Avrupa Birliği'nin kuruluş amacı nedir?

İktisadi birleşme AB, AB'nin müessese amacı nedir, Avrupa Birliği hangi ekonomik nedenle kurulmuştur? Avrupa Birliği'nin müe...

İktisadi birleşme AB, AB'nin müessese amacı nedir, Avrupa Birliği hangi ekonomik nedenle kurulmuştur?

Avrupa Birliği'nin müessese amacı nedir?

Avrupa Birliği'nin (AB) kurulma amacı genel olarak süratli bir ekonomik kalkınma ile savaşın yıkıcı etkilerinden kurtulma isteğidir. Avrupa Birliği'nin kuruluşundaki temel ekonomik niçin ise Marshall yardımı vesilesiyle Avrupa'ya akan ABD sermayesinin kendilerini ABD'ye bağımlı kılacağını düşünen bazı zayıf Batı Avrupa ülkelerinin Avrupa lı yeni bir hususi ana para piyasası oluşturmak istemeleridir. Bunun için de Avrupa ülkelerinin ekonomik potansiyellerinin birleştirilmesi ve bu bağlamda ekonomik, açıdan kuvvetli bir Avrupa Pazarı oluşturulması planlanmıştır. Bu şekilde bir bütünleşme ile pazarın genişleyeceği ve buna paralel olarak da ana para ile hızla gelişen teknolojinin süratli bir gelişme ve gelişim içine gireceği düşünülmüştür!







Sebep: İç başlık ve sual düzeni!!






  • Avrupa Birliği'nin tarihçesi ve 2. Dünya Savaşı hakkında bilgi verir misiniz?


  • Büroların müessese amacı nedir?


  • Avrupa Birliği'nin üç Sütunu (Three Pillars of the European Union)




Alıntı
Konuk

Avrupa Birliği'nin müessese amacı nedir?


Başlangıç : Cenk ve Sulh




Avrupa yüzyıllarca, sık sık yaşanmış olan kanlı savaşlara sahne oldu. 1870-1945 yılları aralığında Fransa ve Almanya üç kez savaştılar. Birçok insan yaşamını yitirdi. Bazı Avrupa ülkelerinin liderleri, barışın sürdürülebilmesinin tek yolunun, ülkelerinin ekonomik ve siyasal yönlerden birleşmesi olduğuna inandı.
Böylece 1950 senesinde, Fransız dışişleri bakanı Robert Schuman tarafınca Batı Avrupa ülkelerinin kömür ve demir sanayilerinin bir araya gelmesi planlandı. Netice olarak 1951 senesinde Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) Belçika, Batı Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda'dan oluşan 6 üye ile kuruldu. Bu ülkelerdeki kömür ve çelik sanayii ile ilgili alınan kararlar, bağımsız ve devletlerüstü bir kuruma (Yüksek Otorite) devredildi. Söz mevzusu kurumun ilk başkanı Jean Monnet idi.

üç Topluluktan Avrupa Birliği'ne

Birkaç yıl içinde AKÇT öyleki başarıya ulaşmış oldu ki söz mevzusu altı ülke işbirliklerini daha da ileriye götürmeye ve ekonomilerindeki öteki sektörleri de bütünleştirmeye karar verdi. 1957 senesinde Roma Antlaşmalarını imzaladılar. Böylece Avrupa Atom Enerji Topluluğu (AAET) ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) oluşturuldu. üye devletler kurmuş oldukları ‘'ortak pazar'' ile aralarındaki ticari engelleri kaldırdılar. 1967 senesinde, AKÇT, AAET ve AET'nin kurumları birleştirildi. Bundan sonrasında, Avrupa Parlamentosu'nun yanı sıra, tek bir komisyon ve tek bir bakanlar konseyi vardı.
Başlangıçta, Avrupa Parlamentosu'ndaki üyeler ulusal parlamentolardan seçiliyordu. 1979 senesinde, direkt ilk seçimler gerçekleştirildi. Bu çerçevede, üye ülkelerin vatandaşlarına kendi isteklerine yönelik bir seçim yapma imkanı tanındı. Bu tarihten itibaren, direkt seçimler 5 yılda bir gerçekleştirilmeye başlandı.
Maastricht Antlaşması (1992) üye ülke hükümetleri içinde yeni ortaklık imkanlarının başlangıcı oldu. Buna örnek olarak, müdafa ve hakkaniyet ve içişleri mevzuları verilebilir. Varolan Topluluk sistemine hükümetlerarası ortaklık mekanizması da eklenmesi yöntemiyle, Maastricht Antlaşması Avrupa Birliği'ni (AB) ortaya çıkardı.

