Meddah: Geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli kollarından biri olan Meddah canlandırma ve benzetme öğelerinden yararlanarak öykü an...
Meddah: Geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli kollarından biri olan Meddah canlandırma ve benzetme öğelerinden yararlanarak öykü anlatma sanatıdır. Meddah anlattığı öykünün konusuyla ilşikili olarak çeşitli etnik gruplardan kişilerin, değişik yaştaki ve tipteki insanların, hayvanların, makinelerin ve doğa olaylarının taklitlerini yapar.
Meddah , öyküden çıkarılacak dersi vurguladıktan sonra "Bu kıssadır bir mecmua kenarına kaydolunmuş, biz de gördük söyledik. Sakiye sohbet kalmazmış baki. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, inşallah gelecek sefere daha güzel bir hikaye söyleriz" diye sözü bağlar, öykünün sorumluluğunu kaynağına bırakıp özür diler, gelecek öykünün adını, anlatılacağı yeri ve zamanını belirten meddah gösteriye son verir.
Meddah , öyküden çıkarılacak dersi vurguladıktan sonra "Bu kıssadır bir mecmua kenarına kaydolunmuş, biz de gördük söyledik. Sakiye sohbet kalmazmış baki. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, inşallah gelecek sefere daha güzel bir hikaye söyleriz" diye sözü bağlar, öykünün sorumluluğunu kaynağına bırakıp özür diler, gelecek öykünün adını, anlatılacağı yeri ve zamanını belirten meddah gösteriye son verir.
Meddah ve orta oyunu hakkında bilgi verebilir misiniz?
Meddah ve Meddahlık
Meddah örnekleri verebilir misiniz?
MEDDAH a. (ar. medh'ten meddah). Sey. oy.
1. Kahve vb. yerlerde dramatize ederek öykü anlatan sanatçılara verilen ad. (Bk. ansikl. böl.)
2. Meddah kahvesi, meddahların öykü anlattıkları kahvelere verilen ad. (Bk. ansikl. böl.)
*-*Ed. Meddah hikâyesi, meddahın anlattığı öykü. (Bk. ansikl. böl.)
♦ sıf. Öven, aşırı metheden, dalkavuk: "...o riyakâr münekkide, o meziyyetsiz meddaha hiddetlenirim" (Baha Tevfik).
*-*ANSİKL. Meddah, öyküsünü anlatırken canlandırma ve benzetme öğelerinden yararlanır. Anlattığı öykünün konusuyla ilişkili olarak çeşitli etnik gruplardan kişilerin, değişik yaştaki ve tipteki insanların, hayvanların, makinelerin ve doğa olaylarının taklitlerini yapar. Elinde bir değnek ve omuzunda büyükçe bir mendil vardır. Değneğini yere vurarak izleyicilerin dikkatini üzerine toplar, oyunun başlayacağını bildirir. Değneği tüfek, süpürge, at vb. yerine aksesuvar olarak da kullanır. Mendille çeşitli etnik grupların ve değişik meslekten kişilerin giyimlerini, başlıklarını taklit eder, kadın taklidi sırasında başörtüsü olarak kullanır. Mendilin bir işlevi de değişik sesler çıkarmada yardımcı olmasıdır. Meddah, öyküden çıkarılacak öğreneği vurguladıktan sonra kalıp sözlerle öykünün sorumluluğunu kaynağına bırakıp özür diler; gelecek öykünün adını, anlatılacağı yeri ve zamanını belirterek gösteriye son verir.
Evliya Çelebi İstanbul ye Anadolu'daki meddahları anlatmakta, İstanbul'da bunların sayısının 80, Bursa'da 75 olduğunu, Malatya'da gezinti yerlerinde de gösteri yaptıklarını yazmaktadır. Bu konuda bilgi veren yabancı lar da vardır. Bunlardan birinin XVIII. yy.'da meddahların öykü anlatmak yanında resmi haber kaynağı gibi devletçe alınan kararları aktardıklarını ve bir tür gazete işlevi gördüklerini belirtmesi ilginçtir. Bu bilgi daha sonraki başka lar ve tanıklarca da doğrulanmıştır. Örneğin Moltke'nin Türkiye'deki durumlar ve olaylar üzerine mektuplar (i960) adıyla türkçeye çevrilen yapıtında, bundan söz edilmektedir.
