Mustafa kemal atatürk’ün âGençliğe Hitabeâ adıyla malum hitabı, yukarıda tanıttığımız Söylev adlı ünlü tarihî büyük eserinin sonunda yer...
Mustafa kemal atatürk’ün âGençliğe Hitabeâ adıyla malum hitabı, yukarıda tanıttığımız Söylev adlı ünlü tarihî büyük eserinin sonunda yer alır. Şu demek oluyor ki, 15 Ekim’den 20 Ekim 1927’ye kadar devam eden konuşmasının son paragrafı ya da netice bölümüdür. Gençliğe Hitabe, olurya okullarda, resmî dairelerde müstakil olarak çerçevelenip duvarlara asılmış olduğu için, Söylev’tan ayrı bir metin şeklinde değerlendirilmekte ya da öyleki zannedilmektedir.
Gençliğe Hitabe, müstakil bir metin olarak değerlendirildiğinde de kendi içinde kesinlikle mühim bir mana ifade etmektedir. Ama, onun anlamını ve taşımış olduğu kıymeti daha iyi anlayabilmek için, Söylev’un bütünlüğü içinde fikretmek gerekir. Çünkü, Gençliğe Hitabe bir sonuçtur.
Gençliğe Hitabe, Söylev’un âTürk Gençliğine Bıraktığım Emanetâ başlığını taşıyan kısmına yer almıştır. Bu bölümde Hitabe’den ilkin Söylev’u özetleyen şu cümleler mevcuttur:
âMuhterem Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlâtlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bir takım noktaları belirtebilmiş isem, kendimi bahtiyar sayacağım.
Efendiler, bu beyanatımla, millî varlığı sonlanmış sayılan büyük bir milletin istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin son olarak esaslarına dayanan millî ve uygar bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız netice, asırlardan bu yana çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.â
Bu cümlelerden sonrasında, âEy Türk gençliği!â diye başlamış olan Hitabe başlar.
Mustafa kemal atatürk’ün âdüşünce babamâ söylediği Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliğinin düşünce teorisini ve uygulama plânlarını ortaya koyduğu ünlü eseri Türkçülüğün Esasları’nı (1923) şu şekilde bitiriyordu:
âEy bugünün Türk genci! Tüm bu işlerin yapılması, asırlardan bu yana seni bekliyor.â
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Mustafa kemal atatürk de, âmillî hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni Türk Devletiniâ nasıl kurduğunu anlattığı eserini (Söylev), şu şekilde bitiriyor:
âBu neticeyi (sonucu), Türk gençliğine emanet ediyorum.â
Ziya Gökalp, Türk gençliğini göreve çağırıyordu. Mustafa kemal atatürk ise Türk gençliğini, oluşturmayı başardığı millî ve uygar Türk Devletini, âilelebed muhafaza ve müdafaaâya, kısaca elde edilmiş sonucu âkorumayaâ çağırmaktadır.
Mustafa kemal atatürk’ün Türk gençliğine korunması için emanet etmiş olduğu âneticeâ (netice), âTürk istiklâliâ ve âTürk Cumhuriyetiâdir. Gençliğe Hitabe, âTürk istiklâliâ ve âTürk Cumhuriyetiâ kavramları üstüne kurulmuş bir metindir. Mustafa kemal atatürk, ısrarla bu iki kavram üstünde durarak bu iki kavramın âmuhafazaâ ve âmüdafaaâ edilmesini istemektedir. Çünkü, bu iki kavram, âasırlardan bu yana çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.â Şu demek oluyor ki kolayca elde edilmemiştir. İstiklâl Savaşı da bu kavramlar ya da değerler için yapılmıştır. Esasen Söylev, baştan sona, bunlara nasıl ulaşıldığını, İstiklâl ve Cumhuriyet’in nasıl elde edildiğini anlatmaktadır.
