Osmanlı Divan Ãœyeleri Nedir

Soylu Üyeler : Padişah, Sadrazam, Kadıasker (Kazasker), Defterdar, Nişancı. Üyeler : Rumeli Beylerbeyi, Kaptan-ı Derya, Yeniçeri Ağası. (Ü...

Soylu Üyeler : Padişah, Sadrazam, Kadıasker (Kazasker), Defterdar, Nişancı.
Üyeler : Rumeli Beylerbeyi, Kaptan-ı Derya, Yeniçeri Ağası. (Üyedirler ama daima katılmazlar)
Üye olmayan : Şžeyhülislam (İhtiyaç olursa çağırılır üye değildir).


Divanı-ı Hümayun (Özet) : Divana üç derslik katılır.
Bu tür şeyler; Seyfiye Sınıfı, İlmiye Sınıfı ve Kalemiye Sınıfı.
Seyfiye Sınıfı : Sadrazam, Kubbealtı Vezirleri, Yeniçeri Ağası, Kaptanı-ı Derya.
İlmiye Sınıfı : Kazaskerler, Şžeyhülislam.
Kalemiye Sınıfı : Nişancı, Defterdar, Reisülküttap.

Divan-ı Hümayun Nedir

Müessese süreci Osmanlı divanı her gün sabah namazından sonrasında padişahın huzurunda toplanarak görevinin gerektirdiği işleri yapardı. Divan toplantılarında üyelerden her birinin kendisini ilgilendiren vazifeleri vardı. Her üye kendini ilgilendiren vazifeleri ile meşgul olurdu. Padişahı bir tarafa bırakacak olursak müessese döneminde divanda vezir-i âzam kadıasker defterdar ve nişancı benzer biçimde soylu üyeler bulunuyordu. Bunların yanında vezir rütbesinde bulunmak şartıyla kaptan-ı derya ve yeniçeri ağası gene merkezde bulundukları taktirde vezir rütbesi olan Rumeli Beylerbeyi de divan üyeleri içinde yer alabilmekteydiler. Şžeyhülislam Divân-ı Hümâyun üyesi değildi; fakat kendisinden bilgi alınmak suretiyle divana çağrılabilirdi. Şžimdi Divân-ı Hümâyun üyelerini özetlemek gerekirse tanıtalım.

VEZIR-I ÂZAM VE VEZIRLER (Kubbealtı Vezirleri)

Osmanlıların ilk dönemlerinde divanda bir tek bir vezir bulunuyordu. O da ilmiye sınıfına mensuptu. Bir süre sonra vezir sayısı artınca birinci vezire "Vezir-i Âzam" denildi. Vezir-i âzam (şimdiki başbakan konumunda) padişahtan sonrasında devletin en büyük reisi ve hükümdarın mutlak vekili olduğundan sözü ve yazısı padişahın iradesi ve fermanı demekti. Bununla birlikte tüm işlerde birinci merci vezir-i âzamdı.

Vezir-i âzam padişah fermanıyla atanır ve hükümdarın mutlak vekilidir. İcabında padişah adına Divân-ı Hümâyuna başkanlık ederdi.. O gelmeden divan toplantısı yapılamazdı. Herhangi bir sebeple divan toplantısına katılamayacaksa ya da serdar-ı ekrem olarak ordunun başlangıcında bulunuyorsa vekili olan "sadaret kaymakamı" Divân-ı Hümâyun toplantısına başkanlık ederdi.Pâdişahın elips şeklindeki altın bir mührü vezir-i âzamlığın alameti olarak yanlarında bulunurdu. Vezir devlet işlerinde tüm salahiyet ve mesûliyetlere haiz olduğu benzer biçimde tüm azil ve belirleme işleri de onun isteği ve yetkisi ile olurdu. Bu dönemlerde hükümdarlarca hiçbir taleplerinin reddedilmemesi töre haline gelmişti.

