Asteroid Yörüngeleri Güneş Sistemi'nde Mars ile Jüpiter gezegenleri içinde kalan ve sayıları ortalama 40000 kadar olan gök cisim...
Asteroid
Yörüngeleri Güneş Sistemi'nde Mars ile Jüpiter gezegenleri içinde kalan ve sayıları ortalama 40000 kadar olan gök cisimleridir. (İng: asteroid). Bu ufak gezegenler (İng: minor planet), ufak kütle ve hacimlerinden dolayı 'gezegenimsi' (İng: planetoid) olarak da bilinirler. Bununla birlikte, bilinmiş olduğu kadarıyla bunların içinde bazılarının (mesela: İda) birer uydusu da vardır.
Tarihçesi
Astroit'lerin günümüzdeki keşfi Bode Kanunu'nun matematiksel olarak ispatlanmasıyla yolalmıştır. Gezegenler arasındaki orantı Johann Titius tarafınca 1766 senesinde belirtilirken, J.E. Bode formüla'yı 1778 senesinde yazmıştır. 1 Bode ve Titius'un belirttiği suretiyle, Jüpiter ve Mars içinde bir kaybolmuş bir gezegen vardır. 1801'de Giuseppe Piazzi'nin Ceres 1 astroidinin keşfi ve 1802'de İngiliz ilim adamı Sir William Herschel tarafınca 1 Ceres ve 2 Pallas'ı tanımlamak için ortaya atılan kavram, sonradan Mars ve Jüpiter yörüngeleri içinde keşfedilen çok sayıda ufak gök cismini içine almış, arkasından Mars ve hatta başka iç gezegenlerin yörüngesinden daha içte ya da Jüpiter yörüngesinden daha dışta yer edinen cisimleri de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. İngilizce diline yunanca kökenli Astreoides kelimesi "Astreoid" olarak 1803 senesinde geçmiştir.
Bunun yanı sıra, Mısır Piramitlerinde Ra'nın Büyük Piramit'de yazdığı bilgiler ışığında; bu noksan gezegen'in varlığı ortalama olarak 6000 yıl ilkin belirtilmiştir. Günümüzde meydana getirilen Sümer tabletlerinin incelenmesinde de (bu tür durumlar da 5000 yıl ilkin yazılmıştır); bu astroidlerin bir gezegenin parçalanması sonucu oluştuğu yazılmıştır. Bu noksan gezegenin günümüz popüler bilimindeki ismi da Maldek dir.
20. yüzyıl ortalarından itibaren Güneş Sistemi'nin dış sınırlarında hemen hemen saptanamamış çok sayıda gök cisminin bulunabileceği öne sürülmüş ve ihtimaller içinde yörünge özelliklerine bakılırsa bu cisimleri içine alacak Kuiper kuşağı ve Oort bulutu kuramsal grupları yaratılmıştır. 1992 senesinde bu tanıma uyan ilk cisim keşfedilmiş, arkasından çok sayıda yenileri bulunarak sayı 2005 yılı ortalarında 900'e yaklaşmıştır. Ergonomik nedenlerle Kuiper ve Oort cisimlerinin Neptün ötesi cisimler tanımı altında toplanması eğilimi yaygınlaşmaktadır. Bu şekilde Güneş çevresinde dönen cisimler 'gezegenler', 'asteroitler'='ufak gezegenler', ve 'Neptün ötesi cisimler' olarak 3 ana grupta toplanmıştır.
İngilizce gökbilim terminolojisinde yakın tarihlerde yaşanmış olan yeni bir gelişme, uzun süredir yaygın kullanımdan kalkmış olan minor planets teriminin gene ergonomik nedenlerle tekrardan canlandırılmaya çalışılmasıdır. Güneş sistemi üyelerinin daha tutarlı bir sınıflamasını yapmak amacıyla atılan bu adım, gezegenler ve akan yıldızlar (eşanl. meteorlar) haricinde kalan tüm cisimleri tek bir çatı altında toplamaya dayanmaktadır. Bu şekilde asteroitler ve Neptün ötesi cisimleri kapsayacak şekilde genişletilen bu kavram, Türkçeleştirme açısından problem yaratmaktadır. Ufak gezegenler şeklinde Türkçe'ye çevrilebilecek olan 'minor planets' tanımı 'asteroit' sözcüğünün eş anlamlısı olan 'ufak gezegen' terimi ile çakışmaktadır.
Mayıs 2004 itibariyle; günümüz teknolojisi üstün teleskoplar yardımıyla ilim adamları 40,500 astroitin varlığından haberdar olmuştur.
Yörüngeleri Güneş Sistemi'nde Mars ile Jüpiter gezegenleri içinde kalan ve sayıları ortalama 40000 kadar olan gök cisimleridir. (İng: asteroid). Bu ufak gezegenler (İng: minor planet), ufak kütle ve hacimlerinden dolayı 'gezegenimsi' (İng: planetoid) olarak da bilinirler. Bununla birlikte, bilinmiş olduğu kadarıyla bunların içinde bazılarının (mesela: İda) birer uydusu da vardır.
Astroit'lerin günümüzdeki keşfi Bode Kanunu'nun matematiksel olarak ispatlanmasıyla yolalmıştır. Gezegenler arasındaki orantı Johann Titius tarafınca 1766 senesinde belirtilirken, J.E. Bode formüla'yı 1778 senesinde yazmıştır. 1 Bode ve Titius'un belirttiği suretiyle, Jüpiter ve Mars içinde bir kaybolmuş bir gezegen vardır. 1801'de Giuseppe Piazzi'nin Ceres 1 astroidinin keşfi ve 1802'de İngiliz ilim adamı Sir William Herschel tarafınca 1 Ceres ve 2 Pallas'ı tanımlamak için ortaya atılan kavram, sonradan Mars ve Jüpiter yörüngeleri içinde keşfedilen çok sayıda ufak gök cismini içine almış, arkasından Mars ve hatta başka iç gezegenlerin yörüngesinden daha içte ya da Jüpiter yörüngesinden daha dışta yer edinen cisimleri de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. İngilizce diline yunanca kökenli Astreoides kelimesi "Astreoid" olarak 1803 senesinde geçmiştir.
Bunun yanı sıra, Mısır Piramitlerinde Ra'nın Büyük Piramit'de yazdığı bilgiler ışığında; bu noksan gezegen'in varlığı ortalama olarak 6000 yıl ilkin belirtilmiştir. Günümüzde meydana getirilen Sümer tabletlerinin incelenmesinde de (bu tür durumlar da 5000 yıl ilkin yazılmıştır); bu astroidlerin bir gezegenin parçalanması sonucu oluştuğu yazılmıştır. Bu noksan gezegenin günümüz popüler bilimindeki ismi da Maldek dir.
20. yüzyıl ortalarından itibaren Güneş Sistemi'nin dış sınırlarında hemen hemen saptanamamış çok sayıda gök cisminin bulunabileceği öne sürülmüş ve ihtimaller içinde yörünge özelliklerine bakılırsa bu cisimleri içine alacak Kuiper kuşağı ve Oort bulutu kuramsal grupları yaratılmıştır. 1992 senesinde bu tanıma uyan ilk cisim keşfedilmiş, arkasından çok sayıda yenileri bulunarak sayı 2005 yılı ortalarında 900'e yaklaşmıştır. Ergonomik nedenlerle Kuiper ve Oort cisimlerinin Neptün ötesi cisimler tanımı altında toplanması eğilimi yaygınlaşmaktadır. Bu şekilde Güneş çevresinde dönen cisimler 'gezegenler', 'asteroitler'='ufak gezegenler', ve 'Neptün ötesi cisimler' olarak 3 ana grupta toplanmıştır.
İngilizce gökbilim terminolojisinde yakın tarihlerde yaşanmış olan yeni bir gelişme, uzun süredir yaygın kullanımdan kalkmış olan minor planets teriminin gene ergonomik nedenlerle tekrardan canlandırılmaya çalışılmasıdır. Güneş sistemi üyelerinin daha tutarlı bir sınıflamasını yapmak amacıyla atılan bu adım, gezegenler ve akan yıldızlar (eşanl. meteorlar) haricinde kalan tüm cisimleri tek bir çatı altında toplamaya dayanmaktadır. Bu şekilde asteroitler ve Neptün ötesi cisimleri kapsayacak şekilde genişletilen bu kavram, Türkçeleştirme açısından problem yaratmaktadır. Ufak gezegenler şeklinde Türkçe'ye çevrilebilecek olan 'minor planets' tanımı 'asteroit' sözcüğünün eş anlamlısı olan 'ufak gezegen' terimi ile çakışmaktadır.
Mayıs 2004 itibariyle; günümüz teknolojisi üstün teleskoplar yardımıyla ilim adamları 40,500 astroitin varlığından haberdar olmuştur.
Bileşik Nedir? Bileşikler ve Özellikleri Hakkında Genel Bilgiler
Element Nedir? Elementler Hakkında Genel Bilgiler
Molekül Nedir? Moleküller ve Özellikleri Hakkında Genel Bilgiler
Asteroyit
Ufak gezegenlerin bulunması
Hubble Uzay Teleskobuyla çekilmiş Vesta'dan bir görünüm
Güneş sistemi haritasına bir gözatmak, gezegenlerin iki gruba ayrıldığını görmek için yeterlidir. Mars ve Jüpiter'in yörüngeleri içinde 480 milyon kilometreyi aşan bir boşluk vardır. XVIII. yüzyılda J.D. Titius'un bulmuş olduğu ve J. Bode'un tanıttığı bir matematiksel bağıntı, güneş sisteminin bu kısmına bir gezegen bulunabileceği düşüncesinin doğmasına niçin oldu. Amatör Macar gökbilimci Baron von Zach'ın girişimiyle bir gözlemciler grubu, "gezegen avcıları" birliğini kurdu. Birlik üyeleri tertipli bir araştırma yöntemi bulmaya çalıştılar; ama hedefinize ulaşamadılar. 1 Ocak 1801'de Palermo'da G. Piazzi, yeni bir yıldız kataloğu için olağan gözlemlerini yaparken, yeni bir gökcismine rastladı ve bu gökcisminin aranan gezegen olduğu ortaya çıktı. Bode yasasına uygun olarak averaj 411,2 milyon kilometre uzaklıkta Güneş çevreside dolanan bu gezegene, Ceres ismi verildi.
Ne var ki, "gezegen avcıları" bu gökcismini aranan gezegen için kafi bulmadılar; Ceres tam anlamıyla bir gezegen büyüklüğünde olmadığından (günümüzde çapının 1,040 km olduğu bilinmektedir), başka gezegenler bulunabileceğini ileri sürdüler. 1802-1808 yılları içinde üç gezegen daha (Pallas, Juno ve Vesta) bulundu; sonrasında başka gezegen olmadığı kanısına varan "gezegen avcıları" birliği dağıldı. Ne var ki1845'te Alman amatör gökbilimci Hencke, beşinci ufak gezegen Astraea'yı buldu ve 1848 yılından sonrasında her yıl, ufak gezegen bulundu; günümüzde binlerce asteroyit bilinmekte, bir takım tahminlere bakılırsa, bu gökcisimlerinin sayısı 40.000'i aşmaktadır. Çağımızda asteroyitler fotoğraf yöntemleriyle saptanmaktadır.
Asteroyitlerin en büyüğü
10 Hygiea asteroit kuşağının dördüncü en büyük gökcismidir. Çapı 350-500 km içinde değişiyor ve hacmi asteroit kuşağının toplam hacminin 3%'sidir. Bir süre sonra asteroyit kümeleri içinde yer edinen en büyük gökcismi Ceres'tir; onun haricinde yalnızca Pallas ile Vesta'nın çapları 480 km'yi geçer. Bu gökcisimlerinin hiçbirinin hacmi bir atmosferi dokunabilecek boyutlara ulaşamaz; büyük çoğunluğu kilometrelik, hattâ yüzmetrelik kütlelerdir ve tam bir küre şekilde değildir.
Kümeler ve boşluklar
Bu ufak gezegenler küme oluşturma eğilimi gösterir ve bir takım bölgelerde bulunmazlar. Jüpiter'in dolanım süresinin bir kesiri (bilhassa üçte birisi, beşte ikisi ya da yarısı) kadar sülerde dolanımını tamamlayacak uzaklıkta yer edinen bir asteroyit, Jüpiter'in genel çekimi sebebiyle yörünge değişiklik yapmak zorunda kalır. Bu kuşaktaki boşluklara Kirkwood Boşlukları ismi verilir. Bir takım asteroyitlerin yörüngesi çok eğik (Pallas'ın eğikliği 34º), bazılarınınkiyse eşmerkezlidir; ama günümüze kadar, geri dönme hareketi meydana getiren bir asteroyite rastlanmamıştır.