Daha çok bilgi için tıklayınız:





Sebep: Alıntı sual düzeni!










Avrupa Birliği'nin müessese amacı hakkında bilgi verir misiniz?



Sebep: Sual düzeni!



AVRUPA BİRLİĞİ'NİN KURULUŞ AMACI


Paylaşım savaşı sonunda Almanya ve Fransa'nın cenk sanayiinin en mühim ana maddeleri olan demir ve çeliği denetim altına almak için, ilk adımı atarak meydana getirmeye başladıkları Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ekonomik ve politik bir birlikteliktir. Komşu Avrupa ülkeleriyle bütünleşme hedefinde olan oluşum ABD'nin güdümünden çıkıp kendi sermayesini kuvvetli konuma getirme çabasının ürünüdür.


"AB (Avrupa Birliği) organizasyonu paracı ülkelerin ana para birlikteliğini içermektedir. Yeni Dünya Düzeni projesinin bir parçasıdır." Avrupa tekellerinin; sermayenin geri Avrupa'sının bu günkü kurumlaşma biçimidir. Gene bu mevzuda Fikret Başkaya "Avrupa Birliği düşüncesi bastan itibaren kartellerin, tröstlerin, şimdiyse çokuluslu dev şirketlerin projesi ve onların dar çıkarlarını gerçekleştirmenin bir aracıdır" belirlemesinde bulunuyor.


Tüm bu belirlemelerden anlaşılacağı suretiyle sermayesinin jandarmalığını eline almak isteyen, daha kuvvetli hale gelip yeni pazarlara açılma fikrinin mimarlığında oluşturulan Avrupa Birliği, kendine rehber edinmiş olduğu emperyalist politikaları yaşama geçirmenin bir aracıdır. Kısaca emperyalist bir ihtiyacın ürünüdür. ABD'nin karşısında bir güç haline gelmek, dünyayı bir tek ABD sömürüsüne bırakmak istememe ihtiyacıyla kendini açığa vuran bu proje; genişleyerek devam ediyor. SSCB 'nin yıkılmasıyla yeni pazarlar bulma (ki AB için her yeni ülke yeni pazardır) çabasını hızlandıran AB bugün yirmi beş ortaklı bir şirkete dönüşmüş durumda.

AB'den Beklenenler, AB'nin Beklentileri;

Türkiye'nin AB'ye girmesini destekleyenlerin büyük çoğunluğu Türkiye'nin ekonomik gelişmesini pozitif yönde etkileyeceğini düşünüyor. Derhal arkasından da ülkenin internasyonal alanda güçleneceğini ve bölgesinde ağırlığının ve itibarının artacağını düşünenler içeriyor. Öteki sebepleri de sırasıyla belirleyecek olursak: Türkiye insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olacak; fikir ifade ve inanç özgürlüğü tam anlamıyla uygulanacak; Mustafa Kemal Atatürk'ün uygar uygarlık hedefi gerçekleştirilecek; iç sulh sağlanacak ve bir bağlamda Güneydoğu probleminin çözülmesine destek olacak; Türkiye'nin batı ve doğu içinde bir siyasal ve kültürel köprü görevi oynamasına imkân verecek. Toplumdaki değişik gruplara mensup kişilerin kimlik ve kültürel haklarının bireysel haklar ve yasalar önünde eşitlik çerçevesinde güvence altına alınması sağlanacak, siyasal Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ağırlığı azalacak; kültürel etkilerin yöntemiyle Türkiye'nin batı kültürüyle etkileşimi kolaylaşacak; Türkiye'nin Türklük alemi ve islam dünyası için örnek olacak rakip bir devlet ve yönetim modeli oluşturmasına olanak verecek; Türkiye'nin güvenliği güçlenecek; herhangi bir kişi ya da grubun siyasetten ve kamu hayatından dışlanması engellenecek.