âTürk istiklâliâ ve âTürk Cumhuriyetiâ, Türk milletinin bundan ötürü Türk gençliğinin var olma ve var kalma sebebidir. Bu kavram ya da değerler olmadan Türk milletinin yaşaması, dünya üstünde bu şekilde bir milletin bulunması mümkün değildir. Mustafa kemal atatürk’ün, Türk gençliğinden âilelebedâ (dünya durdukçaebediyensonsuza kadar) müdafaasını ve gerektiğinde de savunmasını istemesinin sebep ve öne sürülen sebebi budur.
âMevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.â cümlesi, onun gerekçesini belirtir. Bu cümledeki âyegâne temelâ ifadesi, ısrarın önemini anlatır. Çünkü Türk milletinin var olması ve var kalması, kısaca sonsuza kadar yaşaması için başka bir yol, başka bir seçenek yoktur.
Burada derhal aklımıza bir sual gelmektedir ya da gelmelidir. âBir milletin istiklâli, bundan ötürü da istikbali nasıl korunur, korunabilir?â Korunacak olan istiklâl, milletin hususi olarak da Türk milletinindir. Milletin istiklâlinin korunması, İstiklâl Savaşı’nda olduğu şeklinde, devamlı silahlı müdafa ile olmaz. Müdafa son çaredir. Müdafa mecburiyeti olmadan ilkin, korunma muhafaza söz mevzusudur. Burada ilkin muhafazası söz mevzusu olan varlık, Türk milletidir. Millet, bir kültür birliğidir. Dünya insanlığını milletler topluluğu haline getiren ve öyleki yaşatan hususi kültürleridir. İnsanları millet dediğimiz sosyolojik topluluk haline getiren, âmillî kültürâleridir. O halde, millet varlığını korumanın en tabiî yolu, millî kültürü korumak ve yaşatmaktır.
İşte bu sebep ve gerekçeden dolayı Mustafa kemal atatürk, millî kültürcüdür. 1933’te Cumhuriyet’in onuncu kurum senesinde yapmış olduğu konuşmada, hususi adıyla âOnuncu Yıl Nutkuânda, kurup bizlere emanet bıraktığı Cumhuriyetten, âtemeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetiâ diye bahseder.
âTürkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.â
âMillî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel direği olarak kabul ediyoruzâ
âMillî kültürümüzü, çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkaracağız.â
âBizler direkt doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz; Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o denli güçlü olur.â
vb sözleri, Mustafa kemal atatürk’ün Türk istiklâlinin ve Türk Cumhuriyeti’nin korunması için gösterdiği yoldur. Türk istiklâlini ve Türk Cumhuriyeti’ni emanet etmiş olduğu Türk gençliği, emaneti korumak ya da koruyabilmek için millî kültür unsurları ile donatılmış, millî bilinç sahibi olarak yetişmeli, yetiştirilmelidir.
Mustafa kemal atatürk, uygar medeniyetin ortak insanlık değerlerine haiz olunmasını istemekle birlikte, kozmopolit ya da millî kültür ve değerleri hor gören ya da reddeden bir hümanist değildir. O, dünya görüşünü, Türk milleti varlığına gore şekillendirmiş bir Türk milliyetçisidir. Söylev’ta, âBizler her vasıtadan fakat ve yalnız bir tek temel görüşe dayanarak yararlanırız. O görüş şudur: Türk milletini medenî bütün ülkelerde, lâyık olduğu mevkie yükseltmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni sarsılmaz temelleri üstünde her gün daha çok güçlendirmek...â deyişi bunun ifadesidir. Şu demek oluyor ki Mustafa kemal atatürk, her şeyi Türk milleti açısından ve Türk milletine gore değerlendirir. Çünkü ona gore, âEsas olan, Türk milletinin onurlu ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır.â
Üstünde durduğumuz Gençliğe Hitabe’de de görüldüğü şeklinde, hedef kitle âTürk gençliğiâdir. Bu Mustafa kemal atatürk’ün düşünce sistemindeki âtoplum birimiâ tercihidir. O şekilde olmasaydı, âey dünya geçliğiâ ya da âey işçi gençliğiâ ya da âey İslâm gençliğiâ vs. şeklinde bir hitap kullanırdı. İşte bundan dolayı, Mustafa kemal atatürk, Türk milliyetçisidir. Büyük Türk Milliyetçisi düşünce adamımız Ziya Gökalp'’n ifadesiyle de, "Türk milliyetçiliğinin en büyük adamıdır.â Çünkü, gene Z.Gökalp’a gore, Türkiye Cumhuriyetini kurmakla, âTürk milliyetçiliğine resmiyet kazandırıp onu fiilen tatbikâ etmiştir.
