Kabararak bulunmuş olduğu yerden ayrılmış olan: Duvardaki kalkık sıvalar.
3. Dik durumda, ucu yukarıya doğru kalkmış olan: Kalkık saçlarını yatırmaya çalışmak. Kalkık burun.
Kaynak: Büyük Larousse
kalkık
ödat
1 . Düzeyine gore yüksekte olan.
2 . Kabararak yerinden ayrılmış.
3 . Dik durumda, ucu yukarı doğru olan:
"Ve eniştemiz gene kaşlarını, omuzlarını yukarıya kalkık ve başını önüne eğik tutmaya koyulurdu."- A. Ş. Hisar.
ödat
1 . Düzeyine gore yüksekte olan.
2 . Kabararak yerinden ayrılmış.
3 . Dik durumda, ucu yukarı doğru olan:
"Ve eniştemiz gene kaşlarını, omuzlarını yukarıya kalkık ve başını önüne eğik tutmaya koyulurdu."- A. Ş. Hisar.
kalkık ingilizcesi
- raised, risen; lifted; erect
YORUMLAR