Kanunnâme metinleri incelendiğinde vezir-i âzamlar padişahın vekili olarak büyük ve geniş yetkilere haiz olan kimselerdi. Hepimiz onun emirlerine itaat etmekle yükümlü görünmektedir. Çünkü o padişahı temsil etmekteydi. Vezir-i âzam (Kanunî döneminden itibaren) sadrazamlar padişahın yüzük şeklindeki tuğralı altın mührünü taşırlardı. Vezir-i âzamların başka vezirlerden farkları "mühr-i hümâyun" denilen bu mühür ile olup hükümdarlık salâhiyetinin icrasına ve padişahın kendisini vekil ettiğine dâir bir kanıt olduğundan onlar bu mührü örülmüş bir kese içinde koyunlarında taşırlardı. Vezir-i âzamın görevden alınması ya da ölümü halinde "mühr-i hümâyun" ikinci ya da üçüncü vezire verilirdi. Mühr-i hümâyun ya divana gönderilmek ya da vezir-i âzam olacak kimsenin huzura kabul edilmesi sûretiyle verilirdi.

Osmanlı Devleti'nde XVIII. asrın ilk yarılarına kadar yalnız devlet merkezinde bulunup divân-ı hümâyuna katılmakla görevli (şimdiki devlet bakanları konumunda)"kubbealtı veziri" ya da "kubbenişîn" denilen vezirler vardı. Bunların sayıları(en fazla 7) pek fazla değildi. Kubbealtı vezirleri divanda kıdem sırasına nazaran otururlardı.

Fâtih Sultan Mehmet'ten itibaren hükümdarlar Divân-ı Hümâyun toplantılarına katılmayı terk edip divan başkanlığını sadrazama bıraktıktan ve XVI. asrın ikinci yarısında bu toplantılar haftada dört güne düşürüldükten sonrasında hükümdarlar kafesli bir pencerenin arkasından divanı izler; arz odasında sadrazamın verdiği bilgi ve açıklamaları dinleyerek görüşmelerden haberdar olurdu.

KADIASKER (Kazasker)

Osmanlı Devleti'nde askerî ve hukukî işlerden görevli olan(şimdiki hak bağanlığı benzer biçimde) kadıaskerlik teşkilâtı gerek kelime gerekse meslek olarak uzun bir geçmişe haizdir. Hz. Ömer tarafınca ordugâh şehirlerine belirleme edilen kadılar sivil olmaktan ziyade askerî bir kimlik taşıyorlardı. Bu sebeple kadıaskerliğin Hz. Ömer tarafınca kurulduğu belirtilmektedir. Abbasîlerde de görülen bu mansıb (makam aşama) Harzemşahlarda Anadolu Selçukluları’ nda Eyyûbîler'de Memlûklülerde ve hatta Karamanlılarda da vardı.

Kadıaskerlik Osmanlı ilmiye teşkilâtı içinde mühim bir mevki idi. Kadıasker terkibindeki "asker" kelimesi müessesenin özelliği açısından ehemmiyet taşır. Zira Şžeyhülislâmlıktan takriben bir asır kadar ilkin (80 yıl) kurulmuş olan müessesenin kuruluşunda devletin asker ve onların gereksinimlerini karşılamada titizlikle hareket ettiğini göstermektedir. Bununla birlikte Divân-ı Hümâyun âzâsı olan kadıaskerin vazifeleri bir tek askerî saha ile sınırı olan değildi. Kadıaskerler bununla birlikte tüm sivil ve adlî işlere de bakıyorlardı. Onlar belirgin seviyedeki bir takım kadı ve nâiblerin tayinlerini de yapıyorlardı. Divan toplantılarında vezir-i âzamın sağında vezirler solunda da kadıaskerler yer alırdı.