AB'ye girmeyi destekleyenlerin Türkiye'nin AB'ye girmesinden çeşitli beklentilerini saydık. Peki, AB 'nin bakışı ve beklentileri neler? AB emperyalist bir odaktır ve birincil hedefleri içinde yeni bir ordu inşa etme fikri vardır. Bu ordunun oluşumunda da çatısı altına almış olduğu yoksul halktan yararlanmak istemektedir. Bu emperyalist ordunun piyade gücü Türk, kurt işçi emekçi ve yoksul köylülerden devşirmek isteniyor. Bu orduyla Avrupa'da ortaya çıkacak devrimci çıkışların, ABD'ye gerek duymadan önünün alınması, bastırılması planlanıyor. Bu durum, AB Dış ve Güvenlik Politikası Koordinatörü Javier Solana'nın "Türkiye'nin askeri potansiyeli AB'nin kriz durumlarına müdahalesinde yararlı olacak" sözlerinden de açıkça anlaşılıyor.


"Orta Asya ve Kafkasya büyük petrol ve doğalgaz rezervleri sebebiyle 21. yüzyılın mühim bir enerji alanı olarak görülüyor. Batıya giderek enerjinin Rusya'nın denetiminden çıkarılması amaçlanıyor. Bakü-Ceyhan boru hattı bu mevzuda atılmış ilk mühim adımdır." (Tuncay Atmaca) "Rusya Federasyonu'nun arkasından Çin Halk Cumhuriyeti'nin tesir alanının zayıflatılmasında ve giderek parçalanmalarında Türk kökenli ve Müslüman halkların konumunu belirleyici ehemmiyet taşıyor" (Temel Demirer, Özgür Orhangazi, Cahide Sarı)


İşte burada Türkiye'ye biçilen rol coğrafi konumunun bir yansımasıdır. Türkiye'den istenen AB emperyalizminin taşeronluğunu yapmasıdır. Bölgede ABD'nin tek başına etkili olmasını istemeyen AB Türkiye'yi en iyi halde iyi mi kullanabileceğinin hesaplarını yapıyor. AB Genişlemeden Görevli Komiseri Gunter Verhuegen'in "Avrupa Birliği Ortadoğu ve Kafkaslarda dış siyaset oyuncusu olmak istiyorsa Türkiye'nin coğrafi konumu, ekonomik durumu güvenlik ve askeri potansiyeli önemlidir." açıklaması anlattığımız bu tablonun ispatıdır.


Yukarıda AB'nin Türkiye'yi hangi çıkarları için kullanmak istediğini anlatmaya çalıştık. Şimdi ülkemizdeki egemenlerin halka kurtuluş olarak sunmuş olduğu AB modelinin görünmeyen yüzüne bakalım.Fikret Başkaya iki Avrupa'dan bahsediyor: Birinci, dünyanın beşeri ve organik larını sömüren, yağmalayan, talan eden gerçek Avrupa, ikincisi de efsaneleştirilmiş Avrupa. Türkiye'nin dahil olmak istediği ikincisidir.Oysaki Avrupa'nın karın tek kutsallık saydığı paracı emperyalist bir gerçekliği vardır. Kısaca, bu gerçeklikte ücretli kölelik sistemi var ve sistem demokrasiyle uzlaşamaz. AB'de uygulanan neo-liberal politikalarda işsizliği, yoksulluğu bununla beraber getiriyor.


