Tanınmış fıkıh bilgini Alâeddin Muhammed, değerli bir fıkıh kitabının metnini yazmış, fıkıh âlimlerinin isimlerini, görüşlerini bu eserinde ...
Tanınmış fıkıh bilgini Alâeddin Muhammed, değerli bir fıkıh kitabının metnini yazmış, fıkıh âlimlerinin isimlerini, görüşlerini bu eserinde sıralamıştı. O sıralarda çalışkanlık ve takvâsıyla dikkati çeken talebesi Alâeddin Kâşânî, hocasının kızı Fâtıma’ya tâlib oldu. Hocasının cevabı düşündürücüydü:
– Kızıma eş olmak için tâlib olanın, ona ilimde denk olması gerekir. Halbuki senin ona ilimde eş olup olmadığını bilemiyorum.
Alâeddin’e bu söz ağır gelmişti.
– Üstâdım, kızınıza ilimde de eş olacağımı isbat etmem için ne emir buyururlar acaba?
– Yazdığım eserin şerhini yapar, kızım Fâtıma’ya beğendirirseniz ilimde de ona eş olacağınızı kabul etmeye mecbur olurum!..
Bunun üzerine genç Alâeddin, gecesini gündüzüne katmış, nihayet şu anda elimizde bulunan “Bedâi’us-Sanayi” ismini verdiği değerli eseri, şerh olarak hocasına takdim etmişti.
Yazdığı metne yapılan geniş şerhi gören üstadı, kızı Fâtıma’ya da verip incelemesini istemiş, büyük bir fıkıh bilgini olan Fâtıma, baştan sona tedkik ettiği eserin bir-iki yerindeki tashihten başka düzeltilecek tarafını bulamamış, beğendiğini söylemişti.
Geriye bir bahane kalmadığından genç talebe Alâeddin, eserini şerh etmeyi başardığı üstadının kızını almaya hak kazanmış, Fâtıma da buna evet demekten memnun olmuştu.
Kâşânî’nin bu şekilde tamamlanan evliliği üzerine, ilim meclislerinde şu söz söylenir oldu:
– Kitabını şerhetti, kızını almaya hak kazandı
YORUMLAR