Fotoğraf -smi TDK, Türk Dil Kurumu isim Arapça resm 1 . Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça şeklinde araçlarla k...
Fotoğraf -smi
TDK, Türk Dil Kurumu
isim Arapça resm
1 . Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça şeklinde araçlarla kâğıt, bez vb. üstünde meydana getirilen biçimleri:
2 . Bunu yapmak için lüzumlu şekilleri öğreten sanat:
3 . Fotoğraf:
4 . (hukuk) Bazı eşyadan ve işlerden alınan vergi ya da harç:
5 . Merasim.
6 . Açık gösterge, kati netice.
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller
TDK, Türk Dil Kurumu
1 . Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça şeklinde araçlarla kâğıt, bez vb. üstünde meydana getirilen biçimleri:
"Temalı fotoğraf parçaları kendiliğinden ve doğru olarak yan yana gelivermiş, hikâye ortaya çıkmıştı."- T. Buğra.
2 . Bunu yapmak için lüzumlu şekilleri öğreten sanat:
"Türkiye'de fotoğraf bir müddetten beri soysuz bir sanat hâline gelmeye başladı."- O. S. Orhon.
3 . Fotoğraf:
"Güzel İnebolu kızı, duvara yapıştırılan Gazi'nin resmine uzun uzun baktı."- A. Gündüz.
4 . (hukuk) Bazı eşyadan ve işlerden alınan vergi ya da harç:
"Osmanlı Devleti'nin birçok vergi ve resimleri bu yüzden direkt doğruya yabancı alacaklıların cebine gider."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . Merasim.
6 . Açık gösterge, kati netice.
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller
- fotoğraf almak
- fotoğraf çekmek (ya da çıkarmak)
- fotoğraf şeklinde
Birleşik Sözler
- fotoğraf yazı
- resmetmek
- resmigeçit
- resmikabul
- baskı fotoğraf
- cam fotoğraf
- canlı fotoğraf
- çıplak fotoğraf
- çizgi fotoğraf
- dağlama fotoğraf
- gölgeli fotoğraf
- ıstampa fotoğraf
- kazıma fotoğraf
- net fotoğraf
- nevresim
- robot fotoğraf
- saydam fotoğraf
- temsilî fotoğraf
- vesikalık fotoğraf
- yakma fotoğraf
- imalathane resmi
- demir resmi
- duvar resmi
- geçit resmi
- işgaliye resmi
- kabul resmi
- mağara resmi
- palamar resmi
- tellaliye resmi
Fotoğraf Nedir? Fotoğraf Sanatı Hakkında
Somut ve soyut fotoğraf nedir?
Karakalem fotoğraf iyi mi yapılır, teknikleri nedir?
RESİM, -sml a. (ar. resm).
1. Boyaların, hususi olarak hazırlanmış bir yüzey üstüne çoğu zaman bir fırçayla sürülmesiyle.
2. Bu biçimleri çizme, boyama, sanat ve tekniği: Fotoğraf sanatı. Fotoğraf öğretmeni. Fotoğraf dersi.
3. Fotoğraf: Başucunda babasının resmi asılıydı
4. Bir kitapta, bir süreli yayında metinlere ek olarak konmuş belgesel, açıklayıcı ya da sanat kıymeti olan fotoğraf, fotoğraf, röprodüksiyon, çizimlerin vb. tümü: Beş binden fazla fotoğraf içeren lügat. Çok sayıda siyah-beyaz ve renkli fotoğraf içeren ansiklopedi. Yirminci sayfadaki resme bakınız.
5. Bir ressamın, bir ülkenin,,bir devrin fotoğraf sanatı ya da resimlerinin tümü: Goya'nm resmi üstüne bir kitap. Fransız resmi. Rönesans resmi.
6. Fotoğraf almak, sözkonusu bir şeyse, resmini yapmak ya da çekmek. || Fotoğraf çekmek, çıkarmak, bir şeyin ya da kimsenin görüntüsünü, biçimini fotoğraf makinesiyle kâğıt üstüne geçirmek. || Fotoğraf şeklinde, çok güzel, kusursuz: Fotoğraf şeklinde yüzü var. ||... nin resmidir, "bir şeyin olacağı kesinlikle bellidir" anlamında kullanılır: Bu şekilde giderse parasız kalacağımızın resmidir. || Fotoğraf yapmak, fotoğraf etkinliğini ve fotoğraf sanatını uygulamak.
*Esk.
1. Yapıt, iz, nişan.
2. Biçim.
3. Plan, taslak.
4. Resm-i müsennem, profilden çekilmiş fotoğraf.
*Fotogra. Fotoğraf sürüklenmesi, havadan fotoğraf alımı esnasında uçağın hareketi sebebiyle, obtüratörün açılıp kapanma süresi içinde oluşan görüntü kayması, netsizli- ği. Bilhassa yüksek süratli jet uçaklarına takılı bulgu kameralarında, alçak irtifa uçuşlarında ortaya çıkan bu problem, kamera sisteminin ihtiva ettiği görüntü hareketini giderici mekanizma aracılığı ile tamamen ortadan kaldırılabilmektedir.
*Havc., Haritc. ve Foto. HAVA FOTOĞRAFInın eşanlamlısı.
*Matbaac. Karakterin, baskı esnasında izini kâğıt üstüne bırakan şeklin yer almış olduğu, kabartma üst kısmı.
*Res. Fotoğraf aleti, bir fotoğraf masası üzerine tespit edilmiş, bir oynar kafa vesilesiyle kendilerine koşut kalmış olarak masa yüzeyinin her noktasına ulaşabilen birbirine dik iki cetvel taşıyan alet. (Bu alet ya bir pantograf sisteminden ya da iki ray içinde hareket eden ve üstünde kafanın kaydığı bir koldan oluşur.) || Açılmış fotoğraf, bir organın, karmaşık bir nesnenin çizimini anlaşılır kılmak için, birbirlerine nazaran konumunu değiştirmeden çeşitli parçaları ayrı ayrı gösteren fotoğraf.