Burjuva medya iktisat, insan hakları, güvenlik, Kürt problemi, çağdaşlık, uygarlık... Alanında tozpembe tabloların tellallığını yaparken Avrupa'da 18 milyon işi olmayan 50 milyon yoksul insan yaşamış olduğu (maya çalmış olduğu) gerçekliğinin üstünü kapatıyor." AB içinde birlik çapında örgütlenmiş tek güç vardır: Tekelci ana para. Bundan dolayı bu gün sadece tekeller Avrupa'sından söz edilebilir. Halkın Avrupa'sı ortada yoktur." Son dönem AB politikalarını somutlarsak küreselleşme modelinin tipik örneğini oluşturan AB'nin genişlemesi en fazlaca patronların işine yarıyor. Batı Avrupalı firmalar faaliyetlerini işgücünün ucuz olduğu Doğu Avrupa ve Uzak Asya'ya kaydırma tehdidinde bulunuyor. Avrupa Birliği'ne yeni katılan Doğu Avrupa ülkeleri ucuz işgücü yönünde bir potansiyel barındırıyorlar.


Avrupa'nın önde gelen şirketleri bunu kullanmakta tereddüt etmiyor. "Simens Daimeler Chrysler, Bosch şeklinde firmalar faaliyetlerini işgücünün daha ucuz olduğu doğu ülkelerine kaydırma tehdidinde bulunuyor." Simens şirketinin iki ayrı tesisindeki çalışanlar bazı faaliyetlerin Macaristan'a taşınmasını engellemek için, ek ücret talep etmeden haftada 35 saat yerine 40 saat emek harcamayı kabul etti. Daimerchrysler ücretlerde bazı tavizler verilmediği takdirde Schtutgart civarlarındaki fabrikasında çalışan 6 bin işçinin işini Doğu Almanya ya da G.Afrika'ya kaydıracağını bildirdi. Gene Belçika'da patronlar haftalık 36 olan emek verme saatini 40 saate çıkarma teklifinde bulundular. Bunlar Avrupa'nın birçok ülkesinde yaşanmış olan ve yaşanacak gelişmelerdir.


"Avrupa'nın bütünleşme süreci son on yıl süresince giderek derinleşti ve yoğunlaştı ortak bir tek pazarın yaratılması tamamlandı ve ortak para birimi ile Avrupa Merkez Bankası oluşumu yardımıyla güçlendi." Yoğun bir serbestleştirme, kuralsızlaştırma ve özelleştirme programını meşrulaştırıp yaygınlaştıran kuvvetli ve antidemokratik düzenleme biçimleri gelişti... Kitlesel işsizlikte iş güvencesizliği yanında işçi sınıfının Keynes'çi yollarla sisteme dahil edilmesine ve refahın kolektif biçimlerine karşı kesintisiz bir hücum ile sonuçlandı.


Bu gelişmelerin hepsi Avrupa tekellerinin işine yarıyor. Genişleyen AB ucuz iş gücü ve yeni pazar anlamına geliyor. Egemen sınıfların medya silahıyla halkı aldatmaya çalmış olduğu vatanımızda, açıklanan ilerleme raporu da daha AB'ye girmeden kurtulduk, demokratikleştik söylemlerinin dillerden düşmediğine şahit oluyoruz. AB ülkelerinin ilk ağızdan, bağıra bağıra Türkiye'yi niçin dışlayamadıklarını dillendirdikleri bu günlerde, burjuvazinin ısrarla illa gireceğiz söylediği Avrupa'da Avrupalıların belirlemesiyle Türkiye'ye yer yoktur. Türkiye'nin AB'ye girişiyle tüm sorunlarının hallolacağı bir yanılsamadır. Fikret Başkaya: Bugün olduğu şeklinde Türkiye Avrupa'nın öz gelişmiş bir bölgesi olmaya devam edecek. Zira kapitalizm demek, aşama sınıfsal ve bölgesel eşitsizlik, sömürenler, sömürülenler, alttakiler, üsttekiler anlamına gelir. Büyülü bir sopa onu projenin aslolan mimarları şeklinde emperyalist bir ülke de yapmayacak. Türkiye'nin bu gün olduğu şeklinde, gene organik ve beşeri ları yerli yabancı paracı ittifakı tarafınca sömürülmeye devam edecek" ifadesi, kurtuluşu AB olarak gösterenlerin halkı kandırdığını göstermektedir.