• Meddah kahvesi. Özellikle ramazan ayında çok rağbet gören yerlerdi. İstanbul'un çeşitli semtlerinde meddah kahveleri vardı. XIX. yy.'ın ikinci yarısı ve XX. yy.'ın başında meddahların öykü anlattığı başlıca kahvelerden birkaçı şunlardı: Aksaray'da Dilküşa kıraathanesi, Merkez kıraathanesi; Beyazıt'ta Afitab kıraathanesi, Mısır lokantası bahçesi; Dolmabahçe' de Yüksek kahve; Fatih'te Reşadiye kıraathanesi; Kadıköy Söğütlüçeşme'de Kurbağalıdere kıraathanesi; Samatya'da Coil Efendi tiyatrosu; Sultanahmet'te Köşeba- şı kıraathanesi; Şehremini'de Hacı Selim Ağa kahvesi; Tophane'de Arnavut Ahmet Efendi kahvesi; üsküdar'da İsmail Efendi kıraathanesi.
*-*Ed. Meddah hikâyesi masallarda olduğu gibi dev, peri türünden doğa dışı yaratılara, destanlarda olduğu gibi insanüstü gücü olan kahramanlara yer vermez. Halk hikâyelerinde olduğu gibi saz eşliğinde söylenmez. Buna karşılık meddah, kahramanlarını şive taklitleri yaparak canlandırır. Bu hikâyeler köy çevrelerine kadar yayılmış halk hikâyelerinden farklı olarak kent çevresinin malıdır; saraylarda, konaklarda, XVI. yy. sonlarından başlayarak da kahvehanelerde anlatılmışlardır. XVII. yy.'dan sonra konularını kentlerin, özellikle İstanbul'un günlük yaşamı etkilemiştir. Bu son dönemdeki meddah hikâyelerinin anlatımı halkın konuşmasıyla, yarı okumuş orta sınıfın özentili konuşmasını birleştirir. En eski meddah hikâyeleri yazılı olarak günümüze ulaşmamıştır. Ancak bunların Şehname'deki bazı konuları, kahramanları arasında Hz. Ali, Hz. Hamza, Battal Gazi vb.'nin yer aldığı dinsel ve tarihsel kahramanlık serüvenlerini aktardıkları bilinmektedir. XVI. yy.'da Varkc ve Gülşah mesnevisini yazan Yusufi Msddah'ın bu hikâyesini dinleyiciler karşısında okuyan bir meddah olduğu belirtilmektedir. XVI. yy.'da, Murat lll'ün sarayındaki "Eğlence†adlı meddah, kendisinden önceki hikâye konularını aktarıyordu. Padişahın yeni hikâyeler istemesi üzerine şair Cenani, Bedayi ül-asar adlı yapıtı kaleme aldı. Bu yapıtta halkın o dönemdeki yaşamı dile getiriliyor, gezinti yerlerine, mahalle baskınına, kervan ve gemi yolculuğuna ait görüntüler canlandırılıyordu. Bu yüzyılda Vahdi'nin "Hoca Abdürrauf†hikâyesi (Anabacı hikâyesi) halk arasında ün kazanmıştı. XVII. yy.'da çoğalan kahvehanelerle birlikte İstanbul, Bursa, Erzurum, Maraş gibi kentlerde bu tür hikâyeler anlatan sanatçılar çoğalmıştı. 1616'da Bursa'da bir kahvehanede “Bedi ve Kasım" adlı hikayeyi dinleyen topluluk iki kahramanı destekleyen iki gruba ayrılmış, çıkan tartışmada şair Hayli, Saçakçızade adlı hikâyeciyi öldürmüştü. Gene bu yüzyılda meddahların piri diye adlandırılan ve hikâyelerini Murat IV'ün sarayında anlatan lifli daha öncekilerden bütün bütüne farklı, yeni hikâyeler meydana getirmişti. Bunların kahramanları arasında padişahla birlikte yazarın kendisi de bulunmaktaydı. Tıflinin "Hançerli Hanım", "Sansar Mustafa", "Kanlı Bektaşâ€ gibi hikâyelerinde konular ortak bir kalıba göre değişir: batakhaneye düşen bir delikanlı padişahın araya girmesiyle kurtulur, batakhane sahibi kadın ağır bir biçimde cezalandırılır. Gene bu döneme ait “Çevri Çelebiâ€, "Tayyarzade" gibi meddah hikâyeleride XVII. yy. İstanbul yaşamındaki gerçekçi izler taşıyan bu hikâyeleri andırır. Farklı şivelerle konuşan ayrı ırklardan, kentlerden, toplumsal kesimlerden insanların birbiriyle ilişkileri meddah hikâyelerinde geniş yer tutar. Bu yoldaki taklitlerden hoşlanan Murat IV. için Çevri, 12 farklı şivenin taklidine dayanan bir "şehzade hicvi†yazmıştı. XVII. yy. Kırımlı Derviş Mehmet'in (öl. 1708-1709) "lifli derecesinde sergüzeşt söylediği†kabul ediliyordu. Evliya Çelebi, Murat IV'ün sarayında meddahlık yapan Sarı Recep'in "Boğuk kaptan", "Forsa Mustafa", “Rumelihisarı†gibi hikâyelerinin çok beğenildiğini anlatır. Meddah, hikâyelerini doğaçtan anlatır. Girişte, bitişte ve belirli yerlerde kalıplaşmış sözlere yer verir. Tekerlemeler, uyaklı sözlerle anlattıklarını süsler. XVIII. yy.'da İstanbul'da anlatılmış meddah hikâyelerini tanıtan bir yapıtta (İstanbul üniversitesi kitaplığı, T. Y. 6758) bu hikâyelerin adları, bazılarının özetleri verilmiş, kimler tarafından anlatıldığı belirtilmiştir. Bu ta yer alan, öri neğin "Hazinedar Ahmet Ağa Yusuf bâ Attarzade†hikayesinde konunun geleneksel Yusuf ile Züleyha†hikâyesinden alınarak kişilerin çağdaş ye gerçek bir olay çerçevesinde canlandirıldığı görülmektedir. XIX. yy. meddahlarından Hafız Ömer'in başlıca hikâyeleri arasında "Serseri Arif Ağaâ€, "Affeyle devletli", “Halil odabaşı", "Kaptanpaşa çıplağı", "Çifte yeniçeri ağası", "Abdullah çavuşâ€ gibi hikâyeler yer alıyordu. Padişah Abdülaziz Mısır'a giderken (1862) yanında bulunan bu sanatçının o yolculukta anlattığı "Çala mehterbaşı" hikâyesi çok beğenilmiş ve o dönemde sık sık anlatılmıştır. Bu yüzyıl meddahlarından Kız Ahmet'in anlattığı "Lüleci Ahmet'in menkıbesi", Nazif Efendi'nin anlattığı “Hacı vesvese" gibi hikâyeler o dönemde ermeni harfleriyle türkçe olarak basıldı. Meddah Aşki'nin (öl. 1934) anlattığı "Portakala yahudi", “Surpik Dudu ile Belalı bıçkınâ€, "Sulukule kavgaları†gibi hikâyeler plağa; Küçük Ali'nin (Muhittin Sevilen) anlattığı "Sandıklı ebe", “Dünya güzeliâ€, “İstanbul'un taşı toprağı altın†gibi taklitli hikây^er ses bandına alındı. Birçok güldürü sanatçısı, meddah hikâyelerini yer yer yenileştirerek gösteriler düzenlediler. Erol Toy'un Meddah (1971) adlı yapıtı geleneksel malzemeyi çağdaş temalarla birleştiren bir deneme oldu. Meddah hikâyelerinin seyirci sürükleyen anlatımı ilk türk romanlarına örnek alındı. Bu anlatım biçimi okurla senlibenli söyleşi havası içinde Ahmet Mithat Efendi'nin romanlarının tipik yanını oluşturur.
1. Kahve vb. yerlerde dramatize ederek öykü anlatan sanatçılara verilen ad. (Bk. ansikl. böl.)
2. Meddah kahvesi, meddahların öykü anlattıkları kahvelere verilen ad. (Bk. ansikl. böl.)
*-*Ed. Meddah hikâyesi, meddahın anlattığı öykü. (Bk. ansikl. böl.)
♦ sıf. Öven, aşırı metheden, dalkavuk: "...o riyakâr münekkide, o meziyyetsiz meddaha hiddetlenirim" (Baha Tevfik).
*-*ANSİKL. Meddah, öyküsünü anlatırken canlandırma ve benzetme öğelerinden yararlanır. Anlattığı öykünün konusuyla ilişkili olarak çeşitli etnik gruplardan kişilerin, değişik yaştaki ve tipteki insanların, hayvanların, makinelerin ve doğa olaylarının taklitlerini yapar. Elinde bir değnek ve omuzunda büyükçe bir mendil vardır. Değneğini yere vurarak izleyicilerin dikkatini üzerine toplar, oyunun başlayacağını bildirir. Değneği tüfek, süpürge, at vb. yerine aksesuvar olarak da kullanır. Mendille çeşitli etnik grupların ve değişik meslekten kişilerin giyimlerini, başlıklarını taklit eder, kadın taklidi sırasında başörtüsü olarak kullanır. Mendilin bir işlevi de değişik sesler çıkarmada yardımcı olmasıdır. Meddah, öyküden çıkarılacak öğreneği vurguladıktan sonra kalıp sözlerle öykünün sorumluluğunu kaynağına bırakıp özür diler; gelecek öykünün adını, anlatılacağı yeri ve zamanını belirterek gösteriye son verir.