Fâtih Sultan Mehmet’in son senelerine kadar yalnız bir kadıaskerlik vardı. Hududların genişlemesi ve işlerin çoğalması yüzünden 1481 senesinde birisi Rumeli öbürü Anadolu olmak suretiyle ikiye ayrıldı ve Osmanlı saltanatının sonuna kadar devam etti.
Protokole nazaran daha üstün addedilen Rumeli kadıaskerleri ile daha aşağı bir mevkide bulunan Anadolu kadıaskerinin vazifeleri kanunnâmelerle belirlenmişti. Buna nazaran Anadolu'da bulunan müderris ve kadıların tayini Anadolu kadıaskerinin Rumeli'de bulunan müderris ve kadıların tayini de Rumeli kadıaskeri tarafınca yapılmaktaydı. Görüldüğü benzer biçimde müessesenin görevleri eğitim ve yargı teşkilatının idaresi ordu ve askerî zümrenin gerek sulh gerekse harp esnasında hukûkî ihtilaflarının (ayrılık) giderilmesi ve davalarının görülmesi şeklinde iki ana grupta toplanabilir.

Divân'daki davaları dinleyen kadıaskerler Salı ve Çarşamba hariç olmak suretiyle her gün kendi konaklarında divân kurup kendilerini ilgilendiren şer'î ve hukukî işlere bakarlardı. Kadıaskerlerden her birinin tezkireci rûznamçeci matlabçi tatbikçi mektupçu ve kethüda olmak suretiyle yardımcıları bulunurdu. Bununla birlikte her birinin davalı ve davacıyı divâna getiren yirmişer yardımcısı bulunmaktaydı.

Padişah sefere çıkmış olduğu süre kadıaskerler de onunla beraber giderlerdi. Padişah sefere gitmediği takdirde onlar da gitmezlerdi. Bu durumda şer'î muameleleri görmek suretiyle onların yerine "ordu kadısı" belirleme edilip gönderilirdi. Aynı şekilde padişahlar Edirne'ye gittikleri süre onlar da padişahla beraber gider ve akdedilen divân oturumlarına iştirak ederlerdi.
Bu kuruluş Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar devam etmiş Osmanlı hükümeti ile beraber o da tarihe mâl olmuştur.

DEFTERDÂR

Defter ile dâr kelimelerinin birleşmesiyle oluşan "defterdâr" "defter tutan" anlamına gelir. Doğudaki Müslüman devletlerin "müstevfi" dedikleri görevliye Osmanlılar defterdâr diyorlardı.Defterdâr Divan-ı Hümayun'un aslî üyelerinden birisiydi ve Osmanlı Devleti'nin malî işleriyle ilgilenirdi. Defterdârlık bir bakıma günümüzdeki Maliye bakanlığı mânâsını gelir. Osmanlılar XIV. asrın son yarısında ve Sultan I. Murat zamanında maliye teşkilâtının
temelini atıp onu tedricen(aşama aşama) geliştirmişlerdir. Buna bakarak Osmanlıların daha müessese yıllarından itibaren maliye işleri üstünde önemle durdukları söylenebilir.

Fâtih Sultan Mehmet tarafınca duyuru ettirilmiş olan Kanunnâme-i Âl-i Osman ile başka kanunnâmelere nazaran defterdâr padişah malının (Devlet hazinesi) vekili olarak gösterilmektedir. Dış gömü ile maliye kayıtlarını ihtiva eden devlet hazinesinin açılıp kapanması defterdârın huzurunda olurdu. Başka bir ifade ile hazinenin açılmasında hazır bulunmak defterdârın vazifeleri içinde bulunuyordu. Divân’ın aslî üyelerinden olan defterdâr bir tek salı günkü divan sonunda arza girer ve kendi dairesi ile ilgili bilgiler verirdi. Bununla birlikte padişahın huzurunda okuyacağı telhîs(özet) hakkında kısa süre önce vezir-i âzamla görüşür ve onun görüşünü ve onayını alırdı. Bayram tebriklerinde padişah vezirlere olduğu benzer biçimde defterdarlara da ayağa kalkardı.