AB işleyişini bir "anonim şirkete" benzeten Fikret Başkaya, batının demokrasi ihraç ederken kime dayandığını ortaya koyuyor. Kendi tekellerine yeni pazarlar ve sömürü alanları açmak için genişleme sürecine giren AB'nin Türkiye'ye biçtiği görevi Almanya Başbakanı Schröder, Türkiye Avrupa için pazar ve güvenlik açısından kurumdur diyerek özetliyor. ABD'nin Afganistan ve Irak saldırılarıyla somutlaşan, adına BOB denen emperyalist politikaları, varlıklı petrol yataklarına haiz ve dünya coğrafyasında bulunmuş olduğu yer itibariyle stratejik öneme haiz Orta Doğu'yu yalnız ABD sömürüsüne bırakmak istemeyen AB bölgedeki etkinliğini artırmanın hesaplarını yapıyor. Bu hesapla Türkiye'nin bir tek ABD'nin piyonu olması AB çıkarlarına ters düşmektedir. Ekonomisinin kötüye gidişinin sinyallerini verdiği ve bu ortamda toplumsal ve siyasal akımdaki boşluktan yararlanarak aşırı sağcılığın geliştiğinin bilincinde olan AB bu durumdan çıkmak istiyor.İşte bu toplumsal ve ekonomik gelişmeler AB emperyalizminin Türkiye'yi ne için kullanacağını açıkça gösteriyor. Hal böyleyken adeta halka yeryüzündeki aden diye sunulan Avrupa Birliği'nin işçilere emeklilere getireceği daha çok sömürüdür.

AB, Türkiye ve Demokrasi

Demokrasi ve insan hakları mevzusunda "çağdaş batının" eline kimse su dökemez. Bir model olarak kabul gören ve her seferinde "AB normlarına erişiyoruz" ifadesiyle kendini açığa vuran AB'ye özetlemek gerekirse bakalım.Avrupa Birliği Europol denilen bir sistemi bugün devreye sokmuş bulunuyor. Bu sistemle tüm AB ülkelerinin bilgisayara kaydedilmiş fişlemeleri merkezleşiyor. Bununla kan gruplarından akrabalarına sıhhat bilgilerinden gezdirilmiş olduğu bölgelere kadar tüm bilgiler bu merkezde ve tüm AB ülkelerinin polisinin elinin altında toplanıyor. Kısaca biri devamlı sizi gözetliyor...


Devam edelim, Uşak olmayı reddeden Cezayir ile politik bağımsızlığını engellemek suretiyle NATO'nun her türlü desteğini alarak savaşan Fransa'dır. ABD'nin bilhassa Avrupa'nın desteğiyle Vietnam'da gerçekleştirdiği katliamlar unutulmadı daha. Portekiz'in Karanfil Devrimi'ni ezmeye çalışan NATO'yu destekleyen AB'dir. Emekten yana bir cemiyet kurma gayesini sizce AB niçin ezmeye çalıştı? Sakın demokrasi insan hakları adına olmasın...(ü!)

Sonrasında ingiltere kara mayını üreten 18 ülkeden biri olduğu bilinirken bunun yasaklanması için heybetli kampanyalar düzenlemek iki yüzlülüğünü gösterirken, Irakta petrol için ABD ile bir halkı katlederken bu ülkenin insan hakları ve demokrasi adına en fazlaca kendini paralayan ülke bulunduğunu kim inkar edebilir ki?!


