PARÇALAMAK g. f. 1. Bir şeyi parçalamak, onu bir sürü bölüme ayırmak; parça parça etmek: Kesilmiş bir koyunu parçalamak. Kâğıtları ...
PARÇALAMAK g. f.
1. Bir şeyi parçalamak, onu bir sürü bölüme ayırmak; parça parça etmek: Kesilmiş bir koyunu parçalamak. Kâğıtları parçalamak.
2. Bir hayvanı, bir kimseyi, bedenin bir yerini parçalamak, bir hayvanı, bir kimseyi yaralamak; paramparça etmek; öldürmek; bedenin bir yerini ağır şekilde yaralamak: Kurtlar kuzuyu aniden parçaladılar. Dikenler her tarafını parçalamış. Makine elini parçaladı.
3. Bir grubu (bir ülke bir topluluk vb.) parçalamak, onların birliğini, bütünlüğünü bozmak, onu oluşturan öğelerin birbirlerinden kopmasına, ayrılmasına niçin olmak: ülkeyi parçalayan iç harp. Partiyi parçalamak isteyenler var. Bu vaka ailemizi parçaladı.
4. Yürek, iç parçalamak, derin bir üzüntü çekmek.
5. Kendini parçalamak, bir kimseyi mutlu etmek, sevindirmek için tüm olanaklarını kullanmak.
*Bes. san. Pastırmacılıkta kesilen hayvanı, yapılacak pastırma türlerine bakılırsa parçalara ayırmak. (Parçalamanın ölüm sertliği oluştuktan sonrasında yapılması gerekir. Ters halde parçalama kolay ve düzgün olmaz.)
*Fırınc. Mayayı parçalamak, kazanda hazırlanan mayayı, su ilave ederek yoğurmak. (Bu şekilde maya tazeliğini yitirir ve olgunlaşır.)
*Nük. müh. Bir parçalanma tepkimesi gerçekleştirmek.
* parçalanmak edilg. f.
1. Bir sürü bölüme ayrılmak: Parçalanan etler mevzu komşuya dağıtıldı.
2. Bütünlüğü bozulmak: Düşmanlarca parçalanan bir ülke. Bu vaka sebebiyle ailemiz parçalandı. Parçalanmamak, tam tersine bütürıleşmeliyiz.
3. Parça parça edilmek, ağır şekilde yaralanmak; paramparça olmak; öldürülmek: Kurtlarca parçalanan sürüler. Otomobilden fikir dizlerim parçalandı.
4. içi, yüreği parçalanmak, çok üzülmek. ( İÇ, YüREK.)
*Çekird. tiz. Parçalanmaya uğramak.
* dönşl. t. Bir kimseyi mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yapmak; kendini parçalamak: Çocuklarını okutmak için parçalanıyor.
* parçalatmak ettirg. f. Bir şeyi parçalatmak, onu parçalara ayırtmak, parça parça ettirmek: Etleri parçalatmak. Bir kimseyi aslanlara parçalatmak.
1. Bir şeyi parçalamak, onu bir sürü bölüme ayırmak; parça parça etmek: Kesilmiş bir koyunu parçalamak. Kâğıtları parçalamak.
2. Bir hayvanı, bir kimseyi, bedenin bir yerini parçalamak, bir hayvanı, bir kimseyi yaralamak; paramparça etmek; öldürmek; bedenin bir yerini ağır şekilde yaralamak: Kurtlar kuzuyu aniden parçaladılar. Dikenler her tarafını parçalamış. Makine elini parçaladı.
3. Bir grubu (bir ülke bir topluluk vb.) parçalamak, onların birliğini, bütünlüğünü bozmak, onu oluşturan öğelerin birbirlerinden kopmasına, ayrılmasına niçin olmak: ülkeyi parçalayan iç harp. Partiyi parçalamak isteyenler var. Bu vaka ailemizi parçaladı.
4. Yürek, iç parçalamak, derin bir üzüntü çekmek.
5. Kendini parçalamak, bir kimseyi mutlu etmek, sevindirmek için tüm olanaklarını kullanmak.
*Bes. san. Pastırmacılıkta kesilen hayvanı, yapılacak pastırma türlerine bakılırsa parçalara ayırmak. (Parçalamanın ölüm sertliği oluştuktan sonrasında yapılması gerekir. Ters halde parçalama kolay ve düzgün olmaz.)
*Fırınc. Mayayı parçalamak, kazanda hazırlanan mayayı, su ilave ederek yoğurmak. (Bu şekilde maya tazeliğini yitirir ve olgunlaşır.)
*Nük. müh. Bir parçalanma tepkimesi gerçekleştirmek.
* parçalanmak edilg. f.
1. Bir sürü bölüme ayrılmak: Parçalanan etler mevzu komşuya dağıtıldı.
2. Bütünlüğü bozulmak: Düşmanlarca parçalanan bir ülke. Bu vaka sebebiyle ailemiz parçalandı. Parçalanmamak, tam tersine bütürıleşmeliyiz.
3. Parça parça edilmek, ağır şekilde yaralanmak; paramparça olmak; öldürülmek: Kurtlarca parçalanan sürüler. Otomobilden fikir dizlerim parçalandı.
4. içi, yüreği parçalanmak, çok üzülmek. ( İÇ, YüREK.)
*Çekird. tiz. Parçalanmaya uğramak.
* dönşl. t. Bir kimseyi mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yapmak; kendini parçalamak: Çocuklarını okutmak için parçalanıyor.
* parçalatmak ettirg. f. Bir şeyi parçalatmak, onu parçalara ayırtmak, parça parça ettirmek: Etleri parçalatmak. Bir kimseyi aslanlara parçalatmak.
Kaynak: Büyük Larousse
YORUMLAR