Mustafa kemal atatürk milliyetçiliği şu şekilde anlamış olur ve tanım eder: âTürk milliyetçiliği, tüm çağdaş milletlerle bir ahenkte yürümekle birlikte, Türk içtimaî heyetinin hususi seciyesini ve başlıbaşına müstakil hüviyetini mahfuz tutmayı esas sayar;â bu itibarla millî olmayan cereyanların memlekete girmesini ve yayılmasını istemez.â
Bu tarifte de dikkat edilirse, Türk toplumsal yapısını koruma, esas alınmıştır.
Mustafa kemal atatürk, Türk İstiklâlini ve Türk Cumhuriyeti’ni emanet etmiş olduğu ve sonsuza kadar korumayı birinci vazife olarak verdiği Türk gençlerinin nasıl yetiştirilmesi gerektiği konusunu da çok açık belirtmiştir:
âYetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin sınırı ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel, Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine ve millî geleneklerine düşman olan tüm unsurlarla savaşım etmek lüzumu öğretilmelidir. Dünyanın milletler arası durumuna gore, bu şekilde bir mücadelenin gerektirdiği ruhî unsurlarla donatılmayan fertlere ve bu mahiyette fertlerden meydana gelen toplumlara yaşam ve istiklâl hakkı yoktur.â
Birinci vazife olarak, âTürk istiklâlini ve Türk Cumhuriyeti’ni ilelebed muhafaza ve müdafaaâ sorumluluğu yüklenen gençliğin bu konuyu yerine getirebilmesi için, Türk olmaktan gurur duyan, Türk kültürüne sahiplenen özetlemek gerekirse, Türk millî şuuruna haiz bir gençlik olması gerekir. Mustafa kemal atatürk’ün istediği gençlik, millî kimlik ve millî duygulardan soyunmuş, kendisini dünyalı (!) hisseden kozmopolit bir gençlik değildir. Sözün tam anlamı ile âTürk’ün gençliğiâdir.
Mustafa kemal atatürk, âTürk istiklâliâ ile beraber (aynı değerde olmak suretiyle) âTürk Cumhuriyetiânin de, Türk milletinin ve gençliğinin varlık sebebi olarak korunmasını ve savunmasını istiyor. Çünkü, âCumhuriyet, âmillî irade’ye dayanan rejimdir. Mustafa kemal atatürk, İstiklâl Savaşını millî iradeye dayanmak suretiyle kazanmış ve ona tam biçim vermek için âCumhuriyet’ rejimini kabul etmiştir. Padişahlık ile Cumhuriyet arasındaki fark, birincisinin âferdî irade’ye, ikincisinin (Cumhuriyet’in) ise, âmillî irade’ye dayanmasıdır. Buna gore Mustafa kemal atatürk, âmilletin mevcudiyeti’ için istiklâl ile birlikte Cumhuriyetin de zarurî olduğuna inanıyor.â
Türk milletinin ve gençliğin âmevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeliâ olan âTürk İstiklâl ve Cumhuriyetiâ, devamlı iç ve dış tehlikelere açıktır. âHazineânin devamlı hırsızın ya da düşmanın ilgisini çekmiş olduğu şeklinde, Türk milleti ve onun üstünde yaşamış olduğu vatan coğrafyası, düşmanların daha doğrusu sömürgeciemperyalistlerin ilgisini çekecektir. Tarihte olduğu şeklinde bundan sonrasında, gelecekte de Türk milletinin kötülüğünü isteyenler, memleketi işgal ve istilâ etmek isteyenler olacaktır; olması mümkündür.