Gene Berlin Duvarının simgesel yıkılışıyla demokrasinin unutulmaz örneklerinden birini sergileyen batı, israil'in ördüğü duvara sessiz kalıyor. Her seferinde demokrasi, insan hakları dersi veren AB ülkeleri ABD'nin arkasında olduğu israil'in Siyonist politikalarına ve uygulamalarına izleyici kalıyor. Fakat onlar çağdaş batıya yapıyorlarsa vardır bir bildikleri!.

AB demokrasisinin adeta anayasası olarak kabul gören Kopenhag kriterlerini sıkça duyduk, duyuyoruz. Bu kriterler neyi içeriyor özetlemek gerekirse değinelim. Yukarıda somut gelişmeler olarak verdiklerimizin hangi demokrasi anlayışından landığını bu kriterleri inceleyince daha iyi kavramış olacağız.

Kopenhag Kriterleri: üyelik; aday ülkenin demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini güvence altına alan kurumların istikrara kavuşturulmuş olmasını, işleyen bir piyasa ekonomisinin mevcudiyetini AB içindeki rekabet ve piyasa güçleriyle baş etme kapasitesini gerektirmektedir. üyelik aday ülkenin siyasal, ekonomik, parasal birliğe iştirakı da dahil olmak suretiyle, üyeliğin getirmiş olduğu yükümlülükleri üstlenebileceğini varsayar.


Temel Demirer, Gökçer Özgür, Mustafa Erdem Sakınç beraber yazdıkları makalede Kopenhag kriterlerini "Piyasa ekonomisinin" kutsallığına kalkınmış kriterler olarak değerlendiriyorlar. "Liberalizm programı tek bir sözcükte özetlenecek olursa şudur: Iyelik doğrusu üretim araçları üstünde hususi iyelik(...) Liberalizmin tüm diğeri talepleri bu temel talepten lanır." işte Kopenhag kriterleri bu temel talepten lanmıştır. Emperyalist politikaların demokrasi, insan hakları kılıfında ülkelere sokulmasının aracı durumundadır bu kriterler. Sadi Ozonsü "emperyalist demokrasinin aşın gericiliği kurmuş olduğu dünya sisteminde içinde kendi toprakları haricinde kalan bölgeleri vahşete terk etmiş olmasıdır!" diyor. Her seferinde Kopenhag kriterlerini ağızlarından düşürmeyen AB ülkeleri Saddam rejimini yıkma bahanesiyle Irak'ı bombalayan ABD ve onun askerliğini icra eden ingiltere (ki AB'nin "saygı duyulan üyesidir") karşısında en fazlaca susma hakkını kulandı. Ki Saddam rejiminin mimarı ABD emperyalizmi önderliğindeki bu demokrasi "peri"leridir. Onlarda demokrasi kar getirene kadardır. Lenin'in "elkoyuculuk çağı gericiliğin ta kendisidir" saptaması tam da yerine oturuyor.

ülkemize dönecek olursak, resmi ideolojisinin çağdaş uygarlık seviyesi (günümüz AB 'si) diye taçlandırdığı, ne olursa olsun ulaşılması gerektiği vaaz etmiş olduğu uygarlık, özgürlük dünyasının portresini yukarda özetlemek gerekirse vermeye çalıştık, TSK, MGK, YÖK, RTüK temel uygarlıklarından oluşan sistemin AB, ye girme uğruna sarf etmiş olduğu çaba izlenmeye kıymet.