Olağandışı Yörüngeler

Eros Asteroidi'nin NEAR Shoemaker uzay aracından alınmış ve çift görüntüden üç boyutlu bir görüntü elde etmek için işlemden geçirilmiş birleşik bir görüntüsü
En ilgi çekici asteroyitler, ana kümeden ayrılanlardır. Bir takım asteroyitler Yer'e çok yaklaşırlar: Şekli düzensiz, en uzun çapı ortalama 24,8 km olan Eros, 1931 ve 1975 yıllarında Yer' 24 milyon kilometre uzaklıktan geçmiştir; çapı 1,6 km olan Hermes, 1837'de Yer'e 776,000 km'ye kadar yaklaşmıştır. Yere 6,4 milyon kilometreye kadar yaklaşabilen Icarus, Güneş'e Merkür'den daha yakındır. Yörüngesi çok basık olan Hidalgo, günöte noktasında Satürn'ün yörüngesinin yakınlarından geçer. Trojan, Jüpiter'le aynı yörüngeyi izler; ama ondan 60º açısal uzaklıkta dolanması sebebiyle, bir çarpışma söz mevzusu değildir.
1977 Kasımında C. Kowal, Palomar Gözlemevi'nde 120 santimetre'lik Schmidt gökdürbünüyle alınmış görüntüleri incelerken, çok sönük (19 kadirde) bir gökcismi saptadı; Chiron ismi verilen ve muhteşem bir asteroyit olduğu sanılan bu gökcismi Güneş çevresinde 2,24 milyar uzaklıkta, Satürn ve Uranüs'ün yörüngeleri içinde dolanır ve 66 yılda dolanımını tamamlamaktadır; çapının 960 km olduğu sanılmaktadır; dolayısıyle olağandışı bir asteroyit olabilir. Ayrıca Satürn'ün bir dış uydusu ya da Satürn ötesi bir asteroyit kümesinin en parlak gökcismi olabileceği varsayımı üstünde de durulmaktadır.
Simgeler
1851 sonuna kadar malum 15 asteroyidin, her birinin kendi simgesi vardır.
Hubble Uzay Teleskobuyla çekilmiş Vesta'dan bir görünüm
Güneş sistemi haritasına bir gözatmak, gezegenlerin iki gruba ayrıldığını görmek için yeterlidir. Mars ve Jüpiter'in yörüngeleri içinde 480 milyon kilometreyi aşan bir boşluk vardır. XVIII. yüzyılda J.D. Titius'un bulmuş olduğu ve J. Bode'un tanıttığı bir matematiksel bağıntı, güneş sisteminin bu kısmına bir gezegen bulunabileceği düşüncesinin doğmasına niçin oldu. Amatör Macar gökbilimci Baron von Zach'ın girişimiyle bir gözlemciler grubu, "gezegen avcıları" birliğini kurdu. Birlik üyeleri tertipli bir araştırma yöntemi bulmaya çalıştılar; ama hedefinize ulaşamadılar. 1 Ocak 1801'de Palermo'da G. Piazzi, yeni bir yıldız kataloğu için olağan gözlemlerini yaparken, yeni bir gökcismine rastladı ve bu gökcisminin aranan gezegen olduğu ortaya çıktı. Bode yasasına uygun olarak averaj 411,2 milyon kilometre uzaklıkta Güneş çevreside dolanan bu gezegene, Ceres ismi verildi.
Ne var ki, "gezegen avcıları" bu gökcismini aranan gezegen için kafi bulmadılar; Ceres tam anlamıyla bir gezegen büyüklüğünde olmadığından (günümüzde çapının 1,040 km olduğu bilinmektedir), başka gezegenler bulunabileceğini ileri sürdüler. 1802-1808 yılları içinde üç gezegen daha (Pallas, Juno ve Vesta) bulundu; sonrasında başka gezegen olmadığı kanısına varan "gezegen avcıları" birliği dağıldı. Ne var ki1845'te Alman amatör gökbilimci Hencke, beşinci ufak gezegen Astraea'yı buldu ve 1848 yılından sonrasında her yıl, ufak gezegen bulundu; günümüzde binlerce asteroyit bilinmekte, bir takım tahminlere bakılırsa, bu gökcisimlerinin sayısı 40.000'i aşmaktadır. Çağımızda asteroyitler fotoğraf yöntemleriyle saptanmaktadır.
Asteroyitlerin en büyüğü
10 Hygiea asteroit kuşağının dördüncü en büyük gökcismidir. Çapı 350-500 km içinde değişiyor ve hacmi asteroit kuşağının toplam hacminin 3%'sidir. Bir süre sonra asteroyit kümeleri içinde yer edinen en büyük gökcismi Ceres'tir; onun haricinde yalnızca Pallas ile Vesta'nın çapları 480 km'yi geçer. Bu gökcisimlerinin hiçbirinin hacmi bir atmosferi dokunabilecek boyutlara ulaşamaz; büyük çoğunluğu kilometrelik, hattâ yüzmetrelik kütlelerdir ve tam bir küre şekilde değildir.
Kümeler ve boşluklar
Bu ufak gezegenler küme oluşturma eğilimi gösterir ve bir takım bölgelerde bulunmazlar. Jüpiter'in dolanım süresinin bir kesiri (bilhassa üçte birisi, beşte ikisi ya da yarısı) kadar sülerde dolanımını tamamlayacak uzaklıkta yer edinen bir asteroyit, Jüpiter'in genel çekimi sebebiyle yörünge değişiklik yapmak zorunda kalır. Bu kuşaktaki boşluklara Kirkwood Boşlukları ismi verilir. Bir takım asteroyitlerin yörüngesi çok eğik (Pallas'ın eğikliği 34º), bazılarınınkiyse eşmerkezlidir; ama günümüze kadar, geri dönme hareketi meydana getiren bir asteroyite rastlanmamıştır.
Olağandışı Yörüngeler
Eros Asteroidi'nin NEAR Shoemaker uzay aracından alınmış ve çift görüntüden üç boyutlu bir görüntü elde etmek için işlemden geçirilmiş birleşik bir görüntüsü
En ilgi çekici asteroyitler, ana kümeden ayrılanlardır. Bir takım asteroyitler Yer'e çok yaklaşırlar: Şekli düzensiz, en uzun çapı ortalama 24,8 km olan Eros, 1931 ve 1975 yıllarında Yer' 24 milyon kilometre uzaklıktan geçmiştir; çapı 1,6 km olan Hermes, 1837'de Yer'e 776,000 km'ye kadar yaklaşmıştır. Yere 6,4 milyon kilometreye kadar yaklaşabilen Icarus, Güneş'e Merkür'den daha yakındır. Yörüngesi çok basık olan Hidalgo, günöte noktasında Satürn'ün yörüngesinin yakınlarından geçer. Trojan, Jüpiter'le aynı yörüngeyi izler; ama ondan 60º açısal uzaklıkta dolanması sebebiyle, bir çarpışma söz mevzusu değildir.
1977 Kasımında C. Kowal, Palomar Gözlemevi'nde 120 santimetre'lik Schmidt gökdürbünüyle alınmış görüntüleri incelerken, çok sönük (19 kadirde) bir gökcismi saptadı; Chiron ismi verilen ve muhteşem bir asteroyit olduğu sanılan bu gökcismi Güneş çevresinde 2,24 milyar uzaklıkta, Satürn ve Uranüs'ün yörüngeleri içinde dolanır ve 66 yılda dolanımını tamamlamaktadır; çapının 960 km olduğu sanılmaktadır; dolayısıyle olağandışı bir asteroyit olabilir. Ayrıca Satürn'ün bir dış uydusu ya da Satürn ötesi bir asteroyit kümesinin en parlak gökcismi olabileceği varsayımı üstünde de durulmaktadır.
Simgeler
1851 sonuna kadar malum 15 asteroyidin, her birinin kendi simgesi vardır.
Asteroid / Symbol
- Ceres
- Pallas
- Juno
- Vesta
- Astraea
- Hebe
- Iris
- Flora
- Metis
- Hygiea
- Parthenope
- Victoria
- Egeria (Asla atanmamış.)
- Irene ("Bir zeytindalı taşıyan güvercin ile tek başına bir yıldız", hiç bir zaman çizilmemiş.)
- Eunomia
- Bellona
- Leukothea
- Fides
Asteroidler
Asteroidlerin (ufak gezegenler ya da planetoidler olarakta anılır) pek çok, Mars ve Jüpiterin yörüngeleri içinde bulunan asteroid kuşağında yer alırlar. Bu dönem her birisi 100 km den daha geniş çaplara haiz, 200 den fazla asteroid barındırır. Bilimadamlarına bakılırsa 750.000 den fazla astreoid bu kuşakta yer almıştır.
Uzayda ise milyonlarca ufak asteroid vardır ve tipik bir asteroidin yüzey sıcaklığı -100 C dir. Astronomlar, asteroidlerin iyi mi oluştuğu mevzusunda hemen hemen güvenli değillerdir ama bir teoriye bakılırsa; malum pek çok asteroid, daha büyük cisimlerin bozulmuş kalıntılarıdır. Bu cisimler zaman içinde gezegen haline gelmiş olanlardan geriye kalanlardır.

Asteroidlerin Büyüklükleri
Asteroidler oldukça iridirler. Malum en büyük asteroid Ceres, 1801 senesinde ortaya çıkarılmıştır ve 933 km çapındadır. Ceres'in tüm asteroidlerin toplam çekim gücününün ortalama 1/3 lük oranında bir çekim gücüne haiz olduğu düşünülüyor. Malum en ufak asteroidin boyutu, 1991 de keşfedilen ve 1991BA ismi verilen asteroidtir ve bir tek 6 metredir.
Asteroidlerin Bileşimleri
Astronomlar asteroidleri bileşimlerine bakılırsa iki büyük grupta sınıflandırırlar. Birinci grup, asteroid kuşağının dış kısmında yer alır ve karbonca zengindirler. Bu grubun bileşenleri solar sistemin oluşmasından bu yana oldukça fazla değişmemiştir. İkinci grup, asteroid kuşağının iç kısmında yer alır ve minarellerce zengindirler. Bu grubun asteroidleri erimiş materyallerle şekillenmiştir.
Asteroidlerin Yörüngeleri
Asteroid kuşağında, pek çok asteroid eliptik (oval şekilde) bir yörünge izler. Bu yörüngeye Hirayama yörüngesi denir. Bu kuşağı ilk keşfeden Japon gökbilimci Kiyotsugu Hirayama'dan adını almıştır. Bir sürü asteroid bu kuşağında haricinde kalan bir yörüngeyi takip ederler. Örnek olarak; Trojanlar denilen bir asteroid grubu, Jüpiterle aynı yörüngeyi takip eder. üç asteroid grubu -Atenler, Amorlar ve Apollolar- iç solar sistemin içindeki yörüngeye sahiptirler ve Dünya-yakınındaki asteroidler olarak bilinir. Bir takım Dünya-yakınındaki asteroidler Mars'ın yörüngesini takip ederken, ötekileri Dünya'nın yörüngesini takip ederler.
Asteroid Çarpışmaları

Bir çok bilimadamına bakılırsa, bir Dünya-yakınındaki asteroid 65 milyon yıl ilkin dünyaya çarpmıştır. Bu çarpışma başta dinazorların yok olması olmak suretiyle büyük çevresel değişimleri tetiklemiştir ve Meksika'nın Yucatan bölgesinde Chicxulub Havzası ismi verilen büyük bir dairesel çukur oluşturmuştur. Bu havzanın çapı ortalama 300km dir. 1908 senesinde, Sibirya'nın Tunguska Nehri bölgesinin ortalama 10 km üstünde bir cisim ortaya çıkarılmıştır. Bu cismin bir kuyruklu yıldız nüvesine ya da ufak bir asteroide ait olduğu sanılmaktadır ve ortalama 80 km lik bir alanı yakmıştır.