*Tek. res. Mevcud, zihinde tasarlanan ya da proje halindeki nesnelerin, teknik amaçlarla düzlemsel, grafik vizyonu. || Aletli fotoğraf, cetvel, gönye, pergel vb. yardımıyla meydana gelen fotoğraf. || Grafik fotoğraf, nüansları ya da renk dereceleri bulunmayan, yalnız çizgilerden oluşmuş fotoğraf. || Teknik fotoğraf, nesneleri endüstri üretimi amacıyla canlandıran grafik fotoğraf. (Bk. ansikl. böl.)
*TV. Fotoğraf seçici, reji odasında program akışına uygun olarak yönetmenin verdiği komutlarla uygun resmi çıkışa (kayda ya da yayına) veren şahıs.
*Gösterim akış planına uygun olarak sırası gelen programı çıkışa veren şahıs.
*ANSİKL. Sonbahar. sant. Teknik açıdan fotoğraf (çoğu zaman üstüne bir astar, hususi olarak hazırlanmış bir katman çekilmiş olan) bir yüzeyden, çeşitli boyalardan, bağlayıcı ve/ya da sulandırıcı bir maddeden oluşur, ikonografik açıdan, düşünce ve simgeden yana zengindir.
Daha tarihöncesi çağlarda (Yontmataş süreci mağara'süslemeleri) bilhassa duvarlara meydana getirilen resimlerde sulu yöntemler kullanılır. Antikçağ (Pompei duvar dekorları), Ortaçağ (kilise ve sarayları süsleyen duvar resimleri ve freskler) süresince ve Rönesans'a kadar, fotoğraf yapma usulleri çeşitlendi: tutkal boya, tempera, fresk Boyaların hazırlanışında çok çeşitli gereçlerden (tutkal, yumurta, balmumu vb.) yararlanıldı. Fransa'daki roman süreci duvar resimlerinden bir çok, Saint-Savinde olduğu şeklinde, bir çeşit tutkal boyayla (sadece ıslak bir sıva üstüne) yapılmıştır. Bazılarında ise mat renklerle (tutkallı) parlak renkler (mumlu) bir arada kullanılmıştır (Berzd-la-Ville capellası); gerçek fresk pek enderdir (Berze kriptası). Suyla emek verme usulleri, duvar haricinde kalan yapıtlara (ağaç pano üstüne tutkal boya ya da tempera) ve elyazması tezhiplerine de (Ortaçağ tezhiplerinde kullanılan guvaş ya da suluboya türleri) uyarlandı.
Batı sanatında, Rönesans tekniklere ve anlayışlara mühim değişimler getiren yeni bir çığır açtı: XV.-XVI. yy.Tarda, yağlıboya yöntemi ve yüzey olarak tuval kullanımı (hem de sehpa tablosu) yaygınlaştı; doğrusal perspektif geliştirildi; bilhassa bilim alanındaki buluşların yardımıyme uğradı. “Reçetelerâ€e tabiat gözlemleri, incelemeler (nü, anatomi, geometri vb.), zihinsel araştırmalar eklendi. XV. yy.'da ressam, kolay bir uygulamacı olarak değil, kendine özgü bir kişiliği olan bir sanatçı olarak görülmeye başlandı.
Vasari'nin Van Eyck'in buluşu bulunduğunu ileri sürdüğü yağlıboya fotoğraf daha ince ve daha saydam bir boya elde edebilmek için girişilmiş sayısız araştırmanın sonucuydu; daha varlıklı ışık çeşitlemelerine olanak sağlamış oldu. Böylece, flaman ressamlara özgü (Van Eyck, Van der Wey- den, Van der Goes'in panoları) ince boya tabakalarıyla emek verme yöntemiyle (bu yöntemi Bellini ve Leonardo da Vinci de uyguladı), gerecin kullanımında ve resmin duyumsal niteliğini yansıtmada daha yetkin bir düzeye ulaşıldı. XVI. yy.'ın başlangıcında tuval kullanımının yaygınlaşmasıyla, Venedik okulunun esnek ve yağlı tekniği olan kalınca boya ya da saydam boya tabakalarıyla çalışılmaya başlandı. Sonunda Tiziano'nun fırça darbelerine, Rubens'in renk geçişlerine, Rembrandt'ın fotoğraf gerecini kullanma biçimine ulaşıldı. Bu evrimler sonucu renk kullanımı ve yüzeyin hazırlanması büyük seviyede yenilendi ve çeşitlendi.
XIV. yy.'ın başından beri değişiklik içinde olan (Giotto) fotoğraf mekânını kurma yöntemi de XV. yy.'da değişti: perspektif yasalarının bulunması ve uygulanması (Brunelleschi), gerçeği "aslına uygun" ve "usa yatkın" bir halde, şu demek oluyor ki nesneyi ve ışığı birleştirici anlayışla ele almayı elde eden geometrik ve matematiksel ilişkilere dayalı bir halde yansıtma gereksinimini karşıladı.
XV. yy.'ın ikinci yarısından sonrasında tutarlı bir bütünlük gösteren Rönesans deneyleri (Uccello ve Piero della Francesca'dan Vinci'ye kadar), XVI. yy.'dan başlayarak akademiler ve fotoğraf üstüne araştırma kitaplarıyla gelecek kuşaklara aktarılan bir öğretiye dönüştü. Bir yaratma, fakat hem de bir saygınlık ve övgü aracı olan resmin bu nitelikleri, XVII. yy.'da kuvvetli devletlerde katı kuralların ortaya çıkmasına yol açtı; Fransa'da fotoğraf türleri Krallık akademisi tarafınca kati bir halde saptandı: tarihsel fotoğraf, portre, görünüm resmi, gündelik yaşam sahneleri, ölüdoğa..