Genel olarak devlet gelirlerini çoğaltmak lüzumlu bölgelere harcamak ve fazla olanı da muhafaza altında bulundurmak vazifesi ile yükümlü bulunan defterdâr Osmanlı Devleti'nin müessese yıllarında bu görevleri yerine getiriyordu. Devletin müessese yıllarında bir defterdâr varken bir süre sonra yeni yeni yerlerin fethedilmesi ve ihtiyaçların çoğalması sebebiyle sayıları artırıldı. Bu tür şeyler II. Bayezid dönemine kadar Rumeli'de hazineye ait işlere bakan Rumeli defterdârı ya da kafa defterdâr ile Anadolu'nun malî işlerine bakan Anadolu defterdârı olmak suretiyle iki şahıs idi. Sefer esnasında kafa defterdâr(Rumeli Defterdârı) ordu ile gittiği süre Anadolu defterdârı onun yerine vekâleten bakardı.

Defterdârlar kendilerini ilgilendiren malî işlerdeki şikâyetleri Defterdâr Kapısı’nda kurulan divanda dinler ve gerek görülürse "tuğralı ahkâm" verirlerdi. Aslına bakarsanız kanunnâmeye nazaran kendilerine bu salahiyet verilmiştir. Her defterdâr kendi dairesinden çıkan evrakın arkasını imzalardı. On yedinci asrın ortalarından itibaren tüm maliye hükümlerinin (tuğralı ahkâm) arkalarına kuyruklu imza koyma hakkı kafa defterdâra verildi. Bundan başka kafa defterdâr divan sonucu ile malî tayinlere ait kuyruklu imzası ile "buyruldu" yazmakla beraber bunun üst kenarı sadrazamın buyruldusuyla onay olunurdu. Defterdâr sadrazama müstakil olarak yazdığı ya da havale edilmiş bir muameleli kağıt üstüne yanıt verdiği süre kuyruklu imza koymaz topluca bir imza koyardı.

Kafa defterdâr aşama ve itibarda "nişancı" gibidir.Padişahın malının vekili odur. Vezir-i âzam ise onun denetleyicisidir.Maliyeye ait davaları dinler. Maliye tarafınca yargı verirdi. Kanunnâmede belirtildiği suretiyle devlet gelir ve giderleri ile ilgilenen defterdârların vazifeleri bir tek devlet hazinesini zenginleştirmek değildir. Onlar devlet hazinesine haram malın girmesine engel olmak zorunda oldukları benzer biçimde yetim malı dahi sokmayacaklardır.

İcraat ve tahsilatta defterdârın icra memuru olarak emri altında değişik vazifeleri bulunan beş görevli bulunurdu. Bunlardan biride ilki başbakıkulu denilen devlet gelirlerinin birinci öğrenim memurudur. Defterdârlıkta bunun bir dairesi olup emri altında bakıkulu ismiyle altmış kadar mübaşir vardır. Bu tür şeyler hazineye borcu olup vermeyenleri hapis ve sıkıştırma ile tahsilat yaparlardı. Bu nedenle maliyeye borcu olanlar başbakıkulu hapishanesinde tutuklanırlardı.

İkinci icra memuru cizye başbakıkuludur. Bu da cizye sebebiyle hazineye borcu olanları takip eder. İltizama verilen cizyelerin mültezimlerinden hemen hemen borcunu ödememiş ya da yatırmamış olanları takip ederdi. Defterdârın üçüncü icra memuru tahsilat ve ödemelere ilgilenen veznedar başıdır. Bunun da maiyetinde dört veznedar vardı. Kafa defterdârın icra memurlarından dördüncüsü sergi nâzırı beşincisi de sergi halifesi olup her ikisi de gömü ile ilgili işlerin defterini tutuyorlardı.
Defterdâr tabiri 1838 senesinde ilân edilen Hatt-ı Hümâyun gereğince terk edilerek yerine "Mâliye Nezâreti" tabiri kullanılmıştır.