Kaynak: (Tercüme: uzaysitesi)
Asteroidlerin (ufak gezegenler ya da planetoidler olarakta anılır) pek çok, Mars ve Jüpiterin yörüngeleri içinde bulunan asteroid kuşağında yer alırlar. Bu dönem her birisi 100 km den daha geniş çaplara haiz, 200 den fazla asteroid barındırır. Bilimadamlarına bakılırsa 750.000 den fazla astreoid bu kuşakta yer almıştır.
Uzayda ise milyonlarca ufak asteroid vardır ve tipik bir asteroidin yüzey sıcaklığı -100 C dir. Astronomlar, asteroidlerin iyi mi oluştuğu mevzusunda hemen hemen güvenli değillerdir ama bir teoriye bakılırsa; malum pek çok asteroid, daha büyük cisimlerin bozulmuş kalıntılarıdır. Bu cisimler zaman içinde gezegen haline gelmiş olanlardan geriye kalanlardır.
Asteroidlerin Büyüklükleri
Asteroidler oldukça iridirler. Malum en büyük asteroid Ceres, 1801 senesinde ortaya çıkarılmıştır ve 933 km çapındadır. Ceres'in tüm asteroidlerin toplam çekim gücününün ortalama 1/3 lük oranında bir çekim gücüne haiz olduğu düşünülüyor. Malum en ufak asteroidin boyutu, 1991 de keşfedilen ve 1991BA ismi verilen asteroidtir ve bir tek 6 metredir.
Asteroidlerin Bileşimleri
Astronomlar asteroidleri bileşimlerine bakılırsa iki büyük grupta sınıflandırırlar. Birinci grup, asteroid kuşağının dış kısmında yer alır ve karbonca zengindirler. Bu grubun bileşenleri solar sistemin oluşmasından bu yana oldukça fazla değişmemiştir. İkinci grup, asteroid kuşağının iç kısmında yer alır ve minarellerce zengindirler. Bu grubun asteroidleri erimiş materyallerle şekillenmiştir.
Asteroidlerin Yörüngeleri
Asteroid kuşağında, pek çok asteroid eliptik (oval şekilde) bir yörünge izler. Bu yörüngeye Hirayama yörüngesi denir. Bu kuşağı ilk keşfeden Japon gökbilimci Kiyotsugu Hirayama'dan adını almıştır. Bir sürü asteroid bu kuşağında haricinde kalan bir yörüngeyi takip ederler. Örnek olarak; Trojanlar denilen bir asteroid grubu, Jüpiterle aynı yörüngeyi takip eder. üç asteroid grubu -Atenler, Amorlar ve Apollolar- iç solar sistemin içindeki yörüngeye sahiptirler ve Dünya-yakınındaki asteroidler olarak bilinir. Bir takım Dünya-yakınındaki asteroidler Mars'ın yörüngesini takip ederken, ötekileri Dünya'nın yörüngesini takip ederler.
Asteroid Çarpışmaları
Bir çok bilimadamına bakılırsa, bir Dünya-yakınındaki asteroid 65 milyon yıl ilkin dünyaya çarpmıştır. Bu çarpışma başta dinazorların yok olması olmak suretiyle büyük çevresel değişimleri tetiklemiştir ve Meksika'nın Yucatan bölgesinde Chicxulub Havzası ismi verilen büyük bir dairesel çukur oluşturmuştur. Bu havzanın çapı ortalama 300km dir. 1908 senesinde, Sibirya'nın Tunguska Nehri bölgesinin ortalama 10 km üstünde bir cisim ortaya çıkarılmıştır. Bu cismin bir kuyruklu yıldız nüvesine ya da ufak bir asteroide ait olduğu sanılmaktadır ve ortalama 80 km lik bir alanı yakmıştır.
Kaynak: (Tercüme: uzaysitesi)
Bir Asteroidde Daha Su Bulundu, Sanılandan Daha Yaygın Olabilirler

Geçtiğimiz günlerde dünyanın her yerinden gezegenbilimcilerin iştirak ettiği bir görüşmede bildiri edilen bir emek vermeye bakılırsa asteroidlerdeki su buzlarının varlığı sanılandan daha çok.
Nisan ayında bir asteroid üstünde su buzu ve organik moleküllere ait kanıtlar bularak manşetleri değiştiren iki araştırmacı ekibi, şimdi de aynı özelliklere haiz ikinci asteroid olan Asteroid 65 Cybele'yi keşfettiler. Meydana getirilen keşifler Güneş Sistemi'nin bu bölgesinde tahmin edilenden daha çok su buzu bulunduğunu gösteriyor ve bu vaziyet, yeryüzüne çarpan benzer asteroidlerin suyu gezegenimize taşımış ve bununla birlikte da yaşamın başlamasını sağlayacak olan yapı taşlarının da Yer'e ulaşmasını elde etmiş olabileceği düşüncesini destekler niteliktedir.
Asteroid 65 Cybele 290 km'lik çapıyla, ekibin keşfettiği bu niteliklere haiz ilk asteroid olan 200 km ölçekli Asteroid 24 Themis'ten belli bir miktar daha büyük. Her iki asteroid de Mars ve Jüpiter arasındaki Asteroid Kuşağı'nın aynı bölgesinde içeriyor.
Kaynak: Astronomi Bülteni (Ege üniv. Astronomi Topluluğu/15 Ekim 2010/Sayı:61)
Geçtiğimiz günlerde dünyanın her yerinden gezegenbilimcilerin iştirak ettiği bir görüşmede bildiri edilen bir emek vermeye bakılırsa asteroidlerdeki su buzlarının varlığı sanılandan daha çok.
Nisan ayında bir asteroid üstünde su buzu ve organik moleküllere ait kanıtlar bularak manşetleri değiştiren iki araştırmacı ekibi, şimdi de aynı özelliklere haiz ikinci asteroid olan Asteroid 65 Cybele'yi keşfettiler. Meydana getirilen keşifler Güneş Sistemi'nin bu bölgesinde tahmin edilenden daha çok su buzu bulunduğunu gösteriyor ve bu vaziyet, yeryüzüne çarpan benzer asteroidlerin suyu gezegenimize taşımış ve bununla birlikte da yaşamın başlamasını sağlayacak olan yapı taşlarının da Yer'e ulaşmasını elde etmiş olabileceği düşüncesini destekler niteliktedir.
Asteroid 65 Cybele 290 km'lik çapıyla, ekibin keşfettiği bu niteliklere haiz ilk asteroid olan 200 km ölçekli Asteroid 24 Themis'ten belli bir miktar daha büyük. Her iki asteroid de Mars ve Jüpiter arasındaki Asteroid Kuşağı'nın aynı bölgesinde içeriyor.
Kaynak: Astronomi Bülteni (Ege üniv. Astronomi Topluluğu/15 Ekim 2010/Sayı:61)
Asteroide Seyahat
Yörüngelerinin, Yer yörüngesinin yakınlarına taşımış olduğu asteroidlere ve kuyrukluyıldızlara Yer'e Yakın Gökcisimleri(Near Earth Objects - NEOs) denir. Bir takım asteroidler Güneş Sistemi'nin oluşumuna dayanacak kadar yaşlıdır ve ilkel maddelerce varlıklı olduğu düşünülür.
Bu tür durumlar genç Güneş Sistemi'ni inceleyen biliminsanları açısından olmazsa olmaz gökcisimleridir. Başka Yer'e Yakın Gökcisimlerinin ise ilkel madde bakımından varlıklı olmamasına karşın açığa çıkmamış ekonomik değere haiz mineraller ihtiva ettiği düşünülmektedir. NASA insanlı bir uçuş ile bu gökcisimlerine gitmeyi ve ihtimaller içinde ticari kıymeti olan bu gökcisimlerini değerlendirmeyi düşünmektedir.
üstüne iniş yapılacak Yer'e Yakın Gökcismi'nin seçimi için dikkate alınması ihtiyaç duyulan iki temel özellik vardır. Bunlardan biride ilki göktaşının oluşumunun ilkel olup olmadığını bilmektir. Bu vaziyet asteroidlerden yansıyan Güneş ışığı yardımıyla yüzey özelliklerinin ölçülmesiyle belirlenir ve tayfölçer yardımıyla mineraller daha doğru, daha güvenilir şekilde bulunabilir. Çünkü ilkel maddelerden oluşan asteroidler çoğu zaman karanlık olarak gözlenmektedir. İkinci özellik ise görece kolay bulunabilecek ve uzay aracının daha az enerji harcayarak ulaşabileceği bir Yer'e yakın Gökcismi bulmaktır.
Söz konusu ihtimaller içinde Yer'e Yakın Gökcisimleri'ni inceleyen Harvard Smithsonian Astrofizik Merkezi (Harvard Smithsonian Center for Astrophysic) araştırmacıları 700 tanesinin oluşumunu ve boyutunu ölçmek için rahat bir yerkonuşlu teleskop ile Spitzer Uzay Teleskobu'ndaki kızılötesi kameranın kullanıldığı bir çabalama gerçekleştirmiş oldu. Araştırmacılar, buldukları asteroidlerin ısısal benzetimlerini ortaya çıkararak Yer'e Yakın Gökcisimlerinin olması ihtiyaç duyulan boyutlarını saptamışlardır. Sonuçta bu gökcisimleri arasından 65 tane uygun aday bulunmuştur. Bulunan gökcisimlerinin en büyük özelliği kolay ulaşılmalarıdır.
Bulunan bu 65 asteroid arasından yedi tanesi karanlık görünümleri ile muhtemelen ilkel asteroidlerdir. Ötekileri ise bol miktarda silikat içeren demir ve magnezyum bulunduran gökcisimleridir.
Kaynak:
Yörüngelerinin, Yer yörüngesinin yakınlarına taşımış olduğu asteroidlere ve kuyrukluyıldızlara Yer'e Yakın Gökcisimleri(Near Earth Objects - NEOs) denir. Bir takım asteroidler Güneş Sistemi'nin oluşumuna dayanacak kadar yaşlıdır ve ilkel maddelerce varlıklı olduğu düşünülür.
Bu tür durumlar genç Güneş Sistemi'ni inceleyen biliminsanları açısından olmazsa olmaz gökcisimleridir. Başka Yer'e Yakın Gökcisimlerinin ise ilkel madde bakımından varlıklı olmamasına karşın açığa çıkmamış ekonomik değere haiz mineraller ihtiva ettiği düşünülmektedir. NASA insanlı bir uçuş ile bu gökcisimlerine gitmeyi ve ihtimaller içinde ticari kıymeti olan bu gökcisimlerini değerlendirmeyi düşünmektedir.
üstüne iniş yapılacak Yer'e Yakın Gökcismi'nin seçimi için dikkate alınması ihtiyaç duyulan iki temel özellik vardır. Bunlardan biride ilki göktaşının oluşumunun ilkel olup olmadığını bilmektir. Bu vaziyet asteroidlerden yansıyan Güneş ışığı yardımıyla yüzey özelliklerinin ölçülmesiyle belirlenir ve tayfölçer yardımıyla mineraller daha doğru, daha güvenilir şekilde bulunabilir. Çünkü ilkel maddelerden oluşan asteroidler çoğu zaman karanlık olarak gözlenmektedir. İkinci özellik ise görece kolay bulunabilecek ve uzay aracının daha az enerji harcayarak ulaşabileceği bir Yer'e yakın Gökcismi bulmaktır.
Söz konusu ihtimaller içinde Yer'e Yakın Gökcisimleri'ni inceleyen Harvard Smithsonian Astrofizik Merkezi (Harvard Smithsonian Center for Astrophysic) araştırmacıları 700 tanesinin oluşumunu ve boyutunu ölçmek için rahat bir yerkonuşlu teleskop ile Spitzer Uzay Teleskobu'ndaki kızılötesi kameranın kullanıldığı bir çabalama gerçekleştirmiş oldu. Araştırmacılar, buldukları asteroidlerin ısısal benzetimlerini ortaya çıkararak Yer'e Yakın Gökcisimlerinin olması ihtiyaç duyulan boyutlarını saptamışlardır. Sonuçta bu gökcisimleri arasından 65 tane uygun aday bulunmuştur. Bulunan gökcisimlerinin en büyük özelliği kolay ulaşılmalarıdır.
Bulunan bu 65 asteroid arasından yedi tanesi karanlık görünümleri ile muhtemelen ilkel asteroidlerdir. Ötekileri ise bol miktarda silikat içeren demir ve magnezyum bulunduran gökcisimleridir.