Akademizmin karşısında yeni gerekliklerin (Delacroix), yeni tekniklerin ve yeni gereçlerin geliştiğini görebilmek için XIX. yy.'ı beklemek gerekti. Bilhassa boya hazırlama yöntemi tümüyle değişti: boyalar artık atölyelerde değil fabrikalarda hazırlanıyor, kalay tüplerde korunuyordu; ek olarak, hazır karıştırılmış boyalar da üretilmekteydi. Çok daha çeşitli renk ve tonlar elde etmeyi elde eden bu yeni uygulamalar, ressamın işini basitleştirdi ve açık havada emek harcamayı kolaylaştırdı. Bu yeni emek verme koşulları izlenimciliğin, fovizmin, anlatımcılığın doğup serpilmesinde belirleyici bir rol oynadı. Mekânın kuruluşunda temel rolün ışık ve renge verilmesi Cözanne'ın arayışlarına yol açtı, bu arayışlar Rönesans kökenli geleneği sona erdirdi ve kübistlerin yeni mekân anlayışına vardı.
Böylece fotoğraf araştırmaları, ne kadar çeşitli olurlarsa olsunlar insan ve onun (iç ve dış) dünya ile olan ilişkilerini, dış görünüşlere boyun eğmeyen, özgür bir anlatımın merkezine yerleştirmektedir. Yapıt, soyutlama ile, tam bir özerklik kazanmakta ve kendiliğinden ya da tam tersine, salt kurgu ya da gereç zenginliği ve çeşitliliği (yeni boyalar [akrilik ve vinilik]; kum, kumaş ve çeşitli nesnelerin resme iştirak etmesi) yolunu izlemektedir. Görünür dünya ele alındığında (gerçeküstücülük; son yıllarda tekrardan canlanan figüratif fotoğraf), bu dünyanın yasaları ve kuralları, gerçekliğin imgesi çevresinde oyunun nice kurallarından yalnızca bir tanesidir.
*Tek. res. Teknik fotoğraf daima aletler yardımıyla, bir çok kez bir fotoğraf masası üstünde, kurşunkalem ya da çini mürekkebiyle çizilir; resmin çoğaltılabilmesi için çoğu zaman aydınger şeklinde saydam kâğıtlar yeğlenir. Her parça ya da tüm bir düzlem üstünde, dikgen görünüşler ve gereğinde kesit ve perspektifler biçiminde, standartlaşmış çizimlerle canlandırılır; boyutlar, ölçüler yardımıyla belirtilir.
Hususi bir işlevi olan bir bütünün tasarı resmi çizildikten sonrasında, bu bütünü oluşturan parçalardan her birinin işleme koşullarını göz önüne alan tanımlayıcı bir resmi yapılır; peşinden, parçaların gerçekleştirilebilmesi için bir üretim resmi hazırlanmış olur; bu resimlerin hepsi bir proje oluşturur. Araştırma bürolarının temel etkinliklerinden önde gelen teknik fotoğraf, bilgisayar destekli tasarım kanalıyla az-çok otomatikleşmiştir.
RESİM, -smf a. (öncekiyle eş. kökenli).
1. Merasim, geçit resmi.
2. Esk. Âdet, usul, tavır.
3. Esk. Biçim, yöntem, üslup.
4. Esk. Devlete ilişik ya da devlet tarafınca vergi odeımeK.
*e. Hesm-ı an, padişahın cuma namazına giderken ya da Hırkaı mutluluk'i ziyaret esnasında meydana getirilen merasim. || Resm-ı geçit * RESMİGEÇİT. RaanH iftitah, açılış töreni. || Resm-i kadim, eski biçim, eski usul. || Resm-i kuşat - RESMİ- KüŞAT. ||flesm-/ slm, resm-i tazim, askeri slm töreni.
*Ikt. tar. Resmi ağıl, OsmanlI döneminde koyun, keçi vb. küçükbaş hayvanlar için alınan vergiye verilen ad. (XVI. yy.'da, üç yüz koyundan beş akçe ağıl resmi alınırdı.) || Resmi arûs, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Adamın evlendirilmiş olduğu müslüman kızsa 60 akçe, müslüman dulsa 30 akçe; müslüman olmayanlardan da kızsa 30, dulsa 15 akçe vergi alınırdı.) || Resmi asiyab, sipahiler, zeamet ve özgü sahiplerince değirmen işletenlerden alınan vergi. (Bu vergi, aralıksız bir yıl işleyen değirmenlerden 60 akçe, altı ay işleyenlerden 30 akçe, üç ay işleyenlerden ise 15 akçe olarak alınırdı. Tanzimat'tan sonrasında kaldırılarak yerine temettü [kazanç] vergisi konuldu.) || Resmi badihava, tımar sisteminin yürürlükte olduğu dönemde, arazi sahibi olmayan ve ticaretle uğraşan reayadan alınan vergi. (Caba akçesi de denen bu vergi evlilerden yılda 12 akçe, bekârlardan 6 akçe olarak alınırdı. Tanzimat' tan sonrasında kaldırıldı.) || Resmi bennak, tımar sahiplerinin reayadan aldıkları bir tür vergi. (İki türlü bennak resmi vardı: ekinli bennak ve caba bennak. Elindeki arazisi yarım çiftten azca olanlardan alınan vergiye "ekinli bennak", asla toprağı olmayıp ticaretle uğraşanlardan alınan vergiye de "caba bennak" denirdi.) || Resmi bidat, gümrüklere gelen bazı eşyalardan gümrük vergisi haricinde alınan vergi. (Eşyanın türüne nazaran miktarı değişen bu Vergi, Tanzimat'tan sonrasında kaldırıldı.) || Resmi çift, iki öküzle işlenebilecek araziyi çift kabul ederek alınan bir arazi vergisi. (Çift akçesi de denen bu vergi, en fazlaca 57, minimum 22 akçeydi. Tanzimat'tan sonrasında kaldırıldı.) || Resmi çift bozan, çiftçiliği bırakarak başka bir iş hayata geçirmeye başlayanlardan alınan vergi. (Vergi, tüm çift için 300, yarım çift için 150 ve daha azca arazi için 75 akçe olarak alınırdı. Tanzimat'tan sonrasında kaldırıldı.) || Resmi ganem, koyun ve keçi vergisi. (XVI. yy.'da iki koyun ya da keçiden bir akçe olarak alınırdı. Tanzimat'tan sonrasında Ağnam resmi adını aldı.) || Resmi güvara, erken yetişen meyve ve sebzelerden alınan vergi. ("Güverı memuru" isminde olan bir işyar tarafınca toplanırdı.) || Resmi hınzır, domuz vergisi. (Belgrad ve Alacahisar sancaklarındaki domuz yetiştiricilerinden, yetiştirdikleri her bir domuz için yılda 4 para olarak alınırdı. 1779'da, reayanın isteği üstüne kaldırıldı, sadece bir süre sonrasında gene kondu. Tanzimat'tan sonrasında ise tümüyle kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuk'tan oluşan gönder'in her yıl mart ayında hâzineye ödediği vergi. (Mızrak, kargı vergisi olarak alınan resmi nize sefere gidenlerden 6 akçe, ötekilerden ise 5 akçe olarak alınırdı.) || Resmi tapu, devlet arazisi üstünde meydana getirilen binalardan ve koru, harman yeri şeklinde tarımdan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Çok verimli arazilerden 50 akçe, orta verimli topraklardan 30 -40 akçe, azca verimli yerlerden de 20 akçe alınırdı. Tanzimat'tan sonrasında bu şeklinde yerlerden "bedeli öşür†ve “mukataa-i zemin†adlarıyla vergi alınmaya başlandı.