NİŞžANCI

Osmanlı devlet teşkilâtında Divan-ı Hümâyunun mühim vazifelerinden birisini yerine getiren görevli için kullanılan bir tabirdir. Nişan kelimesinden türetilmiş olan "Nişancı" buyruk berat mensûr nâme mektup ahidnâme(sözleşme) yargı benzer biçimde devletin resmî evrakının kafa tarafına padişahın imzası demek olan nişanı koyardı. Bu görevliye nişancı muvakkî tevkiî ve tuğraî benzer biçimde adlar de verilirdi.Nişancı bununla birlikte yardımcıları vasıtasıyla:Divanda meydana getirilen görüşmelerin kayıtlarını tutarak Mühimme Defteri’ne(Divan Defteri) kaydetmek Buyrultu berat benzer biçimde belgeleri hazırlamak Sadrazam ve padişah arasındaki ve dış ülkelerle olan yazışmaları hazırlamak Tapu kayıt defterlerini tutmak benzer biçimde görevleri de üstlenmişti.
Osmanlı devlet teşkilâtında XVIII. yy. başlarına kadar mühim bir makam olan nişancılık daha önceki Müslüman ve Müslüman Türk devletlerinde de vardı.

Bundan dolayı Osmanlı Devleti'nin merkez teşkilâtı içinde mühim bir yeri bulunan divanın azalarından birisi de "Nişancı" ismini taşıyan görevli idi. Divan-ı Hümayun çalışmalarının hazırlanması ve yürütülmesi ile ilgili çok mühim bir görevi yerine getiren nişancı bizzat padişah tarafınca atanırdı. Mühim hizmeti bulunmasına karşın nişancılığın Osmanlılar'da hangi tarihlerde kurulduğu kati olarak tespit edilebilmiş değildir. Bununla birlikte bir takım araştırıcılar bu kuruluşu Osmanlı Devleti'nin ikinci hükümdarı olan Orhan Gazi dönemine kadar çıkarırlar. Çünkü bu döneme ait fermanlarda tuğra mevcuttur. Özetlemek gerekirse nişancılığın Fâtih'ten ilkin mevcut olduğu fakat Fatih zamanında tam anlamıyla geliştiği bilinmektedir.

Divan-ı Hümâyunda vezir-i âzamın sağında ve vezirlerin alt tarafında oturan nişancı mühim bir hizmeti yerine getiriyordu. Nişancılar görevleri icabı bir takım özellikleri taşıyan kimseler arasından seçiliyorlardı. Nişancı olacak kimselerin inşa(güzel yazı yazma) mevzusunda maharetli olmaları gerekirdi. Görevleri icabı olarak inşa mevzusunda maharetli olmaları devlet kanunlarını iyi bilerek yeni kanunlar ile eskiler içinde bağ kurup onları telif etme kabiliyetine haiz bulunmaları ihtiyaç duyulan nişancıların ilmiye sınıfına dahil ve sahn-ı semân(üniversite) müderrisleri(hocaları)nden seçilmesi kanundu.

Nişancılar XVI. asrın başlarından itibaren Divân-ı Hümâyunun kalem heyeti içinde bu vazifeyi yerine getirebilecek olan reisü'l-küttâblardan seçilmeye başlanmıştır. Fâtih döneminde müesseseleşerek kurulduğunu gördüğümüz nişancılık Osmanlı Divân-ı Hümâyunun dört temel rüknünden(gereğinden) birisini oluşturuyordu. Fâtih kanunnâmesinde de belirtildiği benzer biçimde bu zamanda vezirlik kadıaskerlik ve defterdarlıktan sonrasında en mühim vazife nişancılıktı.

Nişancı Divân-ı Hümâyun üyesi olmasına karşın vezir rütbesine haiz ve hâiz değilse kanun gereği arz günlerinde padişahın huzuruna kabul edilmezdi. Bir tek nişancılığa belirleme edildiği süre bir kez padişahın huzuruna girip tayinlerinden dolayı teşekkür ederdi.