Eğer, âgünün birinde, Türk istiklâl ve Cumhuriyeti herhangi bir sebeple tehlikeye düşerse, onu korumak için çaba sarfetmek için, uygun imkân ve koşul bekleme; hemen vazifeye atılâ diyen Mustafa kemal atatürk, bundan sonrasında, karşılaşılabilecek tehlikeleri diri bir biçimde sıralıyor:
a) İstiklâl ve Cumhuriyet’e kastedecek düşmanlar, bütün ülkelerde benzeri görülmemiş bir zaferin temsilcisi olabilirler. (Birinci Dünya Savaşı’nda bu şekilde olmuştu)
b) Zorla ya da türlü oyunlarla, vatanımızın tüm stratejik bölgeleri zaptedilebilir; orduları dağıtılıp memleketin her köşesi fiilen işgal edilmiş olabilir. (İstiklâl Savaşı öncesi bu şekilde bir durumla karşılaşmıştık.)
c) Tüm bunlardan biride daha fena ve tehlikeli olarak, ülkeyi yönetim edenler, gaflet, dalâlet ve hattâ hıyanet içinde olabilirler. Bununla birlikte bu idareciler, kişisel çıkarları için düşmanla ortaklık yapabilirler.
d) Memleket işgal edilir, idareciler düşmanla ortaklık yaparken, millet, bu olanlardan dolayı perişan ve yorgunbitkin olabilir. Şu demek oluyor ki olanlara karşı bir şey meydana getirecek durumda olmayabilir.
Mustafa kemal atatürk, memleketin, İstiklâl ve Cumhuriyet’in karşılaşabileceği ihtimalleri açık seçik sıralıyor. Bu sıraladıkları içinde, memleketi yönetenlerin gaflet ve dalâlet içinde bulunabileceklerini söylemekle birlikte; aynı derecede hain olabileceklerine olasılık vermiyor. Çünkü bu çok ağır bir ithamdır. Bu tür şeyler bizim içimizden çıkan, bizim yöneticilerimizdir. İşte bundan dolayı, âgaflet, dalâlet, hıyanet içinde bulunabilirlerâ demiyor. âGaflet ve dalâletâ ten sonrasında âhattââ edatını kullanıyor ve demek istiyor ki, âBizler yöneticilerimizin hain olacağını fikretmek istemeyiz, buna olasılık de vermeyiz; ama gene de ihtimaller içinde en kötüsü olarak hatırlatmak gerekir.â
Mustafa kemal atatürk, Gençliğe Hitabe’nin sonunda Türk gençliğine, âşartlar ne kadar fena olursa olsun, var olmak ve var kalmak istiyorsan, verilen birinci vazifeyi yerine getirip, Türk istiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmak, senin için tek çıkar yoldurâ , diyor.
Söylev ve bundan ötürü Gençliğe Hitabe, şu tümce ile bitiriliyor:
âMuhtaç olduğun kudret, damarlarındaki soylu kanda mevcuttur.â
Bu tümcede, millete itimat duygusu vardır. Türk gençliğinin var olmak ve var kalmak için dayanacağı kuvvet kaynağının gene kendi varlığında bulunmuş olduğu anlatılarak, millete ve gençliğe âkendine inanma ve güvenme duygusuâ verilmektedir.
Çünkü Mustafa kemal atatürk kendisi de, Millî Savaşım’ye bu şekilde bir kuvvet kaynağından güç ile birlikte başladığını şu şekilde konu alıyor:
âBen 1919 Mayısında Samsun’a çıktığım gün, elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve bana ait vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte bu millî kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım.â
âEy Türk İstikbalinin evlâdı!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki soylu kanda mevcuttur. â
Başka yerden kuvvet, yardım, yardım arama; kuvvetin membaı kendine, milletine güvenmektir.
YORUMLAR