Ilkin Manzum Nedir Bunu Açıklayım Örneklerini Altına Ekliyorum: Manzum Nedir ? Bilhassa duyguların, hislerin anlatildiqi yazı biçimidir. Diz...
Ilkin Manzum Nedir Bunu Açıklayım Örneklerini Altına Ekliyorum:
Manzum Nedir ?
Bilhassa duyguların, hislerin anlatildiqi yazı biçimidir. Dizelerden (mısralardan) oluşur. Dizeler alt alta sıralanır. Ölçü ve kafiyesi (uyağı) bulunur. Bu şekilde yazılara manzume denir. Manzumelerin duygu ve coşku yönünden kafi olup bir sanat kıymeti taşıyanlarına şiir denir.
- - -
Klasik Türk Edebiyatında tüm şairler tarafınca ortak olarak kullanılan kalıplaşmış sanatlı laflara manzum denir.
- - -
dizeler halinde yazılan yazılara verilen ad. dizeler halinde yazılan, uyaklı ve ölçülü olan her yazıya manzum yazı denir, sadece her manzum yazı şiir değildir. bir manzum yazının şiir kıymeti taşıyabilmesi için duygu ve coşku yönünden kafi olması, sanat kıymeti taşıması ve okuyan şahıs üstünde güzel duygular uyandırması gerekir.
Manzum Öykü Örneği
Küfe -Mehmet Ãkif Ersoy
Beş on gün oldu ki, mu'tâda inkıyâd ile ben
Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.
Bizim mahalle de İstanbul'un kenârı demek:
Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmiyerek!
Adım başlangıcında derin bir buhayre dalgalanır,
Sular kararmış oldu mı, artık gelen gelir dayanır.
Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,
Selâmetin yolu insan için bu, başka değil!
Elimde bir koca sopa, onunla yoklayarak,
Önüm adaysa basıp, yok, denizse atlayarak,
Ayakta durmaya elbirliğiyle çaba eden,
Lisân-ı hâl ile amma rükûa niyyet eden-
O sâlhurde, harâb evlerin saçaklarına,
Sığınmış öyleki giderken, derhal ayaklarına
Delîlimin koca bir şey takıldı... Baktım ki:
Genişçe bir küfe yatmakta, hem epey eski.
Bu bir hamal küfesiymiş... Aceb kimin? Derken;
On üç yaşlarında kadar bir çocuk gelip öteden,
Gerildi, tekmeyi indirdi öyleki bir küfeye:
Tekermeker küfe bîtâb düştü tâ öteye.
-Benim babam senin altında öldü, sen hâlâ
Kurumla yat sokağın ortasında bu şekilde daha!
O anda karşıki evden bir orta yaşlı hanım
Göründü:
-Oh benim oğlum, gel etme kırma sakın!
Ne istedin küfeden yavrum?Ağzı yok, dili yok,
Baban sekiz yıl kullandı... Hem de derdi ki: "Çok
Uğurlu bir küfedir, kalmadım derhal yüksüz... "
Baban gidince demek kaldı âdetâ öksüz!
Onunla besliyeceksin ananla kardeşini.
Bebek misin daha öğrenmedin mi sen işini?"
Dedim ki ben de:
Ayol dinle annenin sözünü...
Fakat çocuk bana haykırdı ekşitip yüzünü:
-Sakallı, yok mu işin? Git, cehennem ol Şuradan!
Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan?
Benim içim yanıyor: Dağ kadar babam gitti...
-Baban yerinde adamdan ne istedin şimdi?
Adamcağız sana, bak hâl dilince söylerken...
-Bırak hanım, o çocuktur, kusûra bakmam ben...
Adın nedir senin, oğlum?
-Hasan.
-Hasan, dinle.
Zararı olan sen çıkacaksın tüm bu hiddetle.
Benim de yandı içim anlayınca derdinizi...
Fakat, baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.
O, bunca yıl çalışıp alnının teriyle seni
Iyi mi büyüttü? Bugün, sen de kendi kardeşini,
Yetim bırakmıyarak besleyip büyütmelisin.
-Küfeyle öyleki mi?
-Hay hay! Niçin bu söz lâkin?
Kuzum, ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?
Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.
-Ne doğru söylemiş oldu! Öp oğlum amcanın elini...
-Unuttun öyleki mi? Bayramda komşunun gelini:
"Hasan, dayım yatı mekteplerinde zâbittir;
Senin de zihnin açık... Söylemiş olaydık bir...
Koyardı mektebe... Dur söyleyim" demişti hani?
Okutma sen de hamal yap bu yaşta şimdi beni!
Söz anladım uzun, hem de pek uzun sürecek;
Benimse vardı o gün birçok işlerim görecek;
Bıraktım onları, saptım yokuşlu bir yoldan,
Ne oldu şimdi aceb, kim bilir, zavallı Hasan?
Bizim çocuk yaramaz, evde dinlenip durmaz;
Geçende Fâtih'e çıktık ikindi üstü birazcık.
Kömürcüler kapısından girince biz, develer
Kızın merâkını celbetti, dâima da eder:
O yamrı yumru gövde, upuzun boyun, o bacak,
O arkasındaki püskül ki kuyruğu olacak!