Nişancılık XVI. asrin sonlarından itibaren yavaş yavaş önemini kaybetmeye başladı. XVII. asrın ortalarında nişancılık sanki kuru bir ünvan haline geldi. XIX. yüzyılın başlarına kadar ismen de olsa varlıklarını devam ettiren nişancılar eski önemlerini tamamen kaybettiler. Bu sebeple nişancılık 1836 senesinde tamamen kaldırılarak vazifeleri "Defter eminine" verilmiştir. Bu tarihten sonrasında mühim işlere dair fermanların üstlerine Bâbıâlî diğerlerine de defter eminleri tarafınca belirleme edilen ve tuğranüvis denilen memurlar tarafınca tuğra çekilirdi. 1838'de tuğra-nüvislik görevi de kaldırılıp Bâbıâlî ile defter eminliği tuğracılığı birleştirildi. Böylelikle bu hizmetin Bâbıâlî’de görülmesi kararlaştırıldı.

Divân-ı Hümâyunda yukarıdaki soylu üyelerin haricinde şunlar da bazen divan üyeliği yapmışlar divan toplantılarına katılmışlardır:

Rumeli Beylerbeyi

Beylerbeyi hem askeri hem de idarî amir olarak bulunmuş olduğu eyalette padişahın temsilcisidir.
İlk beylerbeylik Orhan Bey zamanında ortaya çıkmış Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi olarak ikiye ayrılışının Çelebi Mehmet zamanında gerçekleştiği tahmin edilmekle birlikte kati zamanı bilinmemektedir . Rumeli Beylerbeyi daha kıdemlidir. Rütbeleri yükselince kubbealtı vezirliğine atanıyorlar ve Divan-ı Hümayun'un üyesi oluyorlardı. 1536 tarihinden itibaren vezirlik rütbesi olan Rumeli Beylerbeyi Divan-ı Hümayun üyesi olarak merkezde bulunmuş olduğu zamanlarda divan toplantılarına iştirak etmiştir. Bu tarihten ilkin Rumeli Beylerbeyi Divan-ı Hümayun üyesi değildi .

Kaptan-ı Derya

Osmanlı Devleti'nde bahriye(deniz Kuvvetleri) teşkilatının en büyük amiri ve donanmanın başkumandanıdır. Denizciliğin gelişmesi ile vezirlik verilen kaptan-ı derya Divan-ı Hümayun üyesi olarak merkezde bulunmuş olduğu zamanlarda divan toplantılarına iştirak etmiştir. Divan-ı Hümayun'da kendisine havale olunan bahriye teşkilatı ile ilgili meselelerle ilgilenirdi.Bahriye teşkilatındaki tayinler kaptan-ı derya tarafınca yapılırdı. Mühim işleri vezir-i âzama arz ederdi. Bahriye ile ilgili işler için yargı yazmaya ve tuğra çekmeye yetkisi vardı.

Yeniçeri Ağası



Yeniçeri ağası yeniçeri ocağı ve çömez ocaklarından görevli tek kişidir. Gene divanda görevli olan rikâb-ı hümayun ve özengi ağaları denen ağaların lideridir. Böylelikle Divan-ı Hümayun toplantılarının teşrifatında çok mühim bir rolleri vardır. Yeniçeri ağası vezirlik rütbesi olursa Divan-ı Hümayun üyesi olarak toplantılara katılabilmekteydi. Yeniçeri ağasının arza çıkma yetkisi vardı. Eğer vezirlik rütbesi var ise divan üyeleri içinde arza iki kez çıkma olanağına haiz tek şahıs oluyordu. Divan toplantılarında ocağa ait işlerle ve İstanbul'un asayişi ile ilgili mevzularla ilgilenirdi.

DİVÂN-I HÜMÂYUNUN GÖREVLERİ / İŞžLEVİ

Divân-ı Hümâyun devlete ait siyasî idarî malî ve zaman içinde askerî işlerin görüşüldüğü incelenerek karara bağlandığı devletin en yüksek mercidir.