Evliya Çelebi İstanbul ye Anadolu'daki meddahları anlatmakta, İstanbul'da bunların sayısının 80, Bursa'da 75 olduğunu, Malatya'da gezinti yerlerinde de gösteri yaptıklarını yazmaktadır. Bu konuda bilgi veren yabancı lar da vardır. Bunlardan birinin XVIII. yy.'da meddahların öykü anlatmak yanında resmi haber kaynağı gibi devletçe alınan kararları aktardıklarını ve bir tür gazete işlevi gördüklerini belirtmesi ilginçtir. Bu bilgi daha sonraki başka lar ve tanıklarca da doğrulanmıştır. Örneğin Moltke'nin Türkiye'deki durumlar ve olaylar üzerine mektuplar (i960) adıyla türkçeye çevrilen yapıtında, bundan söz edilmektedir.
• Meddah kahvesi. Özellikle ramazan ayında çok rağbet gören yerlerdi. İstanbul'un çeşitli semtlerinde meddah kahveleri vardı. XIX. yy.'ın ikinci yarısı ve XX. yy.'ın başında meddahların öykü anlattığı başlıca kahvelerden birkaçı şunlardı: Aksaray'da Dilküşa kıraathanesi, Merkez kıraathanesi; Beyazıt'ta Afitab kıraathanesi, Mısır lokantası bahçesi; Dolmabahçe' de Yüksek kahve; Fatih'te Reşadiye kıraathanesi; Kadıköy Söğütlüçeşme'de Kurbağalıdere kıraathanesi; Samatya'da Coil Efendi tiyatrosu; Sultanahmet'te Köşeba- şı kıraathanesi; Şehremini'de Hacı Selim Ağa kahvesi; Tophane'de Arnavut Ahmet Efendi kahvesi; üsküdar'da İsmail Efendi kıraathanesi.
*-*Ed. Meddah hikâyesi masallarda olduğu gibi dev, peri türünden doğa dışı yaratılara, destanlarda olduğu gibi insanüstü gücü olan kahramanlara yer vermez. Halk hikâyelerinde olduğu gibi saz eşliğinde söylenmez. Buna karşılık meddah, kahramanlarını şive taklitleri yaparak canlandırır. Bu hikâyeler köy çevrelerine kadar yayılmış halk hikâyelerinden farklı olarak kent çevresinin malıdır; saraylarda, konaklarda, XVI. yy. sonlarından başlayarak da kahvehanelerde anlatılmışlardır. XVII. yy.'dan sonra konularını kentlerin, özellikle İstanbul'un günlük yaşamı etkilemiştir. Bu son dönemdeki meddah hikâyelerinin anlatımı halkın konuşmasıyla, yarı okumuş orta sınıfın özentili konuşmasını birleştirir. En eski meddah hikâyeleri yazılı olarak günümüze ulaşmamıştır. Ancak bunların Şehname'deki bazı konuları, kahramanları arasında Hz. Ali, Hz. Hamza, Battal Gazi vb.'nin yer aldığı dinsel ve tarihsel kahramanlık serüvenlerini aktardıkları bilinmektedir. XVI. yy.'da Varkc ve Gülşah mesnevisini yazan Yusufi Msddah'ın bu hikâyesini dinleyiciler karşısında okuyan bir meddah olduğu belirtilmektedir. XVI. yy.'da, Murat lll'ün sarayındaki "Eğlence†adlı meddah, kendisinden önceki hikâye konularını aktarıyordu. Padişahın yeni hikâyeler istemesi üzerine şair Cenani, Bedayi ül-asar adlı yapıtı kaleme aldı. Bu yapıtta halkın o dönemdeki yaşamı dile getiriliyor, gezinti yerlerine, mahalle baskınına, kervan ve gemi yolculuğuna ait görüntüler canlandırılıyordu. Bu yüzyılda Vahdi'nin "Hoca Abdürrauf†hikâyesi (Anabacı hikâyesi) halk arasında ün kazanmıştı. XVII. yy.'da çoğalan kahvehanelerle birlikte İstanbul, Bursa, Erzurum, Maraş gibi kentlerde bu tür hikâyeler anlatan sanatçılar çoğalmıştı. 