Halkın geleceğini ellerine almak isteyen bu güçler, çağdaş dönemin yazgı yazıcıları rolüyle AB kapısında "demokratikleştik, her şey yolunda, yol verin" diyorlar. Onlar biliyor, düşünüyor, yapıyor.. Sayfalarca kanun yazıldı, değiştirildi, Kürtçe özgür bırakıldı(?) Sabah erkenden ülkenin kırlarındaki çiçekleri tanıtan belgeseller yayınlanıyor. Onları koş koca otuz dakika Kürtçe gösterim icra eden radyo kapatılıyor... Demokratikleştik ya ne mutlu Türküm diyene(!) Siirt'in Eruh ilçesine bağlı Bozkuş mezrasında yaşayan 61 yaşındaki A.A'ya yüzbaşının direktifiyle korucular tarafınca işkence yapılılıyor fakat bizde işkence yok, bunlar münferit gelişmeler(!!!)

Çakıcı uzaklardan izah etme yapmış oldu: Devletimle hesaplaşmaya geleceğim. Yargıtay Çakıcı portresi göze çarpan!



Sebep: Bildiri düzeni!










18 Nisan 1951 tarihinde Paris'te imzalanan ve 23 Temmuz 1952 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması, 25 Mart 1957'de Roma'da imzalanan Roma Antlaşması ve 7 Şubat 1992'de Maastricht'te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması, Avrupa Birliği'ni kuran antlaşmalar içinde en mühimleridir.


Öncelikli hedefleri içinde yer edinen ticareti geliştirme fikrini ilk kere Roma Antlaşması ile ortaya koyan AB, sonrasında imzalanan Tek Avrupa Senedi ile beraber "ortak pazar" fikrini geliştirmiştir. Amsterdam ve Nice Antlaşmaları ile beraber günümüzdeki halini alan AB'nin kurulduğunda ilk amacı tecim, ortak pazar, yaşam düzeyinin hızla yükseltilmesi idi. Bilhassa Maastricht Antlaşması'yla beraber Topluluk terimi değişmiş, hedefler ve amaçlar çeşitlenmiştir.


Aslına bakacak olursak AB'yi kuran antlaşmaların temel fikri, Birliğe üye olan ülkelerin aynı müreffeh bir yaşam düzeyine haiz olmak için ekonomik, politik ve toplumsal alanlarda gelişmeler ve iyileştirmeler sağlamaktır. Bu hedefle yola çıkan AB, günümüzde AB vatandaşlarının, refah ve varlık içinde hayatlarına devam etmelerini, Birliğe üye ülkeler arası gelişmişlik seviyesinin birbirinden çok değişik olmamasını amaçlar.


Avrupalılık teriminde da açıklanmış olduğu şeklinde her ülkenin, çeşitli dillere, anane ve göreneklere, renklere haiz olması Avrupa'nın çeşitliliğini yansıtmaktadır. Bu anlamda çeşitliliği korumak için çaba sarfeden AB, ekonomik gelişmeler ve tutumsal kalkınma şeklinde kavramlarda ortaklaşa bir hedef benimser. Buna en çarpıcı örnek Tek Avrupa Senedi, ortak pazar terimi, ortak para kullanımı gösterilebilir.


Kurum sebepleri içinde, kim bilir, geçmişte yaşanmış olan Dünya Savaşları da eklenebilir. İki yıkıcı büyük savaşın merkezinde yer almış bir Avrupa, tarihinden bir ders çıkararak ortak bir zeminde buluşmanın ve barışı, refahı, güvenliği sağlamanın yolunu Avrupa Birliği'ni kurarak tesis etmeye iş yapmaktadır. 1789 Fransız İhtilali ile başlamış olan "ulusalcılık" terimi, sömürgecilikteki rekabetler şeklinde olgular Dünya Savaşları'nın da aslolan sebepleri içinde yer alır. İşte, AB, hem her ülkenin ulusalcılık terimini koruma altına almasını sağlamakta hem de internasyonal ticarette ortak harekat ile rekabetin önüne geçebilmektedir.


Her türlü ayrımcılığa, temel hak ve özgürlükler ile insan hakları ihlallerine karşı kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, geçmişte yaşanmış olan talihsiz olayların tekrar asla yaşanmaması için çalışan Avrupa Kurumları'ndan bir tek biridir. AB içinde her türlü iç mevzuatı, kararları ve yönergeleri inceleyen kurumlar da, üye ülkelerin AB'nin temel hedefinden uzaklaşmaması için denetleme yapmaktadır.