Divân-ı Hümâyunda yetkiler şu şekilde temsil edilmektedir: Vezir-i âzamın padişahın vekili olarak devletin egemenlik hakkını kadıaskerlerin yargıyı defterdarların maliyeyi nişancının ise örfî hukuku temsil ettiğini görmekteyiz. Gene yürütme gücünün başka temsilcileri kubbealtı vezirleri Rumeli beylerbeyi kaptan-ı derya ve yeniçeri ağasıdır. Devletin merkez örgütündeki ana kısımları temsil eden en yetkili kişilerin toplandığı bir kurul olarak Divan-ı Hümayun padişahın tüm yetkilerinin bir arada bulunmuş olduğu üstün bir organdır. Bu şekilde bir gücü bünyesinde bulunduran Divan-ı Hümayun devletin iç ve dış siyasetinin belirlendiği bir kuruldur.

Osmanlı tebaasının güven ve asayişini yöneten ve yönetilen kesim içinde işlerin dengeli bir biçimde yürütülmesini merkez ile taşra arasındaki ilişkilerde dengeleri bozmadan emek harcamayı sağlamak Divan-ı Hümayun'un görevidir.
Devletin dış siyasetinin belirlenmesi ve dış ilişkilerin takip edeni; harp ve sulh şartlarının belirlenmesi divanın işidir.
Divân-ı Hümâyun bununla birlikte adlî ve idarî yüksek bir mahkemedir. Fertlerin divana meydana getirilen müracaatlarını araştırma hukukî anlaşmazlıkları çözüme kavuşturma yargılamalar sonucu cezaların uygulanması ve infazı divanın görevleri arasındadır.
İktisadî-malî alanda oldukça geniş görevleri vardır. Devletin vergi politikasının belirlenmesi mirî vakıf ve mülk toprakların statülerinin belirlenip korunması para politikasının belirlenmesi vb. pek çok vazife Divân-ı Hümâyunun işlevleri ve görevleri arasındadır..

YORUMLAR

Ad

Anlamı Nedir?,22,Biyoloji Konu Anlatımı,25,Cilt Bakımı,82,Coğrafya Ders Anlatımı,978,Genel,46,Güzel Sözler,16075,Music,1,Ne Nedir?,32164,Resimli Sözler,4111,Saç Sağlığı,119,Sağlık Bilgileri,1596,Soru-Cevap,10236,Sports,1,Tarih Konu Anlatımı,5,Teknoloji,36,Türk Dili ve Edebiyatı Konu Anlatımı,2,
ltr
item
Ders Kitapları Konu Anlatımı: Osmanlı Divan Ãœyeleri Nedir
Osmanlı Divan Ãœyeleri Nedir
Ders Kitapları Konu Anlatımı
https://ders-kitabi.blogspot.com/2017/05/osmanl-divan-ayeleri-nedir.html
https://ders-kitabi.blogspot.com/
http://ders-kitabi.blogspot.com/
http://ders-kitabi.blogspot.com/2017/05/osmanl-divan-ayeleri-nedir.html
true
5083728687963487478
UTF-8
Tüm Yazılar Yüklendi hiçbir mesaj bulunamadı HEPSİNİ GÖR Devamı Cevap Cevabı iptal Silmek Cevabı iptal Home SAYFALARI POST Hepsini gör SİZİN İÇİN ÖNERİLEN ETİKET ARŞİV SEARCH Tüm Mesajlar İsteğinizle eşleşme bulunamadı Ana Sayfaya Dön Pazar Pazartesi Salı Çarşamba Perşembe Cuma Cumartesi Pazar Mon Tue Wed Thu Fri Sat January February March April May June July August September October November December Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec Şu anda... 1 dakika önce $$1$$ minutes ago 1 saat önce $$1$$ hours ago Dün $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago more than 5 weeks ago İzleyiciler Takip et THIS PREMIUM CONTENT IS LOCKED STEP 1: Share to a social network STEP 2: Click the link on your social network Tüm Kodunu Kopyala Tüm Kodunu Seç Tüm kodlar panonuza kopyalanmıştır. Kodları / metinleri kopyalayamıyor, kopyalamak için lütfen [CTRL] + [C] tuşlarına (veya Mac ile CMD + C'ye) basınız Table of Content