1616'da Bursa'da bir kahvehanede “Bedi ve Kasım" adlı hikayeyi dinleyen topluluk iki kahramanı destekleyen iki gruba ayrılmış, çıkan tartışmada şair Hayli, Saçakçızade adlı hikâyeciyi öldürmüştü. Gene bu yüzyılda meddahların piri diye adlandırılan ve hikâyelerini Murat IV'ün sarayında anlatan lifli daha öncekilerden bütün bütüne farklı, yeni hikâyeler meydana getirmişti. Bunların kahramanları arasında padişahla birlikte yazarın kendisi de bulunmaktaydı. Tıflinin "Hançerli Hanım", "Sansar Mustafa", "Kanlı Bektaşâ€ gibi hikâyelerinde konular ortak bir kalıba göre değişir: batakhaneye düşen bir delikanlı padişahın araya girmesiyle kurtulur, batakhane sahibi kadın ağır bir biçimde cezalandırılır. Gene bu döneme ait “Çevri Çelebiâ€, "Tayyarzade" gibi meddah hikâyeleride XVII. yy. İstanbul yaşamındaki gerçekçi izler taşıyan bu hikâyeleri andırır. Farklı şivelerle konuşan ayrı ırklardan, kentlerden, toplumsal kesimlerden insanların birbiriyle ilişkileri meddah hikâyelerinde geniş yer tutar. Bu yoldaki taklitlerden hoşlanan Murat IV. için Çevri, 12 farklı şivenin taklidine dayanan bir "şehzade hicvi†yazmıştı. XVII. yy. Kırımlı Derviş Mehmet'in (öl. 1708-1709) "lifli derecesinde sergüzeşt söylediği†kabul ediliyordu. Evliya Çelebi, Murat IV'ün sarayında meddahlık yapan Sarı Recep'in "Boğuk kaptan", "Forsa Mustafa", “Rumelihisarı†gibi hikâyelerinin çok beğenildiğini anlatır. Meddah, hikâyelerini doğaçtan anlatır. Girişte, bitişte ve belirli yerlerde kalıplaşmış sözlere yer verir. Tekerlemeler, uyaklı sözlerle anlattıklarını süsler. XVIII. yy.'da İstanbul'da anlatılmış meddah hikâyelerini tanıtan bir yapıtta (İstanbul üniversitesi kitaplığı, T. Y. 6758) bu hikâyelerin adları, bazılarının özetleri verilmiş, kimler tarafından anlatıldığı belirtilmiştir. Bu ta yer alan, öri neğin "Hazinedar Ahmet Ağa Yusuf bâ Attarzade†hikayesinde konunun geleneksel Yusuf ile Züleyha†hikâyesinden alınarak kişilerin çağdaş ye gerçek bir olay çerçevesinde canlandirıldığı görülmektedir. XIX. yy. meddahlarından Hafız Ömer'in başlıca hikâyeleri arasında "Serseri Arif Ağaâ€, "Affeyle devletli", “Halil odabaşı", "Kaptanpaşa çıplağı", "Çifte yeniçeri ağası", "Abdullah çavuşâ€ gibi hikâyeler yer alıyordu. Padişah Abdülaziz Mısır'a giderken (1862) yanında bulunan bu sanatçının o yolculukta anlattığı "Çala mehterbaşı" hikâyesi çok beğenilmiş ve o dönemde sık sık anlatılmıştır. Bu yüzyıl meddahlarından Kız Ahmet'in anlattığı "Lüleci Ahmet'in menkıbesi", Nazif Efendi'nin anlattığı “Hacı vesvese" gibi hikâyeler o dönemde ermeni harfleriyle türkçe olarak basıldı. Meddah Aşki'nin (öl. 1934) anlattığı "Portakala yahudi", “Surpik Dudu ile Belalı bıçkınâ€, "Sulukule kavgaları†gibi hikâyeler plağa; Küçük Ali'nin (Muhittin Sevilen) anlattığı "Sandıklı ebe", “Dünya güzeliâ€, “İstanbul'un taşı toprağı altın†gibi taklitli hikây^er ses bandına alındı. Birçok güldürü sanatçısı, meddah hikâyelerini yer yer yenileştirerek gösteriler düzenlediler. Erol Toy'un Meddah (1971) adlı yapıtı geleneksel malzemeyi çağdaş temalarla birleştiren bir deneme oldu. Meddah hikâyelerinin seyirci sürükleyen anlatımı ilk türk romanlarına örnek alındı. Bu anlatım biçimi okurla senlibenli söyleşi havası içinde Ahmet Mithat Efendi'nin romanlarının tipik yanını oluşturur.
Kaynak: Büyük Larousse
YORUMLAR