Sebep: Bildiri düzeni!




Bu ileti 'en iyi çözüm' seçilmiştir.
Avrupa Birliği'nin (AB) kurulma amacı genel olarak süratli bir ekonomik kalkınma ile savaşın yıkıcı etkilerinden kurtulma isteğidir. Avrupa Birliği'nin kuruluşundaki temel ekonomik niçin ise Marshall yardımı vesilesiyle Avrupa'ya akan ABD sermayesinin kendilerini ABD'ye bağımlı kılacağını düşünen bazı zayıf Batı Avrupa ülkelerinin Avrupa lı yeni bir hususi ana para piyasası oluşturmak istemeleridir. Bunun için de Avrupa ülkelerinin ekonomik potansiyellerinin birleştirilmesi ve bu bağlamda ekonomik, açıdan kuvvetli bir Avrupa Pazarı oluşturulması planlanmıştır. Bu şekilde bir bütünleşme ile pazarın genişleyeceği ve buna paralel olarak da ana para ile hızla gelişen teknolojinin süratli bir gelişme ve gelişim içine gireceği düşünülmüştür!





  • Avrupa Birliği'nin tarihçesi ve 2. Dünya Savaşı hakkında bilgi verir misiniz?


  • Büroların müessese amacı nedir?


  • Avrupa Birliği'nin üç Sütunu (Three Pillars of the European Union)


 

YORUMLAR

Ad

Anlamı Nedir?,22,Biyoloji Konu Anlatımı,25,Cilt Bakımı,82,Coğrafya Ders Anlatımı,978,Genel,46,Güzel Sözler,16075,Music,1,Ne Nedir?,32164,Resimli Sözler,4111,Saç Sağlığı,119,Sağlık Bilgileri,1596,Soru-Cevap,10236,Sports,1,Tarih Konu Anlatımı,5,Teknoloji,36,Türk Dili ve Edebiyatı Konu Anlatımı,2,
ltr
item
Ders Kitapları Konu Anlatımı: Avrupa Birliği'nin kuruluş amacı nedir?
Avrupa Birliği'nin kuruluş amacı nedir?
Ders Kitapları Konu Anlatımı
https://ders-kitabi.blogspot.com/2017/06/avrupa-birliginin-kurulus-amac-nedir.html
https://ders-kitabi.blogspot.com/
http://ders-kitabi.blogspot.com/
http://ders-kitabi.blogspot.com/2017/06/avrupa-birliginin-kurulus-amac-nedir.html
true
5083728687963487478
UTF-8
Tüm Yazılar Yüklendi hiçbir mesaj bulunamadı HEPSİNİ GÖR Devamı Cevap Cevabı iptal Silmek Cevabı iptal Home SAYFALARI POST Hepsini gör SİZİN İÇİN ÖNERİLEN ETİKET ARŞİV SEARCH Tüm Mesajlar İsteğinizle eşleşme bulunamadı Ana Sayfaya Dön Pazar Pazartesi Salı Çarşamba Perşembe Cuma Cumartesi Pazar Mon Tue Wed Thu Fri Sat January February March April May June July August September October November December Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec Şu anda... 1 dakika önce $$1$$ minutes ago 1 saat önce $$1$$ hours ago Dün $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago more than 5 weeks ago İzleyiciler Takip et THIS PREMIUM CONTENT IS LOCKED STEP 1: Share to a social network STEP 2: Click the link on your social network Tüm Kodunu Kopyala Tüm Kodunu Seç Tüm kodlar panonuza kopyalanmıştır. Kodları / metinleri kopyalayamıyor, kopyalamak için lütfen [CTRL] + [C] tuşlarına (veya Mac ile CMD + C'ye) basınız Table of Content