SAPLAMAK g. f. 1. Bir şeyi (bir şeye, bir yere) saplamak, sivri bir şeyi kuvvetli, süratli bir itişle ya da vuruşla o şeye, oraya b...
SAPLAMAK g. f.
1. Bir şeyi (bir şeye, bir yere) saplamak, sivri bir şeyi kuvvetli, süratli bir itişle ya da vuruşla o şeye, oraya batırmak: Bıçağı masaya, ağaca saplamak.
2. Kesici bir silahı bir kimsenin vücuduna saplamak, onu hızla vücuda batırmak, sokmak: Süngüyü bir kimsenin karnına saplamak. Bıçağı düşmanın sırtına saplamak.
* saplanmak dönş. f. ve edilg. f.
1. Sivri uçlu, sert bir şey sözkonusuysa, bir yere girmek, batmak: Bıçak hedef yerine ağaca saplandı. Kalbine saplanan kurşun onu anında öldürmüş.
2. Bir acı, ağrı, sancı sözkonusuysa, kendini şiddetle duyurmak: Mideme bir ağrı saplandı.
3. Bir şeye saplanmak, onun içine girmek, gömülmek, o şeyin içinde olmak; batmak: Çamura saplanan otomobil. Kara saplanmak.
4. Bir şeye (soyut) saplanmak, sözkonusu bir kimse ise, o şeyden başka bir şey düşünemez duruma gelmek; bir şeyse, bir kimsenin zihnini, aklını devamlı meşgul ederek onda tedirginlik yaratmak: Bu fikre iyi mi, nereden saplandın anlayamıyorum. Körükörüne bir ideolojiye saplanmak. Tek bir çözüm yoluna saplanma, başka yolları da dene. Kafama saplanan bu düşünceden bir türlü kurtulamıyorum.
1. Bir şeyi (bir şeye, bir yere) saplamak, sivri bir şeyi kuvvetli, süratli bir itişle ya da vuruşla o şeye, oraya batırmak: Bıçağı masaya, ağaca saplamak.
2. Kesici bir silahı bir kimsenin vücuduna saplamak, onu hızla vücuda batırmak, sokmak: Süngüyü bir kimsenin karnına saplamak. Bıçağı düşmanın sırtına saplamak.
* saplanmak dönş. f. ve edilg. f.
1. Sivri uçlu, sert bir şey sözkonusuysa, bir yere girmek, batmak: Bıçak hedef yerine ağaca saplandı. Kalbine saplanan kurşun onu anında öldürmüş.
2. Bir acı, ağrı, sancı sözkonusuysa, kendini şiddetle duyurmak: Mideme bir ağrı saplandı.
3. Bir şeye saplanmak, onun içine girmek, gömülmek, o şeyin içinde olmak; batmak: Çamura saplanan otomobil. Kara saplanmak.
4. Bir şeye (soyut) saplanmak, sözkonusu bir kimse ise, o şeyden başka bir şey düşünemez duruma gelmek; bir şeyse, bir kimsenin zihnini, aklını devamlı meşgul ederek onda tedirginlik yaratmak: Bu fikre iyi mi, nereden saplandın anlayamıyorum. Körükörüne bir ideolojiye saplanmak. Tek bir çözüm yoluna saplanma, başka yolları da dene. Kafama saplanan bu düşünceden bir türlü kurtulamıyorum.
Kaynak: Büyük Larousse
YORUMLAR