Kaynak:
Yaşamın Bileşenleri İçin Daha Çok Asteroid

Sağ ve sol yönlü aminoasitlerin benzetimi
NASA'nın yeni araştırmasına bakılırsa, asteroidlerin varlığı, Yer'de yaşam için lüzumlu olan aminoasitlerin oluşmasına katkıda bulunmakta. Aminoasitler, protein oluşturmak için kullanılır, saç ve tırnak benzer biçimde yapıların oluşumunu hızlandırır ya da kimyasal tepkimelerini düzenler. Aminoasitler, ikili şekilde gelişirler, tıpkı ellerimiz benzer biçimde. Yer'deki yaşam için sol elimizle betimlediğimiz aminoasitler kullanılmaktadır.
Yaşama dayalı sağ el ile betimlenen aminoasitler daha iyi çalışmalıdır çünkü bilim adamları,Yer'deki yaşamda niçin solak aminoasitlerin tercihen bulunduğunu ortaya yapmaya çalışır.2009 yılının Mart ayında, NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden araştırmacılar,karbon zengini astreoidlerden gelen göktaşı örneklerinde çok fazla solak aminoasit izovalinlerin (ender bir aminoasit türü) keşfini rapor ettiler.
Öneriye bakılırsa, solak aminoasitlerin oluşmasındaki astreoid tercihleri, kim bilir uzayda yaşamın başlamasına niçin olmuştur. Bu zenginleştirilmiş moleküler yapılar,göktaşlarının tesirleri yardımıyla Yer'e ulaşmış olabilirler. Solak tarafa olan eğilim ise gelişen ve devam eden bir yaşamın var oluşundan dolayıdır.
Yeni araştırmada ekip, karbon zengini göktaşlarında epey geniş çeşitlilikte çok fazla solak izovalin(L-izovalin) bulunduğunu rapor etti. Başka bir ipucu ise, her göktaşında bulunan toplam izolvalin miktarıdır. Güneş öncesi bulutsuda,L-izovalin ve solak aminoasitler benzer biçimde pek çok bileşen oluşmuş olabilir.
Işınım bu oluşumun sebeplerinden birisi olabilir. Uzay, büyük kütleli yıldızlar, nötron yıldızları ve karadelikler benzer biçimde gökcisimleriyle dolu ve bu gökcisimleri türlü ışınımlar yaparlar. Güneş hemen hemen genç iken Güneş Sistemimiz'de karşılaşılan ışınımlar, solak aminoasitlerin oluşabilmesini ihtimaller içinde kılmış ya da sağ yönlü aminoasitlerin yok olmasına niçin olmuş olabilir.
Başka bir niçin ise; başka genç gezegenli sistemlerde, tercihen sağ yönlü aminoasitlerin değişik ışınımlarla karşılaşmasıdır.Eğer bu sistemlerden birinde yaşam oluşmuş ise, kim bilir sağ yönlü aminoasitler, buradaki solak aminoasitler için yapılanmış olabilirler.
Kaynak:
Sağ ve sol yönlü aminoasitlerin benzetimi
NASA'nın yeni araştırmasına bakılırsa, asteroidlerin varlığı, Yer'de yaşam için lüzumlu olan aminoasitlerin oluşmasına katkıda bulunmakta. Aminoasitler, protein oluşturmak için kullanılır, saç ve tırnak benzer biçimde yapıların oluşumunu hızlandırır ya da kimyasal tepkimelerini düzenler. Aminoasitler, ikili şekilde gelişirler, tıpkı ellerimiz benzer biçimde. Yer'deki yaşam için sol elimizle betimlediğimiz aminoasitler kullanılmaktadır.
Yaşama dayalı sağ el ile betimlenen aminoasitler daha iyi çalışmalıdır çünkü bilim adamları,Yer'deki yaşamda niçin solak aminoasitlerin tercihen bulunduğunu ortaya yapmaya çalışır.2009 yılının Mart ayında, NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden araştırmacılar,karbon zengini astreoidlerden gelen göktaşı örneklerinde çok fazla solak aminoasit izovalinlerin (ender bir aminoasit türü) keşfini rapor ettiler.
Öneriye bakılırsa, solak aminoasitlerin oluşmasındaki astreoid tercihleri, kim bilir uzayda yaşamın başlamasına niçin olmuştur. Bu zenginleştirilmiş moleküler yapılar,göktaşlarının tesirleri yardımıyla Yer'e ulaşmış olabilirler. Solak tarafa olan eğilim ise gelişen ve devam eden bir yaşamın var oluşundan dolayıdır.
Yeni araştırmada ekip, karbon zengini göktaşlarında epey geniş çeşitlilikte çok fazla solak izovalin(L-izovalin) bulunduğunu rapor etti. Başka bir ipucu ise, her göktaşında bulunan toplam izolvalin miktarıdır. Güneş öncesi bulutsuda,L-izovalin ve solak aminoasitler benzer biçimde pek çok bileşen oluşmuş olabilir.
Işınım bu oluşumun sebeplerinden birisi olabilir. Uzay, büyük kütleli yıldızlar, nötron yıldızları ve karadelikler benzer biçimde gökcisimleriyle dolu ve bu gökcisimleri türlü ışınımlar yaparlar. Güneş hemen hemen genç iken Güneş Sistemimiz'de karşılaşılan ışınımlar, solak aminoasitlerin oluşabilmesini ihtimaller içinde kılmış ya da sağ yönlü aminoasitlerin yok olmasına niçin olmuş olabilir.
Başka bir niçin ise; başka genç gezegenli sistemlerde, tercihen sağ yönlü aminoasitlerin değişik ışınımlarla karşılaşmasıdır.Eğer bu sistemlerden birinde yaşam oluşmuş ise, kim bilir sağ yönlü aminoasitler, buradaki solak aminoasitler için yapılanmış olabilirler.
Kaynak:
Yer Yakını Asteroid Keşfinde Yeni Bir Dünya Rekoru
Havai adasında bulunan Panoramik Araştırma Teleskobu Süratli Cevap Sistemi (Panoramic Survey Telescope Rapid Response System - Pan-STARRS) öncü araştırma teleskobu PS1, 29 Ocak gecesi 19 tane Yer yakını asteroid keşfederek bir gecede tek teleskop ile en fazla asteroid keşfi dünya rekorunu kırdı. Pan-STARRS ile çalışan gökbilimciler teleskobun ertesi günkü verilerini incelediğinde bu sayının 30'a ulaştığını duyurdu.
Asteroidlerin keşfedilmesi oldukça dikkat ve uzun soluklu (12-72 saat) gözlem gerektiren bir iştir. Bu uzun gözlemler sonucu ama bir asteroidin yörüngesi saptanabilir.
Pek çok asteroidin yörüngeleri, bu gözlem zorluğundan dolayı tam olarak bilinmemektedir.Asteroidler yıldızlara bakılırsa hareketli oldukları için alınan görüntülerde ortaya çıkarılabilir.Bir gökbilimci bir asteroidi keşfettiği vakit İngiltere'de bulunan Ufak Gezegen Merkezi (Minor Planet Center)'ne gönderir. Burada bulunan veri arşivinde asteroidin daha öncesinden keşfedilip keşfedilmediği yine araştırılır ve eğer yeni bir asteroid ise tüm dünyaya duyurularak pek çok gökbilimcinin gözlemesi için davet yapılır. Bu şekilde asteroidin özellikleri ve yörüngesi daha hızlı keşfedilir.
Keşfedilen 19 yeni asteroidten yedisi Japonya, İngiltere, İtalya ve ABD'da bulunan teleskoplarca gözlendi ve bulgu yine onaylanmış oldu. Hatta bu asteroidlerden ikisinin Yer'e oldukça yakın geçiş yapabilecek bir yörüngeye haiz olduğu tesbit edildi. Fakat şu an için bir çekince yok. Fakat eğer asteroidin yörüngesinde bir değişme ya da yeni bir bulgu eğer olmazsa önümüzdeki yüzyılda bir çarpışma gerçekleşebilir.
Yer yakını asteroidlerin gözlenmesindeki en büyük niçin, ileride meydana gelebilecek bir çarpışma ya da etkileşimden erken haberdar olmak ve bu sebeple önlemler almaktır.
Kaynak:
Havai adasında bulunan Panoramik Araştırma Teleskobu Süratli Cevap Sistemi (Panoramic Survey Telescope Rapid Response System - Pan-STARRS) öncü araştırma teleskobu PS1, 29 Ocak gecesi 19 tane Yer yakını asteroid keşfederek bir gecede tek teleskop ile en fazla asteroid keşfi dünya rekorunu kırdı. Pan-STARRS ile çalışan gökbilimciler teleskobun ertesi günkü verilerini incelediğinde bu sayının 30'a ulaştığını duyurdu.
Asteroidlerin keşfedilmesi oldukça dikkat ve uzun soluklu (12-72 saat) gözlem gerektiren bir iştir. Bu uzun gözlemler sonucu ama bir asteroidin yörüngesi saptanabilir.
Pek çok asteroidin yörüngeleri, bu gözlem zorluğundan dolayı tam olarak bilinmemektedir.Asteroidler yıldızlara bakılırsa hareketli oldukları için alınan görüntülerde ortaya çıkarılabilir.Bir gökbilimci bir asteroidi keşfettiği vakit İngiltere'de bulunan Ufak Gezegen Merkezi (Minor Planet Center)'ne gönderir. Burada bulunan veri arşivinde asteroidin daha öncesinden keşfedilip keşfedilmediği yine araştırılır ve eğer yeni bir asteroid ise tüm dünyaya duyurularak pek çok gökbilimcinin gözlemesi için davet yapılır. Bu şekilde asteroidin özellikleri ve yörüngesi daha hızlı keşfedilir.
Keşfedilen 19 yeni asteroidten yedisi Japonya, İngiltere, İtalya ve ABD'da bulunan teleskoplarca gözlendi ve bulgu yine onaylanmış oldu. Hatta bu asteroidlerden ikisinin Yer'e oldukça yakın geçiş yapabilecek bir yörüngeye haiz olduğu tesbit edildi. Fakat şu an için bir çekince yok. Fakat eğer asteroidin yörüngesinde bir değişme ya da yeni bir bulgu eğer olmazsa önümüzdeki yüzyılda bir çarpışma gerçekleşebilir.
Yer yakını asteroidlerin gözlenmesindeki en büyük niçin, ileride meydana gelebilecek bir çarpışma ya da etkileşimden erken haberdar olmak ve bu sebeple önlemler almaktır.
Kaynak:
Güneş, çevresinde dönen, gezegene benzer ufak cisimlere verilen isim. Bu tür durumlar planetoidler ya da mini planetler olarak da adlandırılırlar. Halihazırda 1600 den fazla asteroitin yörüngeleri tesbit edilmiş ve binlercesi de gözlenmiştir. Mars ve Jüpiter içinde yer edinen asteroit, hariç, bu ufak planetler güneş çevresinde bir elips şeklinde dönmektedirler. Nerede ise Mars yörüngesinde her ne büyüklükte olursa olsun keşfedilmeyen asteroit yok gibidir. Diğer yandan Jüpiterin üstündeki bölümde, gözlem yöntemiyle bilinenlerinden daha değişik ender büyüklükte asteroitler de vardır Bode kanunu, Mars ile Jüpiter yörüngeleri içinde başka bir gezegenin varlığına işaret etmiş ve uranüsün keşfi de bu hipotezi kuvvetlendirmiştir. 1 ocak 1801 de italyan Giuseppe Piazzi tarafınca beklenmeyen bir cisim gözlendi. Yedinci yıldız sınıfına girebilecek bir cisim, her gece başka yıldızlara bakılırsa yerini değiştiriyordu
Bu cismi altı hafta sürekli izleyen Piazzi bunun acayib bir kuyruklu yıldız bulunduğunu zannetmişti. Ayrıca hasta olan Piazzi, iyileştiğinde cismi gözetlenebilecek bir durumda bulmadı. Bu haber Almanyaya ulaştı. Bunun noksan olan gezegen olduğuna inanıldı. Piazzi de buna Ceres adını verdi.
Fakat Ceresin yine keşfi genç bir Alman matematikçisi Karl F. Gauss tarafınca oldu. Göttingen üniversitesinde bulunan Gauss, bir yörüngeyi bir tek üç gözetlemede hesab edecek bir yöntem
geliştirmişti. Bundan sonrasında başka gezegenin keşfi beklenmekteydi. Bu sebepten Heinrich W.M. Olbersin 28 mart 1802 de Ceresi ararken başka bir cisme rastlaması büyük şaşkınlığa yol açtı. Olbers bu durumu Pallas olarak isimlendirdi.