Hakîkaten görecek şey değil mi ya? Derken,
Dönünce arkama, baktım: Beş on adım geriden,
Belinde enlice bir şal, başlangıcında âbâni,
Bir orta boylu, güler yüzlü pîr-i nûrânî;
Yanında koskocaman bir küfeyle bir çocucak,
Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:
Çocuk, benim o sabah gördüğüm zavallı yetim...
Şu var ki, yavrucağın hâli eskisinden elim:
Zayıf bacaklarının dizden altı çırçıplak...
Bir ince mintanın altında titriyor, donacak!
Ayakta ayakkabı yok, başta var mı fes? Ne gezer!
Düğümlü alnının üstünde sâde bir çember.
Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryad;
Nazar değil o bakışlar, dümû-i istimdad.
Bu bir ayaklı sefalet ki yalnayak, baş açık;
On üç yaşlarında buruşmuş cebin-i safi, yazık!
O anda mekteb-i rüşdiyyeden taburla çıkan
Bir elliden mütecaviz çocuk ki, muntazaman
Geçerken eylediler ihtiyarı vakfe-güzin...
Hasan'la karşılaşırken bu sahne oldu hazin;
Evet, bu yavruların hepsi, pür südud-i şebab,
Eder dururdu birer aşiyan-ı nura şitab.
Birazdan oynıyacak hepsi bunların, ne iyi!
Fakat Hasan, babasından kalan o kirli küfeyi,
-Ki ezmek istedi görmekle reh-güzarında-
İlel'ebed çekecek dûş-i ıztırarında!
O, yük değil, kaderin bir cezası ma'sûma...
Yazık, günahı nedir, bilmeyen şu mahkuma!
Kelimeler:
mu'tâd: Alışkanlık
buhayre: Göl
lîsan-ı hâl: Hal dili
inkıyad: Uymak
İskandil: Denizin derinliğini ölçmeye yarayan alet
rükû: Eğilme
salhurde: Eski, asırlık
kanıt: Kılavuz, baston
zabit: Subay
Bu manzum hikayenin özellikleri
-Metinde duygu, ses akışıyla beraber verilmiştir.
-Her iki dizede bir değişen redif ve uyaklarla ve a a b b c c ... uyak düzeniyle ses akışı sağlanmıştır.
-Ritim, aruz ölçüsüyle sağlanmıştır.
-Sözcükler ağırlıklı olarak gerçek anlamıyla kullanılmıştır.
-Metinde anlatılanlar yaşanması mümkün olan olaylardır. Gerçek yaşamdan meydana getirilen gözlemler bire bir anlatılmıştır.
Metni düz yazıya çevirelim: "Ben on gün ilkin, alışmış olduğum şeklinde, sabahleyin evden erkenden çıkıvermiştim. Bizim mahalle, İstanbul'un kenarı demek, sokaklarında yüzme bilmeyerek gezilmez..." Görüldüğü şeklinde metin düz yazı şeklinde anlatılmaya daha uygundur.
Metnin vaka örgüsü:
1. Şairin mahallede adım atması
2. Değneğe küfenin takılması
3. Hasan ve annesiyle konuşmaları
4. Hasanın okumak istemesi
5. Şairin oradan ayrılması
-Metinde yaşanmış ya da yaşanabilecek vakalar anlatıldığı için vaka örÂgüsünü çıkarabiliriz.
-Bu metinde amaç, naturel gerçekliği bulunan bir mevzuyu anlatmaktır. Bu yüzden metnin ifade yönü kuvvetli, çağrışım yönü zayıftır.
-Metinde somut anlamlılık ön plandadır.
-Bu metin yapı bakımından "manzum hikâye" özelliği gösterir.
Manzume Örneği:
Manzume:
-Ölçülü ve uyaklı manzum parçalardır.
-Öğretici mevzular ve akılda kolay kalması istenen düşünceler bu nazım şekliyle yazılır.
-Güzel duyu kaygı taşımazlar.
-Çağrışım yönü ve imgeleme zayıftır.
-Manzum hikâyeler birer manzumedir.
Manzum Hikayelerin Özellikleri:
-Toplumu ilgilendiren vakalar işlenir.
-Daha çok ders veren, eğitici, öğretici, etkisinde bırakan mevzular seçilir.
-Ölçü ve uyağa dikkat edilir.
-Anlam, alttaki dizelerde devam eder.
-Karşılıklı konuşmalara yer verilir.
-Dizelerin uzunlukları aynı olmayabilir.
-Bu nazım şekli edebiyatımıza Tanzimat Süreci'nden sonrasında girmiştir.
Manzume ve Şiir Arasındaki Ayırıcı Özellikler:
-Şiirde anlatılanları düz yazıyla ifade edemeyiz, manzumede anlatılanları düz yazıyla ifade edebiliriz.
-Şiirde vaka örgüsü yoktur, manzumede vaka örgüsü vardır.
-Şiirde bireysellik duygu ve çağrışım ön plandadır; manzumede toplumsal mevzular yaşanmış ya da yaşanabilecek vakalar işlenir.
-Şiirde çok anlamlılık ve imge ağır basarken manzumede sözcükler çoğu zaman gerçek anlamında kullanılır.
-Manzumeler çoğu zaman didaktik metinlerdir.
YORUMLAR