*Kamu mal. Bir devlet hizmetinden yararlanma karşılığında ödenen para: Gümrük damga resmi. Damga resmi. (Bk. ansiki. böl.)
*Tasav. Fotoğraf hırkası, mevlevilerin giyindikleri geniş bedenli hırka. (Mevlevi canı, üç gün hücresinde sırrolduktan sonrasında tarikatçı huzuruna çıkarken bu hırkayı giyerdi.)
*ANSİKL. Kamu mal. Fotoğraf, vergi dışı bir tır. Devletçe sunulan bir hizmetten yararlananlardan mecburi halde alınır. Sadece "resimâ€, sunulan hizmetten yararlanan kişinin yalnızca bu hizmet miktarı için ödediği bedelin karşılığıdır. Bu sebeple, deline bağlıdır (Türkiye'de, dışalımda alınan Gümrük damga resmi ya da Rıhtım resmi şeklinde). Buna karşılık, verginin tutarı ile verilen hizmetin bedeli içinde mecburi bir bağlılık bulunmaz.
Rtılm üstün, Leonardo da Vinci'nin incelemesi. Trattato delta pittura, Vatikan kitaplığındaki bir elyazmasında (codex Urbinas latinus, 1270) ve kökeni F. Melzi' ye kadar uzanan bir metne dayanılarak hazırlanmış bir derlemedir; Leonardo'nun ölümünden sonrasında meydana getirilen bu derleme, sanatçının elinden çıkmış çeşitli yazılarından (bugün dağılmış, bir bölümüyse kaybolmuştur) bölümleri ve notları ihtiva eder İlk kez 1651'de Trichet Du Fresne'in çabalarıyla' Paris'te yayımlanmış ve peşinden birçok baskıları (Nürnberg, 1724 vb.) yapılmıştır. Leonardo'nun gölgeler kuramı, ışık, perspektif, anatomi, ruhsal ifade ve karikatür üstüne düşünceleri, resmi ve sanatı bilimsel araştırmadan ayrı tutulamayacak bir bilgi olarak gören hümanist ideale denk düşer; bu ideal Leonardo'da akıl ve duyarlığın doruğuna ulaşır.
Fotoğraf ve heykel müzesi (Ankara), 1978'de Türkocağı'nda oluşturulan müze (daha ilkin yapının minik bir kısmı müze olarak değerlendirilmişti). İlk fotoğraf sergisi Mustafa Kemal Atatürk döneminde bu binada açılmıştı. Müzede İstanbul Fotoğraf ve heykel müzesi'nde olduğu şeklinde, sanat akımlarının gelişimine uygun tarihsel bir düzenleme içinde türk fotoğraf ve heykel sanatının mühim yapıtları sergilenmektedir.
Fotoğraf ve heykel müzesi (İstanbul), Dolmabahçe sarayı'nın veliaht dairesinde oluşturulan müze (1937); Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifiyle İstanbul Devlet güzel sanatlar akademisi'ne (bugün Mimar Sinan üniversitesi) bağlanmıştır. Yapıtların sanat akımlarına uygun tarihsel bir düzenlemeyle sergilendiği müzede, iki bini aşkın fotoğraf ve dört yüzü aşkın heykel bulunmaktadır. Türk plastik sanatının mühim bir kesiminin belgelerinden oluşan bu seçkin yapıtlar içinde en ağırlıklı bölümlerden birini, XIX. yüzyılın ilk türk yağlıboya ressamları, Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey, Hüseyin Zekâi Paşa'nın resimleri oluşturur. Onları izleyen Süleyman Seyyit, Ahmet Ziya Akbulut, Hoca Ali Rıza şeklinde ressamların en seçkin yapıtları ve türk izlenimcilerinin (Nazmi Ziya, Halil Paşa, Şevket Dağ, Sami Yetik, Avni Lifij, Çallı İbrahim, Feyhaman Duran vd.) resimleri de İstanbul Fotoğraf ve heykel müzesi'nde sergilenmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonrasında Avrupa'da eğitim gören genç kuşağın fotoğraf ve heykelleri (Ali Çelebi, Parlak zeka Kocamemi, Onur Akdik, Refik Epikman, Cevat Dereli, Hale Asaf, Mahmut Cüda, Turgut Zaim vd.) ile D grubu'nun yapıtları da müzenin mühim koleksiyonları içinde yer alır. Bir başka kısmı de Picasso, Utrillo, Derain, Matisse, Dufy şeklinde yabancı sanatçıların yapıtlarına ayrılmış olan müzede, sergi, konuşma, söyleşi ve uygulamalı emekler şeklinde etkinlikler de düzenlenmektedir. 1976-1980 yılları aralığında yangın tehlikesi yüzünden kapalı kalan, 1981'de tekrardan oluşturulan müzede, Mimar Sinan üniversitesi proje, uygulama ve araştırma atölyesince hazırlanan projeye uygun olarak, Ulusal saraylar müdürlüğü'nce ara sıra restorasyon emekleri yapılmaktadır. Fotoğraf ve heykel müzesi (İzmir), 1973'te oluşturulan müze. 1963'te Gümrük'te minik bir yapıda sergilenmeye başlamış olan yapıtlar, yeni müze binasının tamamlanmasından sonrasında, modern müzecilik anlayışına uygun bir konuma kavuştu. Burada Tanzimat'tan günümüze uzanan tarihsel süreç içinde ürün vermiş meşhur türk ressamlarından 317 tablonun yanı sıra 22 heykel sergilenmektedir. Yapıda ek olarak galeri ve imalathane bölümleri bulunmaktadır. Fotoğraf ve heykel sergisi (Devlet), tanıtmak ve ödüllendirmek amacıyla, 1939' dan başlayarak her yıl Ankara'da oluşturulan sergi. 1973'e değin fotoğraf ve heykel dallarında ilk üç dereceyi alanlara para ödülü verilirken, 1973'ten sonraki uygulamalarda grafik, seramik, örneksiz baskı emekleri da sergi kapsamına alındı ve tüm ödüller Devlet sanat sergisi başarı ödülü adı-altında toplandı.
1. Boyaların, hususi olarak hazırlanmış bir yüzey üstüne çoğu zaman bir fırçayla sürülmesiyle.
2. Bu biçimleri çizme, boyama, sanat ve tekniği: Fotoğraf sanatı. Fotoğraf öğretmeni. Fotoğraf dersi.
3. Fotoğraf: Başucunda babasının resmi asılıydı
4. Bir kitapta, bir süreli yayında metinlere ek olarak konmuş belgesel, açıklayıcı ya da sanat kıymeti olan fotoğraf, fotoğraf, röprodüksiyon, çizimlerin vb. tümü: Beş binden fazla fotoğraf içeren lügat. Çok sayıda siyah-beyaz ve renkli fotoğraf içeren ansiklopedi. Yirminci sayfadaki resme bakınız.
5. Bir ressamın, bir ülkenin,,bir devrin fotoğraf sanatı ya da resimlerinin tümü: Goya'nm resmi üstüne bir kitap. Fransız resmi. Rönesans resmi.
6. Fotoğraf almak, sözkonusu bir şeyse, resmini yapmak ya da çekmek. || Fotoğraf çekmek, çıkarmak, bir şeyin ya da kimsenin görüntüsünü, biçimini fotoğraf makinesiyle kâğıt üstüne geçirmek. || Fotoğraf şeklinde, çok güzel, kusursuz: Fotoğraf şeklinde yüzü var. ||... nin resmidir, "bir şeyin olacağı kesinlikle bellidir" anlamında kullanılır: Bu şekilde giderse parasız kalacağımızın resmidir. || Fotoğraf yapmak, fotoğraf etkinliğini ve fotoğraf sanatını uygulamak.
*Esk.
1. Yapıt, iz, nişan.
2. Biçim.
3. Plan, taslak.
4. Resm-i müsennem, profilden çekilmiş fotoğraf.
*Fotogra. Fotoğraf sürüklenmesi, havadan fotoğraf alımı esnasında uçağın hareketi sebebiyle, obtüratörün açılıp kapanma süresi içinde oluşan görüntü kayması, netsizli- ği. Bilhassa yüksek süratli jet uçaklarına takılı bulgu kameralarında, alçak irtifa uçuşlarında ortaya çıkan bu problem, kamera sisteminin ihtiva ettiği görüntü hareketini giderici mekanizma aracılığı ile tamamen ortadan kaldırılabilmektedir.
*Havc., Haritc. ve Foto. HAVA FOTOĞRAFInın eşanlamlısı.
*Matbaac. Karakterin, baskı esnasında izini kâğıt üstüne bırakan şeklin yer almış olduğu, kabartma üst kısmı.
*Res. Fotoğraf aleti, bir fotoğraf masası üzerine tespit edilmiş, bir oynar kafa vesilesiyle kendilerine koşut kalmış olarak masa yüzeyinin her noktasına ulaşabilen birbirine dik iki cetvel taşıyan alet. (Bu alet ya bir pantograf sisteminden ya da iki ray içinde hareket eden ve üstünde kafanın kaydığı bir koldan oluşur.) || Açılmış fotoğraf, bir organın, karmaşık bir nesnenin çizimini anlaşılır kılmak için, birbirlerine nazaran konumunu değiştirmeden çeşitli parçaları ayrı ayrı gösteren fotoğraf.
*Tek. res. Mevcud, zihinde tasarlanan ya da proje halindeki nesnelerin, teknik amaçlarla düzlemsel, grafik vizyonu. || Aletli fotoğraf, cetvel, gönye, pergel vb. yardımıyla meydana gelen fotoğraf. || Grafik fotoğraf, nüansları ya da renk dereceleri bulunmayan, yalnız çizgilerden oluşmuş fotoğraf. || Teknik fotoğraf, nesneleri endüstri üretimi amacıyla canlandıran grafik fotoğraf. (Bk. ansikl. böl.)
*TV. Fotoğraf seçici, reji odasında program akışına uygun olarak yönetmenin verdiği komutlarla uygun resmi çıkışa (kayda ya da yayına) veren şahıs.
*Gösterim akış planına uygun olarak sırası gelen programı çıkışa veren şahıs.
*ANSİKL. Sonbahar. sant. Teknik açıdan fotoğraf (çoğu zaman üstüne bir astar, hususi olarak hazırlanmış bir katman çekilmiş olan) bir yüzeyden, çeşitli boyalardan, bağlayıcı ve/ya da sulandırıcı bir maddeden oluşur, ikonografik açıdan, düşünce ve simgeden yana zengindir.
Daha tarihöncesi çağlarda (Yontmataş süreci mağara'süslemeleri) bilhassa duvarlara meydana getirilen resimlerde sulu yöntemler kullanılır. Antikçağ (Pompei duvar dekorları), Ortaçağ (kilise ve sarayları süsleyen duvar resimleri ve freskler) süresince ve Rönesans'a kadar, fotoğraf yapma usulleri çeşitlendi: tutkal boya, tempera, fresk Boyaların hazırlanışında çok çeşitli gereçlerden (tutkal, yumurta, balmumu vb.) yararlanıldı. Fransa'daki roman süreci duvar resimlerinden bir çok, Saint-Savinde olduğu şeklinde, bir çeşit tutkal boyayla (sadece ıslak bir sıva üstüne) yapılmıştır. Bazılarında ise mat renklerle (tutkallı) parlak renkler (mumlu) bir arada kullanılmıştır (Berzd-la-Ville capellası); gerçek fresk pek enderdir (Berze kriptası). Suyla emek verme usulleri, duvar haricinde kalan yapıtlara (ağaç pano üstüne tutkal boya ya da tempera) ve elyazması tezhiplerine de (Ortaçağ tezhiplerinde kullanılan guvaş ya da suluboya türleri) uyarlandı.
Batı sanatında, Rönesans tekniklere ve anlayışlara mühim değişimler getiren yeni bir çığır açtı: XV.-XVI. yy.Tarda, yağlıboya yöntemi ve yüzey olarak tuval kullanımı (hem de sehpa tablosu) yaygınlaştı; doğrusal perspektif geliştirildi; bilhassa bilim alanındaki buluşların yardımıyme uğradı. “Reçetelerâ€e tabiat gözlemleri, incelemeler (nü, anatomi, geometri vb.), zihinsel araştırmalar eklendi. XV. yy.'da ressam, kolay bir uygulamacı olarak değil, kendine özgü bir kişiliği olan bir sanatçı olarak görülmeye başlandı.
Vasari'nin Van Eyck'in buluşu bulunduğunu ileri sürdüğü yağlıboya fotoğraf daha ince ve daha saydam bir boya elde edebilmek için girişilmiş sayısız araştırmanın sonucuydu; daha varlıklı ışık çeşitlemelerine olanak sağlamış oldu. Böylece, flaman ressamlara özgü (Van Eyck, Van der Wey- den, Van der Goes'in panoları) ince boya tabakalarıyla emek verme yöntemiyle (bu yöntemi Bellini ve Leonardo da Vinci de uyguladı), gerecin kullanımında ve resmin duyumsal niteliğini yansıtmada daha yetkin bir düzeye ulaşıldı. XVI. yy.'ın başlangıcında tuval kullanımının yaygınlaşmasıyla, Venedik okulunun esnek ve yağlı tekniği olan kalınca boya ya da saydam boya tabakalarıyla çalışılmaya başlandı. Sonunda Tiziano'nun fırça darbelerine, Rubens'in renk geçişlerine, Rembrandt'ın fotoğraf gerecini kullanma biçimine ulaşıldı. Bu evrimler sonucu renk kullanımı ve yüzeyin hazırlanması büyük seviyede yenilendi ve çeşitlendi.
XIV. yy.'ın başından beri değişiklik içinde olan (Giotto) fotoğraf mekânını kurma yöntemi de XV. yy.'da değişti: perspektif yasalarının bulunması ve uygulanması (Brunelleschi), gerçeği "aslına uygun" ve "usa yatkın" bir halde, şu demek oluyor ki nesneyi ve ışığı birleştirici anlayışla ele almayı elde eden geometrik ve matematiksel ilişkilere dayalı bir halde yansıtma gereksinimini karşıladı.
XV. yy.'ın ikinci yarısından sonrasında tutarlı bir bütünlük gösteren Rönesans deneyleri (Uccello ve Piero della Francesca'dan Vinci'ye kadar), XVI. yy.'dan başlayarak akademiler ve fotoğraf üstüne araştırma kitaplarıyla gelecek kuşaklara aktarılan bir öğretiye dönüştü. Bir yaratma, fakat hem de bir saygınlık ve övgü aracı olan resmin bu nitelikleri, XVII. yy.'da kuvvetli devletlerde katı kuralların ortaya çıkmasına yol açtı; Fransa'da fotoğraf türleri Krallık akademisi tarafınca kati bir halde saptandı: tarihsel fotoğraf, portre, görünüm resmi, gündelik yaşam sahneleri, ölüdoğa..
Akademizmin karşısında yeni gerekliklerin (Delacroix), yeni tekniklerin ve yeni gereçlerin geliştiğini görebilmek için XIX. yy.'ı beklemek gerekti. Bilhassa boya hazırlama yöntemi tümüyle değişti: boyalar artık atölyelerde değil fabrikalarda hazırlanıyor, kalay tüplerde korunuyordu; ek olarak, hazır karıştırılmış boyalar da üretilmekteydi. Çok daha çeşitli renk ve tonlar elde etmeyi elde eden bu yeni uygulamalar, ressamın işini basitleştirdi ve açık havada emek harcamayı kolaylaştırdı. Bu yeni emek verme koşulları izlenimciliğin, fovizmin, anlatımcılığın doğup serpilmesinde belirleyici bir rol oynadı. Mekânın kuruluşunda temel rolün ışık ve renge verilmesi Cözanne'ın arayışlarına yol açtı, bu arayışlar Rönesans kökenli geleneği sona erdirdi ve kübistlerin yeni mekân anlayışına vardı.
Böylece fotoğraf araştırmaları, ne kadar çeşitli olurlarsa olsunlar insan ve onun (iç ve dış) dünya ile olan ilişkilerini, dış görünüşlere boyun eğmeyen, özgür bir anlatımın merkezine yerleştirmektedir. Yapıt, soyutlama ile, tam bir özerklik kazanmakta ve kendiliğinden ya da tam tersine, salt kurgu ya da gereç zenginliği ve çeşitliliği (yeni boyalar [akrilik ve vinilik]; kum, kumaş ve çeşitli nesnelerin resme iştirak etmesi) yolunu izlemektedir. Görünür dünya ele alındığında (gerçeküstücülük; son yıllarda tekrardan canlanan figüratif fotoğraf), bu dünyanın yasaları ve kuralları, gerçekliğin imgesi çevresinde oyunun nice kurallarından yalnızca bir tanesidir.
*Tek. res. Teknik fotoğraf daima aletler yardımıyla, bir çok kez bir fotoğraf masası üstünde, kurşunkalem ya da çini mürekkebiyle çizilir; resmin çoğaltılabilmesi için çoğu zaman aydınger şeklinde saydam kâğıtlar yeğlenir. Her parça ya da tüm bir düzlem üstünde, dikgen görünüşler ve gereğinde kesit ve perspektifler biçiminde, standartlaşmış çizimlerle canlandırılır; boyutlar, ölçüler yardımıyla belirtilir.
Hususi bir işlevi olan bir bütünün tasarı resmi çizildikten sonrasında, bu bütünü oluşturan parçalardan her birinin işleme koşullarını göz önüne alan tanımlayıcı bir resmi yapılır; peşinden, parçaların gerçekleştirilebilmesi için bir üretim resmi hazırlanmış olur; bu resimlerin hepsi bir proje oluşturur. Araştırma bürolarının temel etkinliklerinden önde gelen teknik fotoğraf, bilgisayar destekli tasarım kanalıyla az-çok otomatikleşmiştir.
RESİM, -smf a. (öncekiyle eş. kökenli).
1. Merasim, geçit resmi.
2. Esk. Âdet, usul, tavır.
3. Esk. Biçim, yöntem, üslup.
4. Esk. Devlete ilişik ya da devlet tarafınca vergi odeımeK.
*e. Hesm-ı an, padişahın cuma namazına giderken ya da Hırkaı mutluluk'i ziyaret esnasında meydana getirilen merasim. || Resm-ı geçit * RESMİGEÇİT. RaanH iftitah, açılış töreni. || Resm-i kadim, eski biçim, eski usul. || Resm-i kuşat - RESMİ- KüŞAT. ||flesm-/ slm, resm-i tazim, askeri slm töreni.
*Ikt. tar. Resmi ağıl, OsmanlI döneminde koyun, keçi vb. küçükbaş hayvanlar için alınan vergiye verilen ad. (XVI. yy.'da, üç yüz koyundan beş akçe ağıl resmi alınırdı.) || Resmi arûs, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Adamın evlendirilmiş olduğu müslüman kızsa 60 akçe, müslüman dulsa 30 akçe; müslüman olmayanlardan da kızsa 30, dulsa 15 akçe vergi alınırdı.) || Resmi asiyab, sipahiler, zeamet ve özgü sahiplerince değirmen işletenlerden alınan vergi. (Bu vergi, aralıksız bir yıl işleyen değirmenlerden 60 akçe, altı ay işleyenlerden 30 akçe, üç ay işleyenlerden ise 15 akçe olarak alınırdı. Tanzimat'tan sonrasında kaldırılarak yerine temettü [kazanç] vergisi konuldu.) || Resmi badihava, tımar sisteminin yürürlükte olduğu dönemde, arazi sahibi olmayan ve ticaretle uğraşan reayadan alınan vergi. (Caba akçesi de denen bu vergi evlilerden yılda 12 akçe, bekârlardan 6 akçe olarak alınırdı. Tanzimat' tan sonrasında kaldırıldı.) || Resmi bennak, tımar sahiplerinin reayadan aldıkları bir tür vergi. (İki türlü bennak resmi vardı: ekinli bennak ve caba bennak. Elindeki arazisi yarım çiftten azca olanlardan alınan vergiye "ekinli bennak", asla toprağı olmayıp ticaretle uğraşanlardan alınan vergiye de "caba bennak" denirdi.) || Resmi bidat, gümrüklere gelen bazı eşyalardan gümrük vergisi haricinde alınan vergi. (Eşyanın türüne nazaran miktarı değişen bu Vergi, Tanzimat'tan sonrasında kaldırıldı.) || Resmi çift, iki öküzle işlenebilecek araziyi çift kabul ederek alınan bir arazi vergisi. (Çift akçesi de denen bu vergi, en fazlaca 57, minimum 22 akçeydi. Tanzimat'tan sonrasında kaldırıldı.) || Resmi çift bozan, çiftçiliği bırakarak başka bir iş hayata geçirmeye başlayanlardan alınan vergi. (Vergi, tüm çift için 300, yarım çift için 150 ve daha azca arazi için 75 akçe olarak alınırdı. Tanzimat'tan sonrasında kaldırıldı.) || Resmi ganem, koyun ve keçi vergisi. (XVI. yy.'da iki koyun ya da keçiden bir akçe olarak alınırdı. Tanzimat'tan sonrasında Ağnam resmi adını aldı.) || Resmi güvara, erken yetişen meyve ve sebzelerden alınan vergi. ("Güverı memuru" isminde olan bir işyar tarafınca toplanırdı.) || Resmi hınzır, domuz vergisi. (Belgrad ve Alacahisar sancaklarındaki domuz yetiştiricilerinden, yetiştirdikleri her bir domuz için yılda 4 para olarak alınırdı. 1779'da, reayanın isteği üstüne kaldırıldı, sadece bir süre sonrasında gene kondu. Tanzimat'tan sonrasında ise tümüyle kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuk'tan oluşan gönder'in her yıl mart ayında hâzineye ödediği vergi. (Mızrak, kargı vergisi olarak alınan resmi nize sefere gidenlerden 6 akçe, ötekilerden ise 5 akçe olarak alınırdı.) || Resmi tapu, devlet arazisi üstünde meydana getirilen binalardan ve koru, harman yeri şeklinde tarımdan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Çok verimli arazilerden 50 akçe, orta verimli topraklardan 30 -40 akçe, azca verimli yerlerden de 20 akçe alınırdı. Tanzimat'tan sonrasında bu şeklinde yerlerden "bedeli öşür†ve “mukataa-i zemin†adlarıyla vergi alınmaya başlandı.
*Kamu mal. Bir devlet hizmetinden yararlanma karşılığında ödenen para: Gümrük damga resmi. Damga resmi. (Bk. ansiki. böl.)
*Tasav. Fotoğraf hırkası, mevlevilerin giyindikleri geniş bedenli hırka. (Mevlevi canı, üç gün hücresinde sırrolduktan sonrasında tarikatçı huzuruna çıkarken bu hırkayı giyerdi.)
*ANSİKL. Kamu mal. Fotoğraf, vergi dışı bir tır. Devletçe sunulan bir hizmetten yararlananlardan mecburi halde alınır. Sadece "resimâ€, sunulan hizmetten yararlanan kişinin yalnızca bu hizmet miktarı için ödediği bedelin karşılığıdır. Bu sebeple, deline bağlıdır (Türkiye'de, dışalımda alınan Gümrük damga resmi ya da Rıhtım resmi şeklinde). Buna karşılık, verginin tutarı ile verilen hizmetin bedeli içinde mecburi bir bağlılık bulunmaz.
Rtılm üstün, Leonardo da Vinci'nin incelemesi. Trattato delta pittura, Vatikan kitaplığındaki bir elyazmasında (codex Urbinas latinus, 1270) ve kökeni F. Melzi' ye kadar uzanan bir metne dayanılarak hazırlanmış bir derlemedir; Leonardo'nun ölümünden sonrasında meydana getirilen bu derleme, sanatçının elinden çıkmış çeşitli yazılarından (bugün dağılmış, bir bölümüyse kaybolmuştur) bölümleri ve notları ihtiva eder İlk kez 1651'de Trichet Du Fresne'in çabalarıyla' Paris'te yayımlanmış ve peşinden birçok baskıları (Nürnberg, 1724 vb.) yapılmıştır. Leonardo'nun gölgeler kuramı, ışık, perspektif, anatomi, ruhsal ifade ve karikatür üstüne düşünceleri, resmi ve sanatı bilimsel araştırmadan ayrı tutulamayacak bir bilgi olarak gören hümanist ideale denk düşer; bu ideal Leonardo'da akıl ve duyarlığın doruğuna ulaşır.
Fotoğraf ve heykel müzesi (Ankara), 1978'de Türkocağı'nda oluşturulan müze (daha ilkin yapının minik bir kısmı müze olarak değerlendirilmişti). İlk fotoğraf sergisi Mustafa Kemal Atatürk döneminde bu binada açılmıştı. Müzede İstanbul Fotoğraf ve heykel müzesi'nde olduğu şeklinde, sanat akımlarının gelişimine uygun tarihsel bir düzenleme içinde türk fotoğraf ve heykel sanatının mühim yapıtları sergilenmektedir.
Fotoğraf ve heykel müzesi (İstanbul), Dolmabahçe sarayı'nın veliaht dairesinde oluşturulan müze (1937); Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifiyle İstanbul Devlet güzel sanatlar akademisi'ne (bugün Mimar Sinan üniversitesi) bağlanmıştır. Yapıtların sanat akımlarına uygun tarihsel bir düzenlemeyle sergilendiği müzede, iki bini aşkın fotoğraf ve dört yüzü aşkın heykel bulunmaktadır. Türk plastik sanatının mühim bir kesiminin belgelerinden oluşan bu seçkin yapıtlar içinde en ağırlıklı bölümlerden birini, XIX. yüzyılın ilk türk yağlıboya ressamları, Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey, Hüseyin Zekâi Paşa'nın resimleri oluşturur. Onları izleyen Süleyman Seyyit, Ahmet Ziya Akbulut, Hoca Ali Rıza şeklinde ressamların en seçkin yapıtları ve türk izlenimcilerinin (Nazmi Ziya, Halil Paşa, Şevket Dağ, Sami Yetik, Avni Lifij, Çallı İbrahim, Feyhaman Duran vd.) resimleri de İstanbul Fotoğraf ve heykel müzesi'nde sergilenmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonrasında Avrupa'da eğitim gören genç kuşağın fotoğraf ve heykelleri (Ali Çelebi, Parlak zeka Kocamemi, Onur Akdik, Refik Epikman, Cevat Dereli, Hale Asaf, Mahmut Cüda, Turgut Zaim vd.) ile D grubu'nun yapıtları da müzenin mühim koleksiyonları içinde yer alır. Bir başka kısmı de Picasso, Utrillo, Derain, Matisse, Dufy şeklinde yabancı sanatçıların yapıtlarına ayrılmış olan müzede, sergi, konuşma, söyleşi ve uygulamalı emekler şeklinde etkinlikler de düzenlenmektedir. 1976-1980 yılları aralığında yangın tehlikesi yüzünden kapalı kalan, 1981'de tekrardan oluşturulan müzede, Mimar Sinan üniversitesi proje, uygulama ve araştırma atölyesince hazırlanan projeye uygun olarak, Ulusal saraylar müdürlüğü'nce ara sıra restorasyon emekleri yapılmaktadır. Fotoğraf ve heykel müzesi (İzmir), 1973'te oluşturulan müze. 1963'te Gümrük'te minik bir yapıda sergilenmeye başlamış olan yapıtlar, yeni müze binasının tamamlanmasından sonrasında, modern müzecilik anlayışına uygun bir konuma kavuştu. Burada Tanzimat'tan günümüze uzanan tarihsel süreç içinde ürün vermiş meşhur türk ressamlarından 317 tablonun yanı sıra 22 heykel sergilenmektedir. Yapıda ek olarak galeri ve imalathane bölümleri bulunmaktadır. Fotoğraf ve heykel sergisi (Devlet), tanıtmak ve ödüllendirmek amacıyla, 1939' dan başlayarak her yıl Ankara'da oluşturulan sergi. 1973'e değin fotoğraf ve heykel dallarında ilk üç dereceyi alanlara para ödülü verilirken, 1973'ten sonraki uygulamalarda grafik, seramik, örneksiz baskı emekleri da sergi kapsamına alındı ve tüm ödüller Devlet sanat sergisi başarı ödülü adı-altında toplandı.
Kaynak: Büyük Larousse
YORUMLAR