Bu vakadan sonrasında astronomlar yeni asteroitler, ardında koştular. 1 eylül 1804 de Karl L. Harding Juno adını verdiği yeni bir cisim buldu. Bu keşiften sonrasında yeni üç asteroidin yörüngelerini inceleyen Ulbers, bunların yörüngelerinin birbirlerini Virgo yıldız burcunda kestiğini müşahede etti. Bundan hareket ederek, bunların parçalanmış bir gezegenin kalıntıları olabileceği hipotezini ileri sürdü ve başka parçalar için araştırmaya geçti. 29 Mart 1807 de dördüncü bir tane daha keşfederek Vesta adını koydu.
Pek sıkı bir çabalama, daha sonraki yıllarda beklenilen sonucu vermedi. Sebebi ise kafi derecede sönük cisimlere bakılmamasıydı. 1845 te 10. mertebede beşinci bir asteroit, Astrea Karl Hencke tarafınca Berlinde ortaya çıkarıldı. 1847 de üç tane daha bulunurken, bundan sonraki her yıl yenileri bulundu.
Müşahade metodları On dokuzuncu asrın ortasına kadar göğün sönük yıldızlarını gösteren fotoğrafik bir atlası yoktu. Fakat bir takım ayrık noktalar için 7. ya da 8. mertebeden daha az sönük cisimleri gösterenler vardı. Bu sebepten asteroit keşfi ardında koşanlar göğün bir bölgesinin resmini yapmak ve bir süre sonra değişimleri tesbit etmek için yine resmini çıkarmak ve bu iki resmi karşılaştırmak zorundaydılar.
1891 de gök fotoğrafçılığı oldukça ilerlemiş ve müşahede metodunu değiştirecek duruma gelmişti. Kameralı bir teleskop göğün seçilen kısmına çevrilerek bir tahrikli saat harekete geçirilirdi. fotoğraf süresi iki ile üç saat kadar devam edebilirdi
Ayrıca gözetleyen kimse bir kılavuz yıldızı teleskobun geniş çizgilerinin kesiştiği yerde muhafaza ederdi. Bu gerçekte her türlü gök fotoğrafı için büyüklüğü ve odak uzaklığı ne olursa olsun lüzumlu olmaktadır. Değişik kırılmalar, titreşimler ve benzerleri, görüntülerin düzensiz olması sonucunu doğurur.
Böylelikle çekilen fotoğraflarda yıldızlar yuvarlak nokta şeklinde görülürler. Bu noktaların büyüklüğü yıldızın ebatlarına ve parlaklığına bakılırsa değişiyor. Bu bölgedeki herhangi bir asteroit esnasında yıldızlar içinde hafifçe hareket eder. fotoğrafta ise bu kısa noktalar içinde bir iz şeklinde görülür. Konumu yıldızlara bakılırsa kolayca belirlenebilir. Bir ya da iki hafta aralıkla yapılacak üç gözetleme genel olarak, ön yörünge hesabı için yeterlidir.
Bu metodun bir mahzuru asteroitlerin nokta olarak değildir de, çizgi olarak görülmesidir. Bu sebepten ışığı sönük bir asteroidin belirlenmesi oldukça zor olur. Bu husus metodda farklılık yapılarak mühim oranda önlenebilir. Asteroidin olası hızı hesaplanarak tahrik Saati o kadar azaltılır. Bu şekilde asteroit nokta olarak görülürken yıldızlar çizgiler çizerler. Bu metodlarla daha sönük asteroidler de tesbit edilebilir.
Bir asteroidin yörüngesi üç Gözlem ile tesbit edilebilirse de daha kati hesaplar için pekçok haftalara yayılmış en azından beş ya da altı gözleme gereksinim duyulur. Asteroitler ilkin keşfedildikleri yıla bakılırsa isim alır ve bu durumu iki büyük harf de ta kip eder. Örneğin 1932 HA benzer biçimde. Yörüngenin kati olarak ortaya çıkmasından sonrasında kendisine sürekli bir numara verilir. Asteroitler ilk keşfedildiklerinde, eski Yunan adları verilmesi tane olmuştu. Fakat asteroitler bulundukça kafi isim bulunamadığı için kent,
memleket ve hatta insan adları de verilmiştir. Günümüzde keşfedilen asteroitlerin pek çoğuna geriye kalan söz konusu bir isim verilmektedir.
Fiziki özellikleri Halen en büyük asteroitlerden ama tanesinin çapları ölçülebilmiştir. 1894-1895 yılları içinde Edward E. Barnard 36. Lick Refraktörünü kullanarak bir takım asteroitlerin, çapları hakkında hemen aşağıdaki değerleri elde etmiştir
Ceres, 781 km, Pallas 499 km, Vesta 391 km ve Juno190 km başka gözlemcilerin elde etmiş olduğu değerler bunlardan biride belli bir miktar değişik olabilir.
Asteroitlerin, ekserisinin çaplarını hesaplamada tek yol, dünya ve güneşten belirgin uzaklıktayken parlaklıklarını gözleyip, incelemektir. Birim alandaki yansıma güçleri albedoları= beyazlık derecesine bakılırsa gökbilimci belirgin uzaklıkta o derecede bir parlaklıkta gözükebilmesi için asteroidin büyüklüğünün ne olması icap ettiğini hesab eder
Bu yolla çapı 1 kmden az olan asteroitlerin çapı dahi hesaplanabilir. Daha küçük ölçekli asteroitlerin çaplarını hesaplamaya dair bir usul konmamıştır. Zira çok küçük asteroitlerin sayısı oldukça çoktur.
kütle Bu şekilde cisimlerin kütlelerinin ölçülmesinde tek yol onun çekim kuvvetinin başka bir cisme tesirinin gözlenmesiyle meydana getirilen hesaplamadır. Fakat bu şekilde bir tesir herhangi bir asteroit için gözlenmemiştir. Bununla birlikte eğer Ceres en büyük asteroitin, ay ile aynı yoğunluğa sahib olduğu kabul edilirse, hacminin dünyanın 1/7,200i olması gerekmektedir. Malum ve bilinmeyen tüm asteroitlerin kütleleri toplamının Dünya hacminin 1/500 nden daha az olması gerektiği hesap edilmiştir.
Biçim Asteroitlerin ekserisinin, küreden daha düzensiz şekillerde olduğu kabul edilir. Çok sayıda asteroitte fotometrelerle meydana getirilen araştırmalarda, gözlenen asteroitlerin parlaklıklarındaki periyodik değişmeler bizlere bu kanaatı vermektedir. Diğer yandan periyodik değişmeler göstermeyen asteroitler de vardır. Bu değişmeler asteroidin düzensiz şekilde hareketleri gözönüne alınarak açıklanabilir.
Bir takım durumlarda bu değişmeler, değişik bir yansıtma gücüne haiz asteroidin değişik durumlarından ortaya çıkabilir. Denilebilir ki, bir dağ tepesi alınarak uzaya fırlatılırsa istenilen büyüklükte ve şekilde bir asteroit elde edilirdi.
Yüzey şekilleri Asteroitlerin yüzeylerindeki yerçekimi herhangi bir gezegendeki yer çekiminden daha azdır. Zira asteroitlerin kütleleri çok küçüktür. Bütün ülkelerce 45 kilogram bir cisim Ceres asteroidinde 1,8 kilogram gelir.
Yörüngeler Her asteroidin yörüngesi, odaklarından birinde Güneş bulunan bir elipstir. Malum tüm asteroidler gezegenlerde olduğu benzer biçimde Güneş çevresinde saat yelkovanının ters yönünde hareket ederler. Mamafih bir takım asteroitlerin yörüngeleri bayağı fazla farklılıklar göstermektedir.
Asteroitlerin bulunmuş olduğu dönem yöre Asteroitlerin ekserisi, marsın yörüngesi ile Jüpiterin yörüngesi içinde kalan bölümde mevcuttur. Yalnız bu alan asteroit yörüngeleri ile munta vakit doldurulmuş değildir. Jüpiterin Güneş çevresinde devir süresi 11,86 senedir. Bu sürenin 1/3i, 2/5i ve 1/2i müddetince Güneş çevresinde dönen bir asteroidin yokluğu ilgi çekicidir
Bu durumun bir rezonans tesiri ses yansıması olduğuna inanç kuvvetlidir. Eğer boş kuşaklara bir asteroit girecek olsa, her devri esnasında Jüpiterin etkisine maruz kalmış olarak yörüngesinde düzensizlikler meydana gelecek ve neticede yörüngesi Jüpiterin yörüngesine yaklaşacak ya da uzaklaşacaktır. Şu demek oluyor ki bu kuşaktan çıkacak
ve bu kuşaklar mıntıkalar sonunda gene boş kalacaktır. Güneşten Jüpiterin devir süresinin 1/4, 1/5, 3/5, 3/7si kadar uzaklıktaki kuşakların da yukardaki kuşaklara nazaran daha az süre de olsa boş kısaca asteroitsiz kalmakta olduğu tesbit edilmiştir. Buna benzer boşlukların niçin 2/3, 3/4 benzer biçimde daha büyük kesirlerde bulunmadığı kati olarak anlaşılmamıştır
Bu kesirler yakın değerlere haiz asteroit yörüngelerinin çoğunluğu matematik olarak beklenenin üzerindedir. Her halükarda, tüm asteroit yörüngelerinin Jüpiterin yörüngesine diğerlerine nazaran vaki olan bu yakınlığının sebebi en büyük kütleli gezegen olmasıdır.
Eksantrik yörüngeler Mars ve Jüpiterin arasındaki kuşakta bulunan asteroitlerin yörüngeleri, gezegenlerine benzer. Şu demek oluyor ki, Güneş çevresinde takib etmiş olduğu yol tam bir elips şeklinde olmayıp üç aşağı beş yukarı dairevidir. Fakat bir takım asteroitlerin yörüngeleri eksantriktir dış merkezlidir
Söz konusu asteroitler Güneş çevresinde yassı bir elips şeklinde yol takib eder. Bu esnada da Marsın yörüngesi içine ya da Jüpiterin ötesine kadar gidebilirler. Yörünge eksantrikliği 0-1 arasındaki rakamlarla gösterilir. 0 eksantrikliğe haiz bir yörünge tam daire şeklindedir. Eksantriklik 1e yaklaştıkça artar.
Yörünge değişiminin başka bir çeşidi ise ekliptike Dünyanın Güneş etrafındaki yörünge düzlemi olan eğilmesi meylidir. Bir sürü asteroit Dünya ile aynı yörünge düzleminde hareket eder ve bundan dolayı eğilme derecesi 0dır. Fakat bazılarının yörüngeleri meyillidir
Asteroitlerin % 7 kadarının eksantriklikleri 0, 25ten büyük ve % 6 kadarının da eğilme derecesi 20 dereceyi aşar. Genellikle eksantrik bir yörüngeye haiz asteroidin eğilme derecesi de yüksek derecededir. Örneğin, Hidalgo 0,65lik bir eksantrikliğe ve 43lük eğime haizdir. Hidalgo, yörüngesinin Güneşten en uzak olduğu
noktada satürnün yörüngesine yaklaşır. Hemen hemen 1,5 km çapa haiz bir asteroit olan Icarusun 0,79 luk bir eksantrikliği ve 21 derecelik bir eğimi vardır. Yörüngesinin güneşe en yakın noktasında Icarus ve Hidalgo ve daha asteroidin yörüngesi kuyruklu yıldızların izlediği yörüngelere benzer. Aslen kuyruklu yıldızlarla, bu şekilde asteroitler içinde bir ilişki kurulabilir. Kim bilir Hidalgo bir kuyruklu yıldızın çekirdeği idi ve kuyruğu kendisinden koptu.
Dünyanın tanıdığından geçen asteroitler Icarus ve ondan daha büyük olan Erar, Dünyadan milyon km uzaklıktan geçmiştir. Dünyaya daha da fazla yanaşan bağzı küçük asteroitler olmuştur. Hermesin 1937 senesinde Dünyanın 800.000 km ötesinden geçmiş olduğu tesbit edilmiştir. Söz konusu asteroitler çok
süratli geçerler. Çok kuvvetli teloskoplarla dahi çok kısa bir an görülebilir ve kaybolurlar. Aynı zamanda Dünyanın çekim kuvvetinden de etkilenirler. Bu asteroitlerden bazıları şimdi görülememektedir ve yine görülmeleri ihtimali vardır. Bir takım küçük asteroitler, Dünya ile çarpışabilecek bir yakınlığa kadar gelmişlerdir. zaman içinde bir ihtimal bu şekilde bir çarpışma vuku bulabilir.
Truva asteroitleri Birden fazla tane asteroit Güneşten Jüpiterle aynı mesafede hareket ederler. Bu duruma uzay gök mekaniğinde klasik bir sorun olan üç cisim problemine bir tür cevap teşkil eder. Sözkonusu sorun Her üçünün birbirine olan hareketlerinin etkilerinin belirlenmesi ile ilgilidir. Bu sorun iki rahat durumda çözülmüştür. Bunlardan biride birincisi cisimlerin eşkenar üçgenin düşey şeklinde yer almış olduğu zamanki durumdur. Öbürü ise , cisimler durağan bir sistem meydana getirdikleri zamanki durumdur.
1904 senesinde Alman gökbilimci Max Wolf, pozisyonu bu tarife uyan achilles Asteroidini keşfetti. Bu asteroit Güneşten Jüpiterle aynı uzaklıkta ve Jüpiterin 60° önünde bulunmak suretiyle güneş, Jüpiter ve Achilles bir eşkenar üçgen teşkil etmektedir. Wolfun bu keşfinden bu zamana kadar geçen zamanda Achillesin civarlarında bazı asteroit daha bulunmuştur
Jüpiterin 60° arkasında da başka bir grup asteroit bulunmuştur. Bu tür durumlar da Güneş ve Jüpiterle başka bir eşkenar üçgen meydana getirirler. Bu asteroitlere Truva asteroitleri adı verilmiştir. Hiçbiri 12 kadirden daha parlak değildir. Fakat bu asteroitlerin büyüklerinin bu kadar uzak mesafeden bu aşama parlak görünmeleri, onların129 km çap civarında olmalarını gerektirmektedir
Bilhassa Satürn'ün etkisinden dolayı Truva asteroitleri Jüpiterden durağan uzaklıkta kalamazlar, bir miktar ileri geri hareket ederler. Yörüngeleri yüksek eğilme derecelerine, fakat az eksantrikliğe sahiptirler. Olurya mevcut Truva asteroitlerinden bazıları bu pozisyonlarından kopabilir, fakat onların pozisyonuna çok yakın olarak dolaşan başka asteroitler bu gruba dahil olabilirler.
Asteroidlerin meydana gelişi Japon Gökbilimci Kiyotsugo Rigakushi Hirayama, asteroit yörüngelerini uzun uzun inceledikten sonrasında, yörüngeleri ortaklaşa bir merkez olarak kabul edilen malum bir takım gruplar buldu. Bu gruplara çoğu zaman ailelergibi adlar verildi
Hirayama beş aile tanım etmiş ve noksan numaralılara ve iyi tanınanlara yeni adlar de ilave etmiştir. Hirayama her bir grubun daha büyük hususi bir kütlenin parçalanması sonucu meydana geldiğini öne sürdü. Bu şekilde bu mevzuda Olbersin bunların rahat tek bir planetin parçalanması sonucu meydana geldiğini ileri devam eden hipotezini çürütmüştür. Bu şekilde
bir parçalanma hadisesi olduğunda herhangi bir parçanın yörünge şekli ile ilgili bir me sele olmadığı isbat edilebilir. Bu şekilde bir durumda her parça Güneş etrafındaki mütea Kip dönme hemen parçalanma noktaları arasından geçmek mecburiyetinde olacaktı
Bu parçaların yörüngesi başka gök cisimlerinin etkisiyle değişmedikçe bu hadise bu şekilde devam edecektir. Şimdiye kadar bulunan bu şekilde bir ortak nokta yoktur. Bundan sonrası eğer ilk asteroitlerin hepsinin ortaklaşa noktadan geçtikleri benzer biçimde, çağlar süresince asteroit yörüngeleri hesaplanarak bozulmanın ne kadar bulunduğunu göstermek günümüzde matematikçi astronomi aliminin vazifesidir.
Asteroitlerin iyi mi meydana geldikleri hakkında bilgiler hemen hemen kesinleşmemiştir. Güneş sisteminin meydana gelişi hakkında bilgiler, asteroitlerin meydana gelmesi hakkında bilgiden daha fazladır. Asteroitlerin meydana gelişi hakkında malum şeyler zaman içinde kesinleşebilecektir. Halihazırda asteroitlerin meydana gelişinde kabul edilen kuram Gerart P. Qiper teorisidir. Her gök cismi benzer biçimde asteroitlerin de sonradan var oldukları, bir başlangıçlarının bulunmuş olduğu bilimsel bir gerçektir.
Netice Asteroitler mevzusu Dünyanın her yerinde artan bir ilgi görmektedir. Zira astronomlar için mesafe tariflerinde referans noktası olarak çok faydalıdırlar. Güneş paralaksının Güneş merkezinde Dünyanın yarıçapı ile birleşen açı, ihtilaf-ı manzar doğru olarak hesaplanmasında buna ilaveten Dünyanın Güneşten gerçek uzaklığının hesaplanmasına destek olmaktadır. Bu sebeple ABD ve avrupada asteroitler hakkında geniş araştırmalar yapılmaktadır
Bu cismi altı hafta sürekli izleyen Piazzi bunun acayib bir kuyruklu yıldız bulunduğunu zannetmişti. Ayrıca hasta olan Piazzi, iyileştiğinde cismi gözetlenebilecek bir durumda bulmadı. Bu haber Almanyaya ulaştı. Bunun noksan olan gezegen olduğuna inanıldı. Piazzi de buna Ceres adını verdi.
Fakat Ceresin yine keşfi genç bir Alman matematikçisi Karl F. Gauss tarafınca oldu. Göttingen üniversitesinde bulunan Gauss, bir yörüngeyi bir tek üç gözetlemede hesab edecek bir yöntem
geliştirmişti. Bundan sonrasında başka gezegenin keşfi beklenmekteydi. Bu sebepten Heinrich W.M. Olbersin 28 mart 1802 de Ceresi ararken başka bir cisme rastlaması büyük şaşkınlığa yol açtı. Olbers bu durumu Pallas olarak isimlendirdi.
Bu vakadan sonrasında astronomlar yeni asteroitler, ardında koştular. 1 eylül 1804 de Karl L. Harding Juno adını verdiği yeni bir cisim buldu. Bu keşiften sonrasında yeni üç asteroidin yörüngelerini inceleyen Ulbers, bunların yörüngelerinin birbirlerini Virgo yıldız burcunda kestiğini müşahede etti. Bundan hareket ederek, bunların parçalanmış bir gezegenin kalıntıları olabileceği hipotezini ileri sürdü ve başka parçalar için araştırmaya geçti. 29 Mart 1807 de dördüncü bir tane daha keşfederek Vesta adını koydu.
Pek sıkı bir çabalama, daha sonraki yıllarda beklenilen sonucu vermedi. Sebebi ise kafi derecede sönük cisimlere bakılmamasıydı. 1845 te 10. mertebede beşinci bir asteroit, Astrea Karl Hencke tarafınca Berlinde ortaya çıkarıldı. 1847 de üç tane daha bulunurken, bundan sonraki her yıl yenileri bulundu.
Müşahade metodları On dokuzuncu asrın ortasına kadar göğün sönük yıldızlarını gösteren fotoğrafik bir atlası yoktu. Fakat bir takım ayrık noktalar için 7. ya da 8. mertebeden daha az sönük cisimleri gösterenler vardı. Bu sebepten asteroit keşfi ardında koşanlar göğün bir bölgesinin resmini yapmak ve bir süre sonra değişimleri tesbit etmek için yine resmini çıkarmak ve bu iki resmi karşılaştırmak zorundaydılar.
1891 de gök fotoğrafçılığı oldukça ilerlemiş ve müşahede metodunu değiştirecek duruma gelmişti. Kameralı bir teleskop göğün seçilen kısmına çevrilerek bir tahrikli saat harekete geçirilirdi. fotoğraf süresi iki ile üç saat kadar devam edebilirdi
Ayrıca gözetleyen kimse bir kılavuz yıldızı teleskobun geniş çizgilerinin kesiştiği yerde muhafaza ederdi. Bu gerçekte her türlü gök fotoğrafı için büyüklüğü ve odak uzaklığı ne olursa olsun lüzumlu olmaktadır. Değişik kırılmalar, titreşimler ve benzerleri, görüntülerin düzensiz olması sonucunu doğurur.
Böylelikle çekilen fotoğraflarda yıldızlar yuvarlak nokta şeklinde görülürler. Bu noktaların büyüklüğü yıldızın ebatlarına ve parlaklığına bakılırsa değişiyor. Bu bölgedeki herhangi bir asteroit esnasında yıldızlar içinde hafifçe hareket eder. fotoğrafta ise bu kısa noktalar içinde bir iz şeklinde görülür. Konumu yıldızlara bakılırsa kolayca belirlenebilir. Bir ya da iki hafta aralıkla yapılacak üç gözetleme genel olarak, ön yörünge hesabı için yeterlidir.
Bu metodun bir mahzuru asteroitlerin nokta olarak değildir de, çizgi olarak görülmesidir. Bu sebepten ışığı sönük bir asteroidin belirlenmesi oldukça zor olur. Bu husus metodda farklılık yapılarak mühim oranda önlenebilir. Asteroidin olası hızı hesaplanarak tahrik Saati o kadar azaltılır. Bu şekilde asteroit nokta olarak görülürken yıldızlar çizgiler çizerler. Bu metodlarla daha sönük asteroidler de tesbit edilebilir.
Bir asteroidin yörüngesi üç Gözlem ile tesbit edilebilirse de daha kati hesaplar için pekçok haftalara yayılmış en azından beş ya da altı gözleme gereksinim duyulur. Asteroitler ilkin keşfedildikleri yıla bakılırsa isim alır ve bu durumu iki büyük harf de ta kip eder. Örneğin 1932 HA benzer biçimde. Yörüngenin kati olarak ortaya çıkmasından sonrasında kendisine sürekli bir numara verilir. Asteroitler ilk keşfedildiklerinde, eski Yunan adları verilmesi tane olmuştu. Fakat asteroitler bulundukça kafi isim bulunamadığı için kent,
memleket ve hatta insan adları de verilmiştir. Günümüzde keşfedilen asteroitlerin pek çoğuna geriye kalan söz konusu bir isim verilmektedir.
Fiziki özellikleri Halen en büyük asteroitlerden ama tanesinin çapları ölçülebilmiştir. 1894-1895 yılları içinde Edward E. Barnard 36. Lick Refraktörünü kullanarak bir takım asteroitlerin, çapları hakkında hemen aşağıdaki değerleri elde etmiştir
Ceres, 781 km, Pallas 499 km, Vesta 391 km ve Juno190 km başka gözlemcilerin elde etmiş olduğu değerler bunlardan biride belli bir miktar değişik olabilir.
Asteroitlerin, ekserisinin çaplarını hesaplamada tek yol, dünya ve güneşten belirgin uzaklıktayken parlaklıklarını gözleyip, incelemektir. Birim alandaki yansıma güçleri albedoları= beyazlık derecesine bakılırsa gökbilimci belirgin uzaklıkta o derecede bir parlaklıkta gözükebilmesi için asteroidin büyüklüğünün ne olması icap ettiğini hesab eder
Bu yolla çapı 1 kmden az olan asteroitlerin çapı dahi hesaplanabilir. Daha küçük ölçekli asteroitlerin çaplarını hesaplamaya dair bir usul konmamıştır. Zira çok küçük asteroitlerin sayısı oldukça çoktur.
kütle Bu şekilde cisimlerin kütlelerinin ölçülmesinde tek yol onun çekim kuvvetinin başka bir cisme tesirinin gözlenmesiyle meydana getirilen hesaplamadır. Fakat bu şekilde bir tesir herhangi bir asteroit için gözlenmemiştir. Bununla birlikte eğer Ceres en büyük asteroitin, ay ile aynı yoğunluğa sahib olduğu kabul edilirse, hacminin dünyanın 1/7,200i olması gerekmektedir. Malum ve bilinmeyen tüm asteroitlerin kütleleri toplamının Dünya hacminin 1/500 nden daha az olması gerektiği hesap edilmiştir.
Biçim Asteroitlerin ekserisinin, küreden daha düzensiz şekillerde olduğu kabul edilir. Çok sayıda asteroitte fotometrelerle meydana getirilen araştırmalarda, gözlenen asteroitlerin parlaklıklarındaki periyodik değişmeler bizlere bu kanaatı vermektedir. Diğer yandan periyodik değişmeler göstermeyen asteroitler de vardır. Bu değişmeler asteroidin düzensiz şekilde hareketleri gözönüne alınarak açıklanabilir.
Bir takım durumlarda bu değişmeler, değişik bir yansıtma gücüne haiz asteroidin değişik durumlarından ortaya çıkabilir. Denilebilir ki, bir dağ tepesi alınarak uzaya fırlatılırsa istenilen büyüklükte ve şekilde bir asteroit elde edilirdi.
Yüzey şekilleri Asteroitlerin yüzeylerindeki yerçekimi herhangi bir gezegendeki yer çekiminden daha azdır. Zira asteroitlerin kütleleri çok küçüktür. Bütün ülkelerce 45 kilogram bir cisim Ceres asteroidinde 1,8 kilogram gelir.
Yörüngeler Her asteroidin yörüngesi, odaklarından birinde Güneş bulunan bir elipstir. Malum tüm asteroidler gezegenlerde olduğu benzer biçimde Güneş çevresinde saat yelkovanının ters yönünde hareket ederler. Mamafih bir takım asteroitlerin yörüngeleri bayağı fazla farklılıklar göstermektedir.
Asteroitlerin bulunmuş olduğu dönem yöre Asteroitlerin ekserisi, marsın yörüngesi ile Jüpiterin yörüngesi içinde kalan bölümde mevcuttur. Yalnız bu alan asteroit yörüngeleri ile munta vakit doldurulmuş değildir. Jüpiterin Güneş çevresinde devir süresi 11,86 senedir. Bu sürenin 1/3i, 2/5i ve 1/2i müddetince Güneş çevresinde dönen bir asteroidin yokluğu ilgi çekicidir
Bu durumun bir rezonans tesiri ses yansıması olduğuna inanç kuvvetlidir. Eğer boş kuşaklara bir asteroit girecek olsa, her devri esnasında Jüpiterin etkisine maruz kalmış olarak yörüngesinde düzensizlikler meydana gelecek ve neticede yörüngesi Jüpiterin yörüngesine yaklaşacak ya da uzaklaşacaktır. Şu demek oluyor ki bu kuşaktan çıkacak
ve bu kuşaklar mıntıkalar sonunda gene boş kalacaktır. Güneşten Jüpiterin devir süresinin 1/4, 1/5, 3/5, 3/7si kadar uzaklıktaki kuşakların da yukardaki kuşaklara nazaran daha az süre de olsa boş kısaca asteroitsiz kalmakta olduğu tesbit edilmiştir. Buna benzer boşlukların niçin 2/3, 3/4 benzer biçimde daha büyük kesirlerde bulunmadığı kati olarak anlaşılmamıştır
Bu kesirler yakın değerlere haiz asteroit yörüngelerinin çoğunluğu matematik olarak beklenenin üzerindedir. Her halükarda, tüm asteroit yörüngelerinin Jüpiterin yörüngesine diğerlerine nazaran vaki olan bu yakınlığının sebebi en büyük kütleli gezegen olmasıdır.
Eksantrik yörüngeler Mars ve Jüpiterin arasındaki kuşakta bulunan asteroitlerin yörüngeleri, gezegenlerine benzer. Şu demek oluyor ki, Güneş çevresinde takib etmiş olduğu yol tam bir elips şeklinde olmayıp üç aşağı beş yukarı dairevidir. Fakat bir takım asteroitlerin yörüngeleri eksantriktir dış merkezlidir
Söz konusu asteroitler Güneş çevresinde yassı bir elips şeklinde yol takib eder. Bu esnada da Marsın yörüngesi içine ya da Jüpiterin ötesine kadar gidebilirler. Yörünge eksantrikliği 0-1 arasındaki rakamlarla gösterilir. 0 eksantrikliğe haiz bir yörünge tam daire şeklindedir. Eksantriklik 1e yaklaştıkça artar.
Yörünge değişiminin başka bir çeşidi ise ekliptike Dünyanın Güneş etrafındaki yörünge düzlemi olan eğilmesi meylidir. Bir sürü asteroit Dünya ile aynı yörünge düzleminde hareket eder ve bundan dolayı eğilme derecesi 0dır. Fakat bazılarının yörüngeleri meyillidir
Asteroitlerin % 7 kadarının eksantriklikleri 0, 25ten büyük ve % 6 kadarının da eğilme derecesi 20 dereceyi aşar. Genellikle eksantrik bir yörüngeye haiz asteroidin eğilme derecesi de yüksek derecededir. Örneğin, Hidalgo 0,65lik bir eksantrikliğe ve 43lük eğime haizdir. Hidalgo, yörüngesinin Güneşten en uzak olduğu
noktada satürnün yörüngesine yaklaşır. Hemen hemen 1,5 km çapa haiz bir asteroit olan Icarusun 0,79 luk bir eksantrikliği ve 21 derecelik bir eğimi vardır. Yörüngesinin güneşe en yakın noktasında Icarus ve Hidalgo ve daha asteroidin yörüngesi kuyruklu yıldızların izlediği yörüngelere benzer. Aslen kuyruklu yıldızlarla, bu şekilde asteroitler içinde bir ilişki kurulabilir. Kim bilir Hidalgo bir kuyruklu yıldızın çekirdeği idi ve kuyruğu kendisinden koptu.
Dünyanın tanıdığından geçen asteroitler Icarus ve ondan daha büyük olan Erar, Dünyadan milyon km uzaklıktan geçmiştir. Dünyaya daha da fazla yanaşan bağzı küçük asteroitler olmuştur. Hermesin 1937 senesinde Dünyanın 800.000 km ötesinden geçmiş olduğu tesbit edilmiştir. Söz konusu asteroitler çok
süratli geçerler. Çok kuvvetli teloskoplarla dahi çok kısa bir an görülebilir ve kaybolurlar. Aynı zamanda Dünyanın çekim kuvvetinden de etkilenirler. Bu asteroitlerden bazıları şimdi görülememektedir ve yine görülmeleri ihtimali vardır. Bir takım küçük asteroitler, Dünya ile çarpışabilecek bir yakınlığa kadar gelmişlerdir. zaman içinde bir ihtimal bu şekilde bir çarpışma vuku bulabilir.
Truva asteroitleri Birden fazla tane asteroit Güneşten Jüpiterle aynı mesafede hareket ederler. Bu duruma uzay gök mekaniğinde klasik bir sorun olan üç cisim problemine bir tür cevap teşkil eder. Sözkonusu sorun Her üçünün birbirine olan hareketlerinin etkilerinin belirlenmesi ile ilgilidir. Bu sorun iki rahat durumda çözülmüştür. Bunlardan biride birincisi cisimlerin eşkenar üçgenin düşey şeklinde yer almış olduğu zamanki durumdur. Öbürü ise , cisimler durağan bir sistem meydana getirdikleri zamanki durumdur.
1904 senesinde Alman gökbilimci Max Wolf, pozisyonu bu tarife uyan achilles Asteroidini keşfetti. Bu asteroit Güneşten Jüpiterle aynı uzaklıkta ve Jüpiterin 60° önünde bulunmak suretiyle güneş, Jüpiter ve Achilles bir eşkenar üçgen teşkil etmektedir. Wolfun bu keşfinden bu zamana kadar geçen zamanda Achillesin civarlarında bazı asteroit daha bulunmuştur
Jüpiterin 60° arkasında da başka bir grup asteroit bulunmuştur. Bu tür durumlar da Güneş ve Jüpiterle başka bir eşkenar üçgen meydana getirirler. Bu asteroitlere Truva asteroitleri adı verilmiştir. Hiçbiri 12 kadirden daha parlak değildir. Fakat bu asteroitlerin büyüklerinin bu kadar uzak mesafeden bu aşama parlak görünmeleri, onların129 km çap civarında olmalarını gerektirmektedir
Bilhassa Satürn'ün etkisinden dolayı Truva asteroitleri Jüpiterden durağan uzaklıkta kalamazlar, bir miktar ileri geri hareket ederler. Yörüngeleri yüksek eğilme derecelerine, fakat az eksantrikliğe sahiptirler. Olurya mevcut Truva asteroitlerinden bazıları bu pozisyonlarından kopabilir, fakat onların pozisyonuna çok yakın olarak dolaşan başka asteroitler bu gruba dahil olabilirler.
Asteroidlerin meydana gelişi Japon Gökbilimci Kiyotsugo Rigakushi Hirayama, asteroit yörüngelerini uzun uzun inceledikten sonrasında, yörüngeleri ortaklaşa bir merkez olarak kabul edilen malum bir takım gruplar buldu. Bu gruplara çoğu zaman ailelergibi adlar verildi
Hirayama beş aile tanım etmiş ve noksan numaralılara ve iyi tanınanlara yeni adlar de ilave etmiştir. Hirayama her bir grubun daha büyük hususi bir kütlenin parçalanması sonucu meydana geldiğini öne sürdü. Bu şekilde bu mevzuda Olbersin bunların rahat tek bir planetin parçalanması sonucu meydana geldiğini ileri devam eden hipotezini çürütmüştür. Bu şekilde
bir parçalanma hadisesi olduğunda herhangi bir parçanın yörünge şekli ile ilgili bir me sele olmadığı isbat edilebilir. Bu şekilde bir durumda her parça Güneş etrafındaki mütea Kip dönme hemen parçalanma noktaları arasından geçmek mecburiyetinde olacaktı
Bu parçaların yörüngesi başka gök cisimlerinin etkisiyle değişmedikçe bu hadise bu şekilde devam edecektir. Şimdiye kadar bulunan bu şekilde bir ortak nokta yoktur. Bundan sonrası eğer ilk asteroitlerin hepsinin ortaklaşa noktadan geçtikleri benzer biçimde, çağlar süresince asteroit yörüngeleri hesaplanarak bozulmanın ne kadar bulunduğunu göstermek günümüzde matematikçi astronomi aliminin vazifesidir.
Asteroitlerin iyi mi meydana geldikleri hakkında bilgiler hemen hemen kesinleşmemiştir. Güneş sisteminin meydana gelişi hakkında bilgiler, asteroitlerin meydana gelmesi hakkında bilgiden daha fazladır. Asteroitlerin meydana gelişi hakkında malum şeyler zaman içinde kesinleşebilecektir. Halihazırda asteroitlerin meydana gelişinde kabul edilen kuram Gerart P. Qiper teorisidir. Her gök cismi benzer biçimde asteroitlerin de sonradan var oldukları, bir başlangıçlarının bulunmuş olduğu bilimsel bir gerçektir.
Netice Asteroitler mevzusu Dünyanın her yerinde artan bir ilgi görmektedir. Zira astronomlar için mesafe tariflerinde referans noktası olarak çok faydalıdırlar. Güneş paralaksının Güneş merkezinde Dünyanın yarıçapı ile birleşen açı, ihtilaf-ı manzar doğru olarak hesaplanmasında buna ilaveten Dünyanın Güneşten gerçek uzaklığının hesaplanmasına destek olmaktadır. Bu sebeple ABD ve avrupada asteroitler hakkında geniş araştırmalar yapılmaktadır
Dinozorları Yok Etmiş olduğu Fikredilen Asteroid NASA Tarafınca Aklandı

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 65 milyon yıl ilkin dinozorları yok ettiğine inanılan asteroidin aslına bakarsak suçsuz bulunduğunu açıkladı
İlk kez 2007 senesinde Nature dergisinde piyasaya çıkan teoriye bakılırsa, dinozorların ölümünden asteroid kuşağındaki 298 Baptistina asteroid grubundaki bir gök cismi görevli tutulmuştu.
Fakat, NASA'nın WISE uydusuyla elde edilmiş son olarak veriler, Mars ile Jupiter içinde yer edinen asteroid grubunun dinozolarların yok olmasından görevli olmadığını savundu. NASA yetkilisi Lindsay Johnson yapmış olduğu açıklamada, “WISE araştırma ekibinin yapmış olduğu incelemeler sonucunda, dinozorların yok oluşu hemen hemen tam olarak aydınlatılabilmiş değil†ifadesini kullandı.
NASA tarafınca 2007'de ortaya atılan kuram ise şu şekilde: Baptistina ismini taşıyan asteroid, 160 milyon yıl ilkin Mars ile Jüpiter içinde bir başka asteroidle çarpıştı. Çarpışma sonucunda dağlar kadar büyük gök taşları uzay boşluğuna saçıldı. Bu parçalardan bir tanesi Dünya'ya çarparak, dinozorların yok olmasına niçin oldu.
Dinozorları Hangi Meteor Yok Etti?
WISE uydusunun haiz olduğu kızılötesi teleskop kullanılarak, Baptistina ailesine üye bin kadar asteroidin üstünden yansıyan Güneş ışınları çözümleme edildi. Elde edilmiş bulgular ışığında, Dünya'ya çarpan parçanın koptuğu asteroidin 160 değildir, 80 milyon yıl ilkin parçalanmış olduğu savı güçlendi.
NASA'nın California eyaletindeki Jet İtiş Gücü Laboratuarlarında görevli Amy Mainzer, “80 milyon senenin çarpışmada ortaya çıkan parçaların belirgin bir konum alması ve Dünya'ya düşmesi için kafi vakit sunmadığını†belirtti. Asteorid kuşağındaki gök cisimlerinin Dünya'nın yörüngesine girmesi için, çok uzun bir vakit süresince Jüpiter ve Satürn'ün çekim kuvvetlerinin etkisiyle yer değiştirmeleri gerekiyor.
Elde edilmiş bulgular, dinozorların 65 milyon yıl ilkin yok olduğu inanışını da belirsizliğe sürükledi. WISE uydusuyla meydana getirilen çalışmanın başını çeken Joseph Masiero, “Asteroid kuşağındaki cisimlerin çeşitlerine bakılırsa aile ağacını çıkarıyoruz. Bu şekilde birbirleriyle iyi mi çarpıştıklarını ve karıştıklarını anlamaya çalışacağız†dedi.
NASA'nın WISE programı gök haritasını çıkarmak için 2009'da başlatıldı. NASA, göğün iki kere haritasını çıkaran uydunun şu an “uyku modunda†bulunduğunu belirtti.
Kaynak: Gençbilim (21 Eylül 2011)
ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 65 milyon yıl ilkin dinozorları yok ettiğine inanılan asteroidin aslına bakarsak suçsuz bulunduğunu açıkladı
İlk kez 2007 senesinde Nature dergisinde piyasaya çıkan teoriye bakılırsa, dinozorların ölümünden asteroid kuşağındaki 298 Baptistina asteroid grubundaki bir gök cismi görevli tutulmuştu.
Fakat, NASA'nın WISE uydusuyla elde edilmiş son olarak veriler, Mars ile Jupiter içinde yer edinen asteroid grubunun dinozolarların yok olmasından görevli olmadığını savundu. NASA yetkilisi Lindsay Johnson yapmış olduğu açıklamada, “WISE araştırma ekibinin yapmış olduğu incelemeler sonucunda, dinozorların yok oluşu hemen hemen tam olarak aydınlatılabilmiş değil†ifadesini kullandı.
NASA tarafınca 2007'de ortaya atılan kuram ise şu şekilde: Baptistina ismini taşıyan asteroid, 160 milyon yıl ilkin Mars ile Jüpiter içinde bir başka asteroidle çarpıştı. Çarpışma sonucunda dağlar kadar büyük gök taşları uzay boşluğuna saçıldı. Bu parçalardan bir tanesi Dünya'ya çarparak, dinozorların yok olmasına niçin oldu.
Dinozorları Hangi Meteor Yok Etti?
WISE uydusunun haiz olduğu kızılötesi teleskop kullanılarak, Baptistina ailesine üye bin kadar asteroidin üstünden yansıyan Güneş ışınları çözümleme edildi. Elde edilmiş bulgular ışığında, Dünya'ya çarpan parçanın koptuğu asteroidin 160 değildir, 80 milyon yıl ilkin parçalanmış olduğu savı güçlendi.
NASA'nın California eyaletindeki Jet İtiş Gücü Laboratuarlarında görevli Amy Mainzer, “80 milyon senenin çarpışmada ortaya çıkan parçaların belirgin bir konum alması ve Dünya'ya düşmesi için kafi vakit sunmadığını†belirtti. Asteorid kuşağındaki gök cisimlerinin Dünya'nın yörüngesine girmesi için, çok uzun bir vakit süresince Jüpiter ve Satürn'ün çekim kuvvetlerinin etkisiyle yer değiştirmeleri gerekiyor.
Elde edilmiş bulgular, dinozorların 65 milyon yıl ilkin yok olduğu inanışını da belirsizliğe sürükledi. WISE uydusuyla meydana getirilen çalışmanın başını çeken Joseph Masiero, “Asteroid kuşağındaki cisimlerin çeşitlerine bakılırsa aile ağacını çıkarıyoruz. Bu şekilde birbirleriyle iyi mi çarpıştıklarını ve karıştıklarını anlamaya çalışacağız†dedi.
NASA'nın WISE programı gök haritasını çıkarmak için 2009'da başlatıldı. NASA, göğün iki kere haritasını çıkaran uydunun şu an “uyku modunda†bulunduğunu belirtti.
Kaynak: Gençbilim (21 Eylül 2011)
Dünya'yı Nükleer Roket Kurtaracak
ABD'nin en mühim araştırma tesislerinden Los Alamos Ulusal Laboratuarı'ndaki bilim adamları, gerçekleştirdikleri bilgisayar simülasyonlarında, asteroidlere karşı nüklee füzeleri kullandı. Simülasyonda, uzunluğu 500 metre olan asteroide, 1 megaton gücünde nükleer roket gönderildi. 1 megaton, Japonya'nın Nagazaki kentine atılan atom bombasının 50 katına müsavi geliyor.
Araştırmada yer edinen Bob Weaver, “Elde ettiğimiz sonuca bakılırsa, nükleer roket asteroidi Dünya'ya zarar veremeyecek kaya parçalarına çevirecek†dedi.
3 boyutlu simülasyon, dünyanın en süratli 10 bilgisayarından birisi olan Cielo süper bilgisayarının 32 bin işlemcisinde gerçekleştirildi. Nükleer roket, asteroidin yüzeyinde çok büyük hasara yol açtı. Bu netice, tıpkı 1998 senesinde çekilen Armageddon filmimizde olduğu benzer biçimde, kamikaze astronotların Dünya'yı kurtarmak için bir asteroidin yüzeyine inip nükleer bomba yerleştirmelerinin gereksiz bulunduğunu gösterdi.
Weaver, Armageddon filmindeki bir senaryonun, çarpışmaya bir tek ay kalması benzer biçimde durumlarda son çare olarak denenebileceğini beyan etti. Fakat, asteroidlerin nükleer bombayla yok edilmesinin negatif neticeleri da olacak. Bu şekilde bir durumda, çok sayıda toz ve kaya parçası Dünya'nın üstüne yağacak.
Başka Müdafa Sistemleri,metotları
Bilim adamları, Dünya'ya erişmesi seneler sürecek asteroidlere karşı nükleer füzeden başka çözümler de bulunabileceğini belirtti. Bunlardan biride bir tanesi, asteroide bir robotik uzay aracı göndermek. Uzay aracı, asteroidle birlikte yol alıp, oluşturacağı çekim gücüyle bir römork haline gelecek. Seneler devam eden seyahat süresince, asteroid yavaş yavaş rotasını değiştirecek.
ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), söz konusu teknik beceriye geçmişte uzaya gönderilmiş olduğu bulgu araçlarıyla ulaştı. Dawn (Şafak) uzay aracı, asteroid kuşağında yer edinen, 530 kilometre genişliğindeki Vesta asteroidiyle birlikte hareket ediyor. Japonya'nın Hayabusa uzay aracı ise 2005'te Itokawa asteoidinde numune almayı başarmıştı.
Römork görevi görmek yerine, uzay araçları asteroidle kafa kafaya da çarpıştırılabilir. 2005 senesinde NASA, Tempel 1 buzul kuyruklu yıldızının bileşenlerini tesbit etmek için ‘darbe ölçer' bir uzay aracı göndermişti. Bu yöntem, gök taşlarının rotasından çıkmasına niçin olabilir ama, bilim adamları römork seçeneğinin daha güvenilir bulunduğunu belirtiyor.
Gök bilimciler, 65 milyon yıl ilkin dinozorları yok eden asteroidin bir benzerinin kısa sürede yaşanabileceğinden kaygı duyuyor ve giderek artan “asteroid tehdidi önleme†çabalarını destekliyor.
Kaynak: Ntvmsnbc (13 Mart 2012,10:26)
Bilim adamlarının yapmış olduğu yeni bir araştırma, Dünya'nın, üstüne gelmekte olan bir asteroid'den tıpkı filmlerdeki benzer biçimde kurtulabilineceğini ortaya koydu.
ABD'nin en mühim araştırma tesislerinden Los Alamos Ulusal Laboratuarı'ndaki bilim adamları, gerçekleştirdikleri bilgisayar simülasyonlarında, asteroidlere karşı nüklee füzeleri kullandı. Simülasyonda, uzunluğu 500 metre olan asteroide, 1 megaton gücünde nükleer roket gönderildi. 1 megaton, Japonya'nın Nagazaki kentine atılan atom bombasının 50 katına müsavi geliyor.
Araştırmada yer edinen Bob Weaver, “Elde ettiğimiz sonuca bakılırsa, nükleer roket asteroidi Dünya'ya zarar veremeyecek kaya parçalarına çevirecek†dedi.
3 boyutlu simülasyon, dünyanın en süratli 10 bilgisayarından birisi olan Cielo süper bilgisayarının 32 bin işlemcisinde gerçekleştirildi. Nükleer roket, asteroidin yüzeyinde çok büyük hasara yol açtı. Bu netice, tıpkı 1998 senesinde çekilen Armageddon filmimizde olduğu benzer biçimde, kamikaze astronotların Dünya'yı kurtarmak için bir asteroidin yüzeyine inip nükleer bomba yerleştirmelerinin gereksiz bulunduğunu gösterdi.
Weaver, Armageddon filmindeki bir senaryonun, çarpışmaya bir tek ay kalması benzer biçimde durumlarda son çare olarak denenebileceğini beyan etti. Fakat, asteroidlerin nükleer bombayla yok edilmesinin negatif neticeleri da olacak. Bu şekilde bir durumda, çok sayıda toz ve kaya parçası Dünya'nın üstüne yağacak.
Başka Müdafa Sistemleri,metotları
Bilim adamları, Dünya'ya erişmesi seneler sürecek asteroidlere karşı nükleer füzeden başka çözümler de bulunabileceğini belirtti. Bunlardan biride bir tanesi, asteroide bir robotik uzay aracı göndermek. Uzay aracı, asteroidle birlikte yol alıp, oluşturacağı çekim gücüyle bir römork haline gelecek. Seneler devam eden seyahat süresince, asteroid yavaş yavaş rotasını değiştirecek.
ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), söz konusu teknik beceriye geçmişte uzaya gönderilmiş olduğu bulgu araçlarıyla ulaştı. Dawn (Şafak) uzay aracı, asteroid kuşağında yer edinen, 530 kilometre genişliğindeki Vesta asteroidiyle birlikte hareket ediyor. Japonya'nın Hayabusa uzay aracı ise 2005'te Itokawa asteoidinde numune almayı başarmıştı.
Tempel-1'in vurulmuş olduğu an.
Römork görevi görmek yerine, uzay araçları asteroidle kafa kafaya da çarpıştırılabilir. 2005 senesinde NASA, Tempel 1 buzul kuyruklu yıldızının bileşenlerini tesbit etmek için ‘darbe ölçer' bir uzay aracı göndermişti. Bu yöntem, gök taşlarının rotasından çıkmasına niçin olabilir ama, bilim adamları römork seçeneğinin daha güvenilir bulunduğunu belirtiyor.
Gök bilimciler, 65 milyon yıl ilkin dinozorları yok eden asteroidin bir benzerinin kısa sürede yaşanabileceğinden kaygı duyuyor ve giderek artan “asteroid tehdidi önleme†çabalarını destekliyor.
Kaynak: Ntvmsnbc (13 Mart 2012,10:26)
Bileşik Nedir? Bileşikler ve Özellikleri Hakkında Genel Bilgiler
Element Nedir? Elementler Hakkında Genel Bilgiler
Molekül Nedir? Moleküller ve Özellikleri Hakkında Genel Bilgiler